<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - Tarihe Farklı Bakış]]></title>
		<link>https://gidenler.me/</link>
		<description><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - https://gidenler.me]]></description>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:57:46 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Asimile olmaya zorlanan topluluk: Karamanlılar!]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-39.html</link>
			<pubDate>Sat, 03 May 2025 18:10:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-39.html</guid>
			<description><![CDATA[Tarihte bir çok Türk boyu asimile olmuştur. Bunlardan bir diğeri dini yüzünden göz göre göre asimile olan Karamanlılar. Neden böyle söylüyorum diyorsanız diliniz Türkçe olacak anadolunun çeşitli bölgelerinde bulunacaksınız ama gel gör ki bir gün sırf din sebebiyle bilmediğin bir dilin konuşulduğu, havasını suyunu bilmediğin bir toprağa mübadele için gönderilip asimile olacaksın.<br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_11_12_25_1_51_38.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_11_12_25_1_51_38.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Giriş</b></span></div>
<br />
<fieldset><legend><b>Millet Nedir?</b></legend>Millet çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği</span> olan insanların oluşturduğu topluluk.</fieldset><br />
Millet kavramını oluşturan en güçlü unsurlardan birisi dildir. Dil, kendisini kullanan topluma ait kültürün sürekliliğini sağlayan en önemli ögedir. Karamanlıların en önemli özelliği ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe’den başka bir dil bilmemeleri ve eserlerini Grek alfabesiyle Türkçe yazmış olmalarıdır.</span> Arı ve duru bir Oğuz Türkçesi konuşan Karamanlılar’ın, Grek harfleriyle yazılan Türkçesi’ne Karamanlıca adı verilir. Karamanlı Türkçesi ile yazılmış bilinen ilk eser 1584 tarihli olup “Gülzar-ı İman-ı Mesihi” adında dini bir kitaptır.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz,<br />
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz,<br />
Öyle mahludî hatt-ı tarikatimiz vardır,<br />
Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz.”</span></fieldset><br />
Karamanlılar, Osmanlı döneminde İslamiyet'ten önceki yıllarda Türkler'in taşıdığı isimleri kullanmışlardır. Karamanlılar, İç ve güneybatı Anadoluda <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Niğde, Nevşehir, Karaman, Kayseri ve Konya, daha genel bir ifadeyle Trabzon-Silifke hattında yer alan şehirlerde-</span> Müslüman Türklerle beraber yaşamışlardır.<br />
<br />
Karamanlılar’ın geleneksel giyimi Anadolu Müslümanları ile benzerlik göstermektedir. Kadınlar üç etekli fistan giyerken erkekler kalın kuşaklarla birlikte şalvar giyerler. Karamanlılar Türkçe konuşurdu, pek çoğu Yunanistan’a göç ettikten sonra Rumca öğrendi. Dini kitaplarının hepsi Karamanlıca (Grek harfleriyle yazılmış Türkçe)’ydı. Kilise ayinleri ve vaazları Türkçe yapılıyordu. 1923 yılında Lozan’da gerçekleşmesi görüşülen nüfus mübadelesi haberinin Anadolu’ya yayıldığı sıralarda Karamanlılar, kendilerinin bu göçe tabi tutulacağına ihtimal vermiyor, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz Türk oğlu Türküz!”</span> diyorlardı. 1923'teki Türk-Yunan Ahali Mübadelesi ile Yunanistan'a gönderilmişlerdir.<br />
<br />
Türkiye‘den göç eden Ortodoksların sayısı ise 1 milyon 200 bin civarında olup bunların 200 binini Karamanlılar oluşturmaktaydı. Sözleşmeye göre İstanbul, İmroz ve Bozcaada Rumları ile Batı Trakya Müslümanları göçün dışında bırakılacaktı. Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün özel izni ile Karamanlıların dini lideri sayılan ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Ortodoks Patrikhanesi</span>’nin kurucusu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Papa Eftim ve ailesi</span> ile birkaç patrikhane mensubu aile daha Türkiye’de kalmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Kemal Atatürk</span>’ün Karamanlılar’ın göçüyle ilgili oldukça üzüntü duyduğu bilinmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hamdullah Suphi</span> anılarında bu durumu şöyle anlatır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Celal Bayar bir gün bana; Bilir misin Hamdullah, Atatürk’ün son yıllarda en büyük üzüntüsü ne idi?” </span>diye sorar. Bilmediğimi söyleyince, cevabı kendisi verir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Anadolu’dan binlerce Hıristiyan Türk’ü göndermiş olmasıydı.”</span><br />
<br />
Yunanistan'a göçe tabi tutulan Karamanlılar, kendilerine gösterilen bölgelere yerleştiler. Her aileye birer tane derme çatma ev ile öküz verildi. Böylece yoksulluklar içinde sıfırdan bir hayat kurdular. Yunanistan hükümeti işe ilk olarak Türk çocuklarına Yunanca öğretmek için okullardaki eğitimi daha sıkıya alarak başladı. Bu sırada köy kiliselerindeki Türk papazların yerini merkezden atanan ve Yunanca vaaz veren papazlar alacaktır. Okullarda Türkçe konuşmak yasaklanmış ancak yasak yer yer sokaklara taşmış ve Türkler dışarıda Türkçe konuşamaz olmuştur ve yavaş yavaş ilerleyen bu süreçten kimlikleri unutturulmuş ve günümüzde asimile olmuşlardır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Kesin Olmayan Bilgi</b></legend>Bir kaç yazıda Karamanlıların, Bizansta paralık askerlik yapan Hristiyan Türkler <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Peçenekler, Kıpçaklar ve Uzlar-</span> olduğu ve kökenlerinin buna dayandığı geçmektedir. Fakat kesinliği ile ilgili bir kaynak görmedim.</fieldset></div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=32" target="_blank" title="Karamanlides_homeland.png">Karamanlides_homeland.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 24.36 KB / İndirme Sayısı: 111)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihte bir çok Türk boyu asimile olmuştur. Bunlardan bir diğeri dini yüzünden göz göre göre asimile olan Karamanlılar. Neden böyle söylüyorum diyorsanız diliniz Türkçe olacak anadolunun çeşitli bölgelerinde bulunacaksınız ama gel gör ki bir gün sırf din sebebiyle bilmediğin bir dilin konuşulduğu, havasını suyunu bilmediğin bir toprağa mübadele için gönderilip asimile olacaksın.<br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_11_12_25_1_51_38.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_11_12_25_1_51_38.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Giriş</b></span></div>
<br />
<fieldset><legend><b>Millet Nedir?</b></legend>Millet çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği</span> olan insanların oluşturduğu topluluk.</fieldset><br />
Millet kavramını oluşturan en güçlü unsurlardan birisi dildir. Dil, kendisini kullanan topluma ait kültürün sürekliliğini sağlayan en önemli ögedir. Karamanlıların en önemli özelliği ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe’den başka bir dil bilmemeleri ve eserlerini Grek alfabesiyle Türkçe yazmış olmalarıdır.</span> Arı ve duru bir Oğuz Türkçesi konuşan Karamanlılar’ın, Grek harfleriyle yazılan Türkçesi’ne Karamanlıca adı verilir. Karamanlı Türkçesi ile yazılmış bilinen ilk eser 1584 tarihli olup “Gülzar-ı İman-ı Mesihi” adında dini bir kitaptır.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz,<br />
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz,<br />
Öyle mahludî hatt-ı tarikatimiz vardır,<br />
Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz.”</span></fieldset><br />
Karamanlılar, Osmanlı döneminde İslamiyet'ten önceki yıllarda Türkler'in taşıdığı isimleri kullanmışlardır. Karamanlılar, İç ve güneybatı Anadoluda <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Niğde, Nevşehir, Karaman, Kayseri ve Konya, daha genel bir ifadeyle Trabzon-Silifke hattında yer alan şehirlerde-</span> Müslüman Türklerle beraber yaşamışlardır.<br />
<br />
Karamanlılar’ın geleneksel giyimi Anadolu Müslümanları ile benzerlik göstermektedir. Kadınlar üç etekli fistan giyerken erkekler kalın kuşaklarla birlikte şalvar giyerler. Karamanlılar Türkçe konuşurdu, pek çoğu Yunanistan’a göç ettikten sonra Rumca öğrendi. Dini kitaplarının hepsi Karamanlıca (Grek harfleriyle yazılmış Türkçe)’ydı. Kilise ayinleri ve vaazları Türkçe yapılıyordu. 1923 yılında Lozan’da gerçekleşmesi görüşülen nüfus mübadelesi haberinin Anadolu’ya yayıldığı sıralarda Karamanlılar, kendilerinin bu göçe tabi tutulacağına ihtimal vermiyor, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz Türk oğlu Türküz!”</span> diyorlardı. 1923'teki Türk-Yunan Ahali Mübadelesi ile Yunanistan'a gönderilmişlerdir.<br />
<br />
Türkiye‘den göç eden Ortodoksların sayısı ise 1 milyon 200 bin civarında olup bunların 200 binini Karamanlılar oluşturmaktaydı. Sözleşmeye göre İstanbul, İmroz ve Bozcaada Rumları ile Batı Trakya Müslümanları göçün dışında bırakılacaktı. Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün özel izni ile Karamanlıların dini lideri sayılan ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Ortodoks Patrikhanesi</span>’nin kurucusu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Papa Eftim ve ailesi</span> ile birkaç patrikhane mensubu aile daha Türkiye’de kalmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Kemal Atatürk</span>’ün Karamanlılar’ın göçüyle ilgili oldukça üzüntü duyduğu bilinmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hamdullah Suphi</span> anılarında bu durumu şöyle anlatır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Celal Bayar bir gün bana; Bilir misin Hamdullah, Atatürk’ün son yıllarda en büyük üzüntüsü ne idi?” </span>diye sorar. Bilmediğimi söyleyince, cevabı kendisi verir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Anadolu’dan binlerce Hıristiyan Türk’ü göndermiş olmasıydı.”</span><br />
<br />
Yunanistan'a göçe tabi tutulan Karamanlılar, kendilerine gösterilen bölgelere yerleştiler. Her aileye birer tane derme çatma ev ile öküz verildi. Böylece yoksulluklar içinde sıfırdan bir hayat kurdular. Yunanistan hükümeti işe ilk olarak Türk çocuklarına Yunanca öğretmek için okullardaki eğitimi daha sıkıya alarak başladı. Bu sırada köy kiliselerindeki Türk papazların yerini merkezden atanan ve Yunanca vaaz veren papazlar alacaktır. Okullarda Türkçe konuşmak yasaklanmış ancak yasak yer yer sokaklara taşmış ve Türkler dışarıda Türkçe konuşamaz olmuştur ve yavaş yavaş ilerleyen bu süreçten kimlikleri unutturulmuş ve günümüzde asimile olmuşlardır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Kesin Olmayan Bilgi</b></legend>Bir kaç yazıda Karamanlıların, Bizansta paralık askerlik yapan Hristiyan Türkler <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Peçenekler, Kıpçaklar ve Uzlar-</span> olduğu ve kökenlerinin buna dayandığı geçmektedir. Fakat kesinliği ile ilgili bir kaynak görmedim.</fieldset></div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=32" target="_blank" title="Karamanlides_homeland.png">Karamanlides_homeland.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 24.36 KB / İndirme Sayısı: 111)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paleologos Hanedanı'ndan Osmanlı'ya Vezirler]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-640.html</link>
			<pubDate>Thu, 01 May 2025 18:21:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-640.html</guid>
			<description><![CDATA[Son zamanlarda yoğunluklar bende bitmiyor, her gün yeni bir uğraş ve iş yerinin yenilikleri derken özel hayatta en sevdiğim şey olan araştırmak ve yeni şeyler okumak zor oluyordu... Her neyse bir kaç gün önce bir web sitesinde gördüğüm soru beni şaşırtmıştı. Üzerine yaptığım araştırmalarla da bayağı heyecana düştüğüm konuyu size sunmaktan kendimi alıkoyamadım: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı'da tanınan iki vezirin Bizans'ı yöneten Paleologos prensi olması</span>...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paleologos (Palaiologos) Hanedanı</span>, 1259-1453 yılları arasında hüküm sürmüş Bizans hanedanıdır. Bizans kaynaklarında Paleologos Hanedanı, kökleri eski çağlara kadar uzanan soylu bir aile olarak sunulursa da, bilinen ilk Paleologos, VII. Mihail döneminde (1071-1078 arası hükümdar) Mezopotamya'nın Stratigos'u <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nikiforos Paleologos</span>'tur. Paleologoslar, zengin toprak sahipleri olup, diğer soylu aileler olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Komninoslar, Angeloslar ve Dukaslarla</span> akrabaydılar (evlilikler sebebiyle). Komnenos, Dukas ve Angelos gibi diğer güçlü Bizans aileleriyle kurdukları evlilik bağları sayesinde Bizans aristokrasisi içinde önemli bir konuma yükseldiler. 12. yüzyılda askeri alanda öne çıkan birçok üye yetiştirdiler.<br />
<br />
Tahtı ele geçirmeleri "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Megas Domestikos</span>" (ordu komutanı) unvanı taşıyan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andronikos Paleologos</span>'un oğlu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIII. Mihail Paleologos</span> zamanındadır. VIII. Mihail, İznik'te hüküm süren meşru imparator IV. İoannis Laskaris'in genç yaşta olmasından yararlanarak 1259'da kendini imparator ilan etti ve Paleologos Hanedanlığı'nı kurdu. 1261'de Konstantinopolis'in geri alınmasıyla VIII. Mihail, Bizans İmparatorluğu'nun başkentini yeniden kurdu ve Ayasofya'da taç giydi. Bu olay Paleologos Hanedanlığı döneminin başlangıcı oldu ancak hanedanın iktidarı, Osmanlıların Konstantinopolis'i fethetmesi ve son Palaiologos imparatoru XI. Konstantin Palaiologos şehir düşerken ölümüyle sona ermiştir.<br />
<br />
Hanedanın bazı üyeleri hayatta kalarak Avrupa'ya kaçmış, bazı üyeleri de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmiş ve hizmet etmiştir. Özellikle Son Bizans imparatoru XI. Konstantin Palaiologos'un yeğeni olan abi ve kardeşinin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Has Murad Paşa</span></span>, <a href="#" class="tooltip">vezir<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vezir</span>, İslâm devletlerinde hükümdardan sonra gelen en yetkili yönetici.</span></a> ve <a href="#" class="tooltip">beylerbeyi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beylerbeyi</span>, Osmanlı Devleti döneminde bir eyaletin yönetiminden sorumlu olan kişiydi.</span></a> görevinde bulunmuş Osmanlı devlet adamıdır. 1453 yılında İstanbul'un Fethi sonucu kardeşi Mesih Paşa ile birlikte esir düşmüş ve devşirilerek sarayda eğitim görmüşlerdir. Mesih Paşa ve Has Murad Paşa’nın İstanbul fethedildiğinde onlu yaşların başında devşirilmiştir. Murad Paşa, sarayda padişah II. Mehmed’in en güvendiği kişilerden olduğundan “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Has</span>” lakabıyla tanınmıştır.<br />
<br />
1460 yılında düzenlenen Mora Seferi'ne katılmış, 1468 yılı Aralık ayında vezir olmuş, 1468 veya 1469 yılında Rumeli beylerbeyi olmuştur. <a href="#" class="tooltip">Eğriboz Seferi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğriboz Kuşatması</span>, 1463-1479 Osmanlı-Venedik Savaşı'nın önemli bir evresi olup, 1470 yılında Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Türk ordusunun donanmanın da yardımıyla Venedik'in en önemli denizaşırı topraklardan Negroponte'nin kuşatılıp fethedilmesi ve tüm Eğriboz Adası'nın Osmanlı topraklarına katılmasıyla sonuçlanan seferdir.</span></a>'ne katılmış, buranın Osmanlı hâkimiyetine alınmasından sonra da Mora üzerine seferde bulunmuştur. Osmanlı ile Akkoyunlular arasında yaşanan <a href="#" class="tooltip">Otlukbeli Muharebesi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Otlukbeli Muharebesi</span> ya da Başkent Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesidir.</span></a>'nin öncesinde 4 Ağustos 1473 yaşanan bir çatışmada yenilmiş ve geri çekilirken Fırat Nehri'nde boğularak ölmüş, kendi yaptırdığı külliyeye gömülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesih Paşa</span></span> ise II. Bayezid saltanatında 1499-1501 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Mesih Paşa, beylerbeyliği ve vezirlik görevlerine getirilmiştir. 1480 yılında gerçekleştirilen Rodos seferinde serdar olarak atanmış ancak adanın alınamaması üzerine vezirlikten azledilerek Gelibolu sancakbeyliğine gönderilmiştir. Daha sonra divanda vezir bulunurken Çandarlı II. İbrahim Paşa'nın vefatı üzerine vezir-i azam olmuştur. 1501 yılında Galata'daki barut mahzenine yıldırım düşmesi sonucu çıkan yangının söndürülmesi için çalışırken, Galata kadısı ile bulunduğu yüksek yerden düşerek yaralanmış ve birkaç gün sonra ölmüştür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Son zamanlarda yoğunluklar bende bitmiyor, her gün yeni bir uğraş ve iş yerinin yenilikleri derken özel hayatta en sevdiğim şey olan araştırmak ve yeni şeyler okumak zor oluyordu... Her neyse bir kaç gün önce bir web sitesinde gördüğüm soru beni şaşırtmıştı. Üzerine yaptığım araştırmalarla da bayağı heyecana düştüğüm konuyu size sunmaktan kendimi alıkoyamadım: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı'da tanınan iki vezirin Bizans'ı yöneten Paleologos prensi olması</span>...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paleologos (Palaiologos) Hanedanı</span>, 1259-1453 yılları arasında hüküm sürmüş Bizans hanedanıdır. Bizans kaynaklarında Paleologos Hanedanı, kökleri eski çağlara kadar uzanan soylu bir aile olarak sunulursa da, bilinen ilk Paleologos, VII. Mihail döneminde (1071-1078 arası hükümdar) Mezopotamya'nın Stratigos'u <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nikiforos Paleologos</span>'tur. Paleologoslar, zengin toprak sahipleri olup, diğer soylu aileler olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Komninoslar, Angeloslar ve Dukaslarla</span> akrabaydılar (evlilikler sebebiyle). Komnenos, Dukas ve Angelos gibi diğer güçlü Bizans aileleriyle kurdukları evlilik bağları sayesinde Bizans aristokrasisi içinde önemli bir konuma yükseldiler. 12. yüzyılda askeri alanda öne çıkan birçok üye yetiştirdiler.<br />
<br />
Tahtı ele geçirmeleri "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Megas Domestikos</span>" (ordu komutanı) unvanı taşıyan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Andronikos Paleologos</span>'un oğlu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIII. Mihail Paleologos</span> zamanındadır. VIII. Mihail, İznik'te hüküm süren meşru imparator IV. İoannis Laskaris'in genç yaşta olmasından yararlanarak 1259'da kendini imparator ilan etti ve Paleologos Hanedanlığı'nı kurdu. 1261'de Konstantinopolis'in geri alınmasıyla VIII. Mihail, Bizans İmparatorluğu'nun başkentini yeniden kurdu ve Ayasofya'da taç giydi. Bu olay Paleologos Hanedanlığı döneminin başlangıcı oldu ancak hanedanın iktidarı, Osmanlıların Konstantinopolis'i fethetmesi ve son Palaiologos imparatoru XI. Konstantin Palaiologos şehir düşerken ölümüyle sona ermiştir.<br />
<br />
Hanedanın bazı üyeleri hayatta kalarak Avrupa'ya kaçmış, bazı üyeleri de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmiş ve hizmet etmiştir. Özellikle Son Bizans imparatoru XI. Konstantin Palaiologos'un yeğeni olan abi ve kardeşinin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Has Murad Paşa</span></span>, <a href="#" class="tooltip">vezir<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vezir</span>, İslâm devletlerinde hükümdardan sonra gelen en yetkili yönetici.</span></a> ve <a href="#" class="tooltip">beylerbeyi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beylerbeyi</span>, Osmanlı Devleti döneminde bir eyaletin yönetiminden sorumlu olan kişiydi.</span></a> görevinde bulunmuş Osmanlı devlet adamıdır. 1453 yılında İstanbul'un Fethi sonucu kardeşi Mesih Paşa ile birlikte esir düşmüş ve devşirilerek sarayda eğitim görmüşlerdir. Mesih Paşa ve Has Murad Paşa’nın İstanbul fethedildiğinde onlu yaşların başında devşirilmiştir. Murad Paşa, sarayda padişah II. Mehmed’in en güvendiği kişilerden olduğundan “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Has</span>” lakabıyla tanınmıştır.<br />
<br />
1460 yılında düzenlenen Mora Seferi'ne katılmış, 1468 yılı Aralık ayında vezir olmuş, 1468 veya 1469 yılında Rumeli beylerbeyi olmuştur. <a href="#" class="tooltip">Eğriboz Seferi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğriboz Kuşatması</span>, 1463-1479 Osmanlı-Venedik Savaşı'nın önemli bir evresi olup, 1470 yılında Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Türk ordusunun donanmanın da yardımıyla Venedik'in en önemli denizaşırı topraklardan Negroponte'nin kuşatılıp fethedilmesi ve tüm Eğriboz Adası'nın Osmanlı topraklarına katılmasıyla sonuçlanan seferdir.</span></a>'ne katılmış, buranın Osmanlı hâkimiyetine alınmasından sonra da Mora üzerine seferde bulunmuştur. Osmanlı ile Akkoyunlular arasında yaşanan <a href="#" class="tooltip">Otlukbeli Muharebesi<span><b></b><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Otlukbeli Muharebesi</span> ya da Başkent Muharebesi, 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında yapılmış bir meydan muharebesidir.</span></a>'nin öncesinde 4 Ağustos 1473 yaşanan bir çatışmada yenilmiş ve geri çekilirken Fırat Nehri'nde boğularak ölmüş, kendi yaptırdığı külliyeye gömülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesih Paşa</span></span> ise II. Bayezid saltanatında 1499-1501 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Mesih Paşa, beylerbeyliği ve vezirlik görevlerine getirilmiştir. 1480 yılında gerçekleştirilen Rodos seferinde serdar olarak atanmış ancak adanın alınamaması üzerine vezirlikten azledilerek Gelibolu sancakbeyliğine gönderilmiştir. Daha sonra divanda vezir bulunurken Çandarlı II. İbrahim Paşa'nın vefatı üzerine vezir-i azam olmuştur. 1501 yılında Galata'daki barut mahzenine yıldırım düşmesi sonucu çıkan yangının söndürülmesi için çalışırken, Galata kadısı ile bulunduğu yüksek yerden düşerek yaralanmış ve birkaç gün sonra ölmüştür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zeydiyye Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-349.html</link>
			<pubDate>Sun, 16 Feb 2025 11:18:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-349.html</guid>
			<description><![CDATA[Uzun zaman önce Mısır üzerinde kurulan Türk Devletlerini araştırırken karşıma <span style="background-color: #fcff01;">Fatımiler</span> çıkmıştı. Bu devleti araştırırken devletin halifelikle yönetildiği ve halifenin Şii mezhebinde olduğunu okuduğum an nedir bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şii"</span>lik diye bayağı araştırma yapmıştım. <br />
<br />
İslam dini, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed (SAV)</span>'in M.S. 610 yılında tebliği ile başlamış, bu tebliğe yanıt verenlere müslüman denilmiş, yeteri kadar müslüman olunca da İslamı yaymak için bir İslam devleti kurulmuş ve 632 yılına kadar da Hz.Muhammed (SAV) bu devlet başkanlık yapmıştır. Ancak 632 yılında Hazreti Peygamber (ASM) ın vefatından hemen sonra bu devlete liderlik edecek kişi tartışılmıştır. Bunlardan ilk isim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Ebubekir</span> diğeri ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="background-color: #fcff01;">Hz.Ali</span></span>'dir. O dönemki ulemanın çoğunluğunun Hz. Ebubekir'i seçmesi ve Hz. Ali'nin seçilmemesi İslam dininin ilk mezhepsel temellerini atılmıştır. Sırasıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Ömer</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Osman</span> döneminde bu durum yükselmiş, özellikle Hz. Muhammed(SAV)'in eşi Hz.Aişe ile Hz.Ali'nin Basra'da gerçekleşen savaşında perçinlenmiş ve Hz.Ali'nin Irak ve Şam sınırlarında Muâviye ile savaşında patlak vermiş ve siyasi bir mezhep olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şiilik(Şia)"</span> kurulmuştur.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=620" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=620]" class="mycode_img" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akla şu gelmektedir, Hz.Ali ismi sürekli geçti ama Hz.Ali'yi önemli yapan nedir?</span><ul class="mycode_list"><li>Hz.Ali, Hz.Muhammed(SAV)'in baba ve annesinin vefatından sonra onu himayesine alan ve büyüten amcası Ebu Talib'in oğludur. Yani Peygamber(ASM)'in kuzenidir.<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in ilk tebliğinden sonra tereddütsüz ona inanan ve iman eden ilk çocuktur (7 yaşında).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in hicretinde suikast düzenlenecekleri atlatmak için onun yerine bu suikastı göğüslenendir (Peygamber(ASM)'in kaldığı yerde gittiği belli olmasın diye yatağında onun yerine yatmıştır).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in damadıdır(Hz.Fatıma'nın eşi).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in katıldığı tüm savaşlarda sancaktardır (Tebük savaşı hariç)<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in soyuna Ehl-i Beyt denir ve Ehl-i Beyt, Hz.Ali'nin soyundan olanlardır (Hz.Fatıma ile çocuklarından olanların soyu).<br />
</li>
</ul>
Özellikle Gadir-i Hum olayı bunlarında ötesindedir. Şia ve Ehli Sünnet arasında büyük ayrım buradadır. Sünni kaynaklarda bu mesele<br />
<br />
<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Hz. Peygamber bir seferde ordunun başında Ali b. Ebu Talib'i gönderir. (Bu küçük bir grupta olabilir). Dönüşte bazı sahabiler Hz.Ali'den şikayette bulunurlar. Bu şikayetler üzerine Hz. Peygamber <span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ali'den ne istiyorsunuz, ben Ali'denim, o da benden ve o, benden sonra her müminin velisidir!"</span></span> der veya <span style="background-color: #6aa84f;color: white;">&nbsp;<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır"</span>&nbsp;</span> der ve Hz.Ali'yi korumaktadır. [<span style="background-color: #fcff01;">Tirmizi</span> ve <span style="background-color: #6aa84f;color: white;">&nbsp;Büreyde&nbsp;</span>]<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
Şia ise bu olayı Hz.Ali'nin halifeliğine işaret eder.<br />
<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Hz.Peygamber (a.s.v) hicretin onuncu yılında, Zilhicce ayının on sekizinde Veda Haccından dönerken, Maide suresi’nin 67. ayetinin nazil olmasıyla, Gadir-i Hum denen yerde okuduğu hutbedir. Hz. Resulullah (s.a.v) insanlara yakında aralarından ayrılacağını ve Müslümanlara iki ağır emanet bıraktığını açıkladıktan sonra, Hz. Ali’nin elini tutarak, kaldırdı ve şöyle buyurdu: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ben kimin mevlası (veli ve önderi) isem, Ali de onun mevlasıdır (veli ve önderidir)"</span>. Böylece Hz.Ali’yi kendisinden sonra Müslümanların önderi olarak tanıttı. Bu esnada Maide suresinin 3. ayeti nazil oldu: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümitsizliğe düştüler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim; üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.”</span>. Daha sonra Hz.Peygember (s.a.v) Gadir hutbesini vermiş, Hz.Ali’nin Hz. Peygamberden (s.a.v) sonraki hilafet ve velayetini bununla pekiştirilmiştir.<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=621" loading="lazy"  width="200" height="150" alt="[Resim: attachment.php?aid=621]" class="mycode_img" /><br />
Veda Haccı Yolu</div>Tüm bu anlatılanlardan sonra konunun anlaşılması için yeniden başa dönersek, Hz Peygamber (s.a.v)'ın vefatı üzerine müslümanların dirliği ve birliği için bir halife olması gerektiği savunulmuş, sözü geçenler bunu karşılayabilecek bir halife seçimi istenilmiş, bunun için bir meclis kurulmuş; Hz.Peygamber (s.a.v)'in defin işleriyle ilgilenen Hz.Ali, bu meclise katılım sağlamamış ve Halife olarak Hz.Ebubekir seçilmiştir. Burada ayrılık Müslümanlar arasında ayrılığın temelleri atılmış ve en son Hz.Osman'ın vefatı üzerine Hz.Ali ile Muaviye arasındaki savaşta Şia ortaya çıkmıştır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) den sonra Hz.Ali'nin iktidara geçmesi bekleniyordur.<br />
<br />
Konuyu bu kadar uzatmak istemedim. Ancak bu konulara üstünkörü olarak bakmazsak ileri de anlatılacaklar eksik kalacak ve anlaşılmayacaktı. Bazı konulara ise çokça değinmedim aksi halde bunun üzerine Sünni görüşler ve Şia görüşleri üzerine daha fazla yazacaktık ve bu konudan sapmamıza neden olacaktı. Bu konular üzerine yeni bir yazıda tartışırız.<br />
<br />
Buraya kadar Zeydiyyenin bağlı olduğu Şia'nın nasıl ortaya çıktığını anlatmaya çalıştık. Şimdi Şia görüşlerine bakmamız ve bunun üzerine Zeydiyye'yi tanımlamamız gerekmekte. Çünkü Zeydiyye, itikadi konularda Mutezille'ye, fıkhi konularda ise Sunni mezheplerden Hanifi mezhebine yakınlığı ile ön plana çıkmaktadır. Şia mezheplerinin en önemli özelliği olan imamet konusu bu mezhepte de ön plandadır(imanın şartlarındandır.). Şia'da 14 masum ve akabinde 12 imam sırasıyla şunlardır:<br />
<ul class="mycode_list"><li>i. Hz.Muhammed (s.a.v)<br />
</li>
<li>ii. Hz. Fatıma (r.a)<br />
</li>
<li>1. Hz.Ali (r.a)<br />
</li>
<li>2. Hz.Hasan (r.a)<br />
</li>
<li>3. Hz. Hüseyin (r.a)<br />
</li>
<li>4. Hz. Zeynelabidin (r.a)<br />
</li>
<li>5. Hz. Muhammed Bakır (r.a)<br />
</li>
<li>6. Hz. Cafer-es Sadık (r.a)<br />
</li>
<li>7. Hz. Musa Kazım (r.a)<br />
</li>
<li>8. Hz. Ali Rıza (r.a)<br />
</li>
<li>9. Hz. Muhammed Taki (r.a)<br />
</li>
<li>10. Hz. Ali Naki (r.a)<br />
</li>
<li>11. Hz. Hasan Askeri (r.a)<br />
</li>
<li>12. Hz. Muhammed Mehdi (r.a)</li>
</ul>
Bu listedekiler masumdur her türlü günahtan uzaktır günahsızdır. Ehli sünnette imamet yoktur. Masumluk konusu sadece Peygamberlerin sıfatlarından biridir. En büyük ayrım buradadır. Hatta öyle ki Şia'da Kelime tevhid:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Lailaheillallah Muhammedun Resulullah ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aliyyun Veliyyu Hamiyetullahi ve Huccetullah!</span>"</span> (Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ve Ali Allah’ın dostudur. Allah’ın resulünün varisi ve onun ilk halifesidir.</span>)<br />
<br />
Ancak Şia mezhepleri arasında yer ne kadar Hz. Ali'nin ilk imam ilk halife olmasında hem fikir olsalar bile imametin devamı konusunda fikir ayrılıkları vardır. Örneğin Caferiyye 12 imamcı olsa bile İsmailiyye 7 imamcıdır yani İsmailiyye de 7. imam 6.İmam Cafer-es Sadık'ın oğlu İsmail'dir (Caferilikte bu Musa Kazım'dır) ve son imamdır. Burada imamın, iki mezhepte Hz. Hüseyin'in soyundan gelecek olması konusunda hem fikirdir. Ancak Zeydiyye'de burada farklı bir bakış açısı getirmektedir. Caferiyye'de 12.imam Muhammed Mehdi'dir.<br />
<br />
"İmam Mehdi beş yaşında iken imamet makamına gemiştir. Bu andan itibaren Küçük Gaybet(gizlenme)'i bitene kadar dört naip diye bilinen elçileri aracılığı insanlarla iletişim kurmaktaydı. Son naibin vefatından sonra büyük gaybet başlamıştır. Günümüzde de büyük gaybettedir ve zuhur tarihi -ki kıyametten önce gelecek- hiçbir şekilde belli değildir. Zeydiyye'de gaybette imam yoktur yani bir nevi 11.imamda son bulmaktadır. Gaybet konusuna sıcak bakmamaktadır. Zeydiyye, "İmamet" konusunda Şia mezhepleri altında incelense de imamete bakış açısı diğer Şia kollarından da farklıdır. İmam olacak kişi Hz.Ali (ve Hz.Fatıma) soyundan gelecek ve imamet için belli şartları sağlayıp bunu alelen duyuracaktır. Aksi halde imamlığından bahsedemez. Zaten bu şartı sebebiyle Caferilikte kabul gören 12.imam Muhammed Mehdi'yi kabul etmez. <br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Zeydiyye Mezhebi Nedir?</b></span></div>
Zeydiyye, Mutezile gibi akla önem veren bir mezheptir. Allah’ın kullarına verdiği üç delil olarak kitap, sünnet ve aklı saymaktadır, kitap ve  sünnet akılla bilinebileceği için aklı diğer iki delilin önüne geçirmektedir. Yukarıda da belirttiğim gibi itikadi konularda Mutezille'ye benzetilme sebebide bunlardan dolayıdır. Hatta mezhebin temel esasları Tevhid, Adalet, el-Va’d ve’l-Vaid, Nübüvvet, İmamet ve el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’nNehyi ani’l-Münker olarak sıralanmakta sadece "İmamet" konusunda mutezille'den ayrılmaktadır. (Mutezile de iman esasları: Tevhid, adalet, el-menzile beyne'l-menzileteyn, emir-i bi'l-ma'ruf nehiy ani'l-münker ve el-vaʻd ve'l-vaîd)<br />
<br />
Zeydiyye mezhebinin temel görüşlerini Tevhid, Adalet, el-V’ad ve’l-Va’id, Emr-i bi’lMa’ruf ve Nehy-i Ani’l-Münker ve İmamet konuları etrafında şekillenmektedir. Bu beş esas aynı zamanda Zeydiyye’nin mezhep esasları olarak da kabul edilmektedir.<br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tevhid:</span></span> Zeydiyye tevhid konusunda Allah’ın bir olduğunu belirttikten sonra sıfatları Allah ile özdeşleştirir ve bu sıfatların zıtlarının Allah’a nispetini, Allah’ın zatına zaid ve kadim olmalarını reddeder. Zeydiyye Allah’ın sıfatlarını zatından, zatını da sıfatlardan ayrı olarak görmemektedir. Onlara göre Allah zatıyla alim, kadir, semi, basir ve haydır ve Allah’ın hem bu dünyada hem de ahirette görülemeyeceğini iddia etmektedir.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ve Ehli Sünnet [kirmizi</b></legend>Farkı[/kirmizi]]"Allah’ın zâtına zâid ve kadîm olmalarını reddeder" ifadesi, Mu'tezile mezhebinin Allah'ın sıfatlarının O'nun zâtından ayrı ve ezelî varlıklar olarak kabul edilmesini reddeden görüşünü yansıtır. Bu yaklaşım, Allah'ın mutlak birliğini koruma amacı güderken, Ehl-i Sünnet âlimleri sıfatların zâttan ayrı olmamakla birlikte ezelî olduğunu kabul ederler. Yani, u'tezile sıfatların Allah’ın zatıyla tamamen aynı olduğunu savunurken, Ehl-i Sünnet sıfatların Allah ile birlikte ezeli olduğunu ama O’ndan bağımsız olmadığını kabul eder.</fieldset><br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Her iki mezhep de Allah’ın birliğini vurgular ve sıfatlar konusunda Mu‘tezile’nin yaklaşımına yakındır.<br />
-Allah’ın zatından ayrı kadîm sıfatların olmadığını savunurlar.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Adalet:</span></span> Allah’ın yaptığı her şeyin adaletli olduğu esasına dayanan bu prensibin temelinde Allah’ı menfi her türlü tasavvurdan uzaklaştırma düşüncesi bulunmaktadır. Zeydiyye’ye göre Allah, küfrü, zulmü ve adaletsizliği yaratmaz, insanlara sadece iyiliği ve itaati emredip kötülüğü yasaklar ve insanı kendi fiilinde serbest bırakır. Allah bütün fiillerinde adildir, yarattıklarını gözetendir, kulları için merhametlidir, güçlerinin yetmediği şeyi yüklemez, yapmadığı şeylerden sorumlu tutmaz, Allah zerre miktarı zulmetmez, bir iyilik varsa buna büyük bir ecir verir, Allah küfrü ve zulmü yaratmaz onları emretmez. Kimde bunlardan birini yaparsa Allah merhamet etmez, Allah insanlar ile iman arasına bir engel koymaz, itaati emredip ma’siyeti nehyeder, Allah insanlara iyilik ve kötülüğü gösterir, Allah kulların fiillerinden beridir, küfür ve iman Allah tarafından açıklanmıştır, bu ikisini yapmak insanlardandır. Zeydiyye’ye göre Allah’ın yaptığı bir şeyin Allah’a vacip olmaması gerektiği gibi Allah da kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi yüklemez.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- İnsanların fiillerinde özgür olduğunu, irade sahibi olduklarını kabul ederler.<br />
- Allah’ın asla zulmetmeyeceğini, insanlara adaletle muamele ettiğini savunurlar.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. el-Va’d ve’l-Vaid:</span></span> Zeydiyye’ye göre Va’d Mutezile’de olduğu gibi, iyilik yapanları ödüllendireceğini, vaid ise kötülük yapanları, günah işleyenleri ve adaletsizlik yapanları cezalandıracağını söyleyen Allah’ın bu sözünden dönmemesidir. Va’di sevap (mükafat) haberleri, vaid’i ise ceza haberleri olarak tanımlayan Zeydiyye’ye göre Allah muhakkak, müminleri öldükleri zaman ödüllendirecek ve onları ebedi cennete gönderecektir. Kafirleri ise cezalandırarak ebedi kalacakları cehenneme gönderecektir. Yine bu konuda Zeydiyye’ye göre Müslümanlardan büyük günah işleyenler tövbe etmeden öldükleri takdirde Cehennem’de ebedi olarak kalacaklardır. Büyük günah işleyen kimsenin ne mümin ne de kafir olduğu, ikisi arasında bir yerde bulunduğu ve tövbe etmediği takdirde cehennemlik olacağı, fakat cezasının kafirlerden daha hafif olacağı anlamına gelen el-menzile beyne’l-menzileteyn prensibine gelince, Mutezile’nin esasları arasında yer alan bu prensip Zeydi kelamcılar tarafından mezhep esasları arasında sayılmamaktadır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Büyük günah işleyen kişi ne tam olarak mümin ne de tam olarak kâfirdir; ikisi arasında bir konumdadır. Bu görüş, Mutezile mezhebine ait olup bazı Zeydîler tarafından da benimsenmiştir.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İmamet:</span></span> İmamet esası, Zeydi düşüncenin merkezini oluşturmaktadır ve imametin Ali-Fatıma (Fatımi) soyundan gelen alim, faziletli, kahraman, cömert, takva sahibi ve bizzat imametini ilan ederek kendi adına davette bulunan kimsenin hakkı olduğuna inanan topluluğun genel adı olarak karşımıza çıkmaktadır. İmamet, Zeydiyye’ye göre dinin usulünden sayılmaktadır. Zeydi imamet nazariyesine göre Hz. Peygamberden sonra ümmetin en faziletlisi ve imamete en layık kişi olan Hz.Ali, ondan sonra da Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’dir. Bu ikisinden sonra ise onların soyundan gerekli şartları haiz her kim imametini ilan eder ve davette bulunursa o kendisine itaatin zorunlu olduğu imamdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Zeydiler için İmametin üç ana şartı vardır:</span></span><br />
1. İmamların Hz.Hasan veya Hz.Hüseyin’in soyundan geliyor olması gerekmektedir. Bu soydan gelen ve kendi imametini açıkça ilan ederek kendisine davette bulunan <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">buluğa ermiş, hür, erkek, alim zamanının en faziletlisi, cesur, cömert, takva sahibi, adaletli, Allah yolunda cihad eden, zalimlere karşı şiddetli, müminlere karşı güvenilir vb. sıfatlara sahip olan kişi kendisine itaatin vacib olduğu imamdır.</span><br />
2. İmamların gerçek bilgiye sahip ve ictihad yapabilen alim kişiler olması gerekmektedir<br />
3. İmamın açıkça imametini ilan ederek kendi adına davette bulunması ve bunun için mücadele etmesidir. <br />
<br />
<fieldset><legend><b>Caferiyye ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi] ]İlk maddeye bakıldığında Caferiyye'nin 12.imamının reddi aşikardır. Hatırlanacağı üzere 5.yaşında İmametini ilan etmişti. Buluğa ermişlik şartı sağlanmıyor. İkinci ve Üçüncü madde incelendiğinde ise Caferiyye'nin gaybette olan 12.İmamının açıkça kendi imametini açıklaması şartı sağlanmadığı gibi ictihadı kendi ağzından olmadığından reddi aşikardır.</fieldset><br />
İmamet görüşüyle ilgili olarak Zeydiyye’nin Hz.Ebubekir ve Hz. Ömer hakkındaki görüşleri diğer Şia mezheplerinden farklıdır. Zeydiler, umumiyetle bu ikisi hakkında olumlu düşünürler. Hz. Ali'yi ümmetin en faziletlisi (efdal imam) olarak kabul etmekle birlikte Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in Peygamber (asm)'in arkadaşları olması ve onunla birlikte cihad etmelerinden, Hz. Ali’nin bu ikisinin imametinden razı olmasından (mefdul imam) ve onlar hakkındaki iyi sözler söylemesinden dolayı Zeydiler bu iki kişinin imametini caiz görmektedirler.<br />
<br />
Zeydi imamet nazariyesindeki bir başka önemli nokta da efdal ve mefdul imam anlayışıdır. Zeyd b. Ali’nin Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer hakkındaki tutumu efdal varken mefdulün yani daha az faziletli olanın imametinin caiz olup olmadığını gündeme getirmiştir. Neticede Zeydiyye, efdal dururken Müslümanların menfaati gereği mefdulün imametini caiz kabul etmiştir. Bu yaklaşımlarıyla Zeydiyye’nin imamet konusuna yeni boyutlar kazandığı görülmektedir ve bu konuda diğer Şia mezheplerinden farklıdır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Zeydiyye, Ehli Beyt imamlarına bağlıdır ancak İmametin belirli bir soya mahkum olmadığını, yeterli şartları taşıyan her Fatımi soyundan gelen (Haşimoğulları) birinin imam olabileceğini savunur.<br />
- Mutezile, imamet konusunda kesin bir görüş belirlememekle birlikte adaletli ve liyakat sahibi bir liderin başa geçmesini savunur.</fieldset><br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi] ]- Zeydiyye, imametin Ali soyundan (Fatımi Haşimoğulları) birine ait olması gerektiğini savunur.<br />
- Mutezile, imametin belirli bir aileye ait olmadığını, hak edenin başa geçmesi gerektiğini savunur.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker:</span></span> İslam düşüncesinde iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak anlamına gelen ve Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker şeklinde formüle edilen bu prensibin hem iyiliğin yerleştirilmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması şeklinde ahlaki boyutu hem de zulme karşı kuvvet kullanma ve kötü yöneticilere başkaldırma şeklinde siyasi boyutu bulunmaktadır.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sizden iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir topluluk olsun, işte başarıya ulaşanlar onlardır”</span> (Al-i İmran 104)</fieldset> <br />
Al-i İmran 104.ayeti delil olarak kullanan Zeydiyye’ye göre belirli şartlar yerine geldiğinde bu prensibi uygulamak vacibtir. İlim ve kudret şartları yerine geldiği zaman bu prensibi uygulamak zorunludur ve akıl-baliğ olup gücü yeten kişinin neyi emredip neyi yasaklayacağını bilmesi gerekir.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi]]- Zeydiyye, gerektiğinde zalim yönetime karşı silahlı isyanı meşru görür.<br />
- Mutezile, siyasi konularda genellikle barışçıl ve teorik bir yaklaşımı benimser.</fieldset><br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Zeydiyye Mezhebi Nasıl Ortaya Çıkmıştır?</b></span></div>
Zeyd bin Ali (695-740), Hz. Hüseyin’in torunu, İmam Zeynelâbidin’in oğlu ve Şii Zeydiyye mezhebinin kurucu lideri olarak kabul edilen önemli bir İslam âlimi ve siyasetçisidir.<br />
<br />
Zeyd bin Ali'nin ne zaman doğduğu net olarak belli değildir. MS 695, 698 ve 699 yıllarından birinde Medine'de doğmuştur. İlk olarak babası İmam Zeynelâbidin'den eğitim almaya başlamış daha sonraları abisinde İmam Muhammed Bakır'dan eğitim almaya devam etmiştir. Döneminin diğer önemli isimleri Ebân bin Osman, Urve bin Zübeyr, Abdullah bin Hasan, Abdullah bin Ebî Râfi’ eğitim alıp hadis rivayet etmiştir. Peygamber (s.a.v)'in ashabından bazılarını görmüştür. Medine’den başka diğer İslâm memleketlerini de dolaşarak oralarda ilim tahsil etmiştir. Fıkıhta ve kırâat ilminde zamanının gözdesidir. Güzel konuşmaları ile etrafındakilerin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
II. Ömer'in yaklaşık iki yıl gibi kısa süren Emevîler Hâlifeliği sırasında gerçekleştirdiği köklü inkılâplar halkın zihnine kalıcı bir şekilde kazınmıştı. II. Ömer'in yakın arkadaşı olan "Zeyd" de onun ani ölümünün ardından büyük bir şaşkınlık ve keder içerisindeydi. II. Ömer'in ardından iş başına gelen yeni Emevî Hükümeti, onun gerçekleştirdiği adilâne inkılâpları devam ettirmeğe pek istekli görünmüyordu. İşte böyle bulanık bir ortamda "Zeyd ibn Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn", Kûfelilerden kendisinin halifeliğe talip olmasını destekleyen mektuplar ve davetler almağa başlamıştı. Aynı zamanda Zeyd’in değişik memleketlere ilim için yaptığı seyahatleri bahane ederek Emevî halifesi Hişam bin Abdülmelik'i aleyhine kışkırttılar. Onun ilim için dolaşmayıp, hilâfete geçmek için çevresine adam topladığını söylediler. Milâdi 740 yılında İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit'in de desteğini arkasına alan "Zeyd ibn Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn", her ne kadar İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe ile İmam Malik tarafından Kûfe'de bir hıyanete uğraması olasılığının mevcudiyeti yönünde ikâz edildiyse de, bu uyarılara pek aldırış etmeden Emevîler Hâlifeliği'ne karşı yeni bir kıyam hareketi başlatmak üzere Kûfe'ye doğru yola çıktı.<br />
<br />
Zeydîler'in inancına göre İmâm Zeyd Kûfe'ye vardığında tam muharebenin başlamasından bir saat evvel Kûfeliler kendisine Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer hakkındaki görüşlerinin hangi istikamette olduğu sualini yönelttiler. Zeyd'de onlara cevaben:<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Ailemin hiçbir ferdinden ne onların aleyhinde tek bir laf söylediklerini işittim, ne de Dîn-i İslâm'ın yüceltilmesi uğruna sarf etmiş oldukları gayretlerini hayırla yâd etmelerinden başka bir şey duydum.</fieldset><br />
şeklinde karşılık vermesi üzerine derhal ondan desteklerini çekerek, kendisine “Ebubekir ve Ömer’e düşman ol” dediler. O da, onlara;<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Büyük dedem olan Resûlullah Muhammed Mustafa'nın sevdiği iyi kimselere düşmanlık edemem.</fieldset><br />
şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Dört Yüz kişi hariç, diğerleri -kaynakların çoğunda 28.000 kişilik ordunun- onu savaş alanında terk ettiler. Zeyd, bunlara “Beni terk ettiler,” manâsına gelen “Ve kad rafadûnî” dedi. Bu kelimeden dolayı, kendi ordusundan ayrılmak surtiyle ona hıyânet edenlere Râfızîler adı verildi. Zeyd'in yanında kalarak onunla birlikte savaşarak şehid düşenlerin takipçileri olduklarını söyleyenlere de Zeydîler adı verildi. Burada yapılan savaşta Zeyd öldürüldü. Naaşı Kûfe’ye, başı Mısır’a defnedilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri</span><br />
- Mecmû‘u’l-Fıkh: Zeydî fıkhının temel kaynaklarından biridir.<br />
- Musned Zeyd: Hadisleri içeren bir eser olup, Zeydî hadis literatürünün temel kaynaklarındandır.<br />
- Kitâbü’l-İmâme ve’ş-Şurût: İmamet ve liderlik konularında görüşlerini içeren bir eser.<br />
<br />
<img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Zeyd bin Ali"><b>Zeyd bin Ali</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Şia"><b>Şia</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Mutezile"><b>Mutezile</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Zeydiyye"><b>Zeydiyye</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Şia Mezhepleri"><b>Şia Mezhepleri</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Murezile ve Zeydiyye arasındaki fark"><b>Murezile ve Zeydiyye arasındaki fark</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+eftal imam"><b>eftal imam</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+mefdul imam"><b>mefdul imam</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+gaybet"><b>gaybet</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Caferiyye"><b>Caferiyye</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Ehl-i Sünnet"><b>Ehl-i Sünnet</b></a><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="GIF Image" border="0" alt=".gif" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=620" target="_blank" title="ali.gif">ali.gif</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 112.29 KB / İndirme Sayısı: 59)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=621" target="_blank" title="veda haccı.png">veda haccı.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 391.95 KB / İndirme Sayısı: 60)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzun zaman önce Mısır üzerinde kurulan Türk Devletlerini araştırırken karşıma <span style="background-color: #fcff01;">Fatımiler</span> çıkmıştı. Bu devleti araştırırken devletin halifelikle yönetildiği ve halifenin Şii mezhebinde olduğunu okuduğum an nedir bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şii"</span>lik diye bayağı araştırma yapmıştım. <br />
<br />
İslam dini, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed (SAV)</span>'in M.S. 610 yılında tebliği ile başlamış, bu tebliğe yanıt verenlere müslüman denilmiş, yeteri kadar müslüman olunca da İslamı yaymak için bir İslam devleti kurulmuş ve 632 yılına kadar da Hz.Muhammed (SAV) bu devlet başkanlık yapmıştır. Ancak 632 yılında Hazreti Peygamber (ASM) ın vefatından hemen sonra bu devlete liderlik edecek kişi tartışılmıştır. Bunlardan ilk isim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Ebubekir</span> diğeri ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="background-color: #fcff01;">Hz.Ali</span></span>'dir. O dönemki ulemanın çoğunluğunun Hz. Ebubekir'i seçmesi ve Hz. Ali'nin seçilmemesi İslam dininin ilk mezhepsel temellerini atılmıştır. Sırasıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Ömer</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz.Osman</span> döneminde bu durum yükselmiş, özellikle Hz. Muhammed(SAV)'in eşi Hz.Aişe ile Hz.Ali'nin Basra'da gerçekleşen savaşında perçinlenmiş ve Hz.Ali'nin Irak ve Şam sınırlarında Muâviye ile savaşında patlak vermiş ve siyasi bir mezhep olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şiilik(Şia)"</span> kurulmuştur.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=620" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=620]" class="mycode_img" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akla şu gelmektedir, Hz.Ali ismi sürekli geçti ama Hz.Ali'yi önemli yapan nedir?</span><ul class="mycode_list"><li>Hz.Ali, Hz.Muhammed(SAV)'in baba ve annesinin vefatından sonra onu himayesine alan ve büyüten amcası Ebu Talib'in oğludur. Yani Peygamber(ASM)'in kuzenidir.<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in ilk tebliğinden sonra tereddütsüz ona inanan ve iman eden ilk çocuktur (7 yaşında).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in hicretinde suikast düzenlenecekleri atlatmak için onun yerine bu suikastı göğüslenendir (Peygamber(ASM)'in kaldığı yerde gittiği belli olmasın diye yatağında onun yerine yatmıştır).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in damadıdır(Hz.Fatıma'nın eşi).<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in katıldığı tüm savaşlarda sancaktardır (Tebük savaşı hariç)<br />
</li>
<li>Peygamber(ASM)'in soyuna Ehl-i Beyt denir ve Ehl-i Beyt, Hz.Ali'nin soyundan olanlardır (Hz.Fatıma ile çocuklarından olanların soyu).<br />
</li>
</ul>
Özellikle Gadir-i Hum olayı bunlarında ötesindedir. Şia ve Ehli Sünnet arasında büyük ayrım buradadır. Sünni kaynaklarda bu mesele<br />
<br />
<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Hz. Peygamber bir seferde ordunun başında Ali b. Ebu Talib'i gönderir. (Bu küçük bir grupta olabilir). Dönüşte bazı sahabiler Hz.Ali'den şikayette bulunurlar. Bu şikayetler üzerine Hz. Peygamber <span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ali'den ne istiyorsunuz, ben Ali'denim, o da benden ve o, benden sonra her müminin velisidir!"</span></span> der veya <span style="background-color: #6aa84f;color: white;">&nbsp;<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır"</span>&nbsp;</span> der ve Hz.Ali'yi korumaktadır. [<span style="background-color: #fcff01;">Tirmizi</span> ve <span style="background-color: #6aa84f;color: white;">&nbsp;Büreyde&nbsp;</span>]<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
Şia ise bu olayı Hz.Ali'nin halifeliğine işaret eder.<br />
<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Hz.Peygamber (a.s.v) hicretin onuncu yılında, Zilhicce ayının on sekizinde Veda Haccından dönerken, Maide suresi’nin 67. ayetinin nazil olmasıyla, Gadir-i Hum denen yerde okuduğu hutbedir. Hz. Resulullah (s.a.v) insanlara yakında aralarından ayrılacağını ve Müslümanlara iki ağır emanet bıraktığını açıkladıktan sonra, Hz. Ali’nin elini tutarak, kaldırdı ve şöyle buyurdu: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ben kimin mevlası (veli ve önderi) isem, Ali de onun mevlasıdır (veli ve önderidir)"</span>. Böylece Hz.Ali’yi kendisinden sonra Müslümanların önderi olarak tanıttı. Bu esnada Maide suresinin 3. ayeti nazil oldu: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümitsizliğe düştüler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim; üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.”</span>. Daha sonra Hz.Peygember (s.a.v) Gadir hutbesini vermiş, Hz.Ali’nin Hz. Peygamberden (s.a.v) sonraki hilafet ve velayetini bununla pekiştirilmiştir.<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=621" loading="lazy"  width="200" height="150" alt="[Resim: attachment.php?aid=621]" class="mycode_img" /><br />
Veda Haccı Yolu</div>Tüm bu anlatılanlardan sonra konunun anlaşılması için yeniden başa dönersek, Hz Peygamber (s.a.v)'ın vefatı üzerine müslümanların dirliği ve birliği için bir halife olması gerektiği savunulmuş, sözü geçenler bunu karşılayabilecek bir halife seçimi istenilmiş, bunun için bir meclis kurulmuş; Hz.Peygamber (s.a.v)'in defin işleriyle ilgilenen Hz.Ali, bu meclise katılım sağlamamış ve Halife olarak Hz.Ebubekir seçilmiştir. Burada ayrılık Müslümanlar arasında ayrılığın temelleri atılmış ve en son Hz.Osman'ın vefatı üzerine Hz.Ali ile Muaviye arasındaki savaşta Şia ortaya çıkmıştır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) den sonra Hz.Ali'nin iktidara geçmesi bekleniyordur.<br />
<br />
Konuyu bu kadar uzatmak istemedim. Ancak bu konulara üstünkörü olarak bakmazsak ileri de anlatılacaklar eksik kalacak ve anlaşılmayacaktı. Bazı konulara ise çokça değinmedim aksi halde bunun üzerine Sünni görüşler ve Şia görüşleri üzerine daha fazla yazacaktık ve bu konudan sapmamıza neden olacaktı. Bu konular üzerine yeni bir yazıda tartışırız.<br />
<br />
Buraya kadar Zeydiyyenin bağlı olduğu Şia'nın nasıl ortaya çıktığını anlatmaya çalıştık. Şimdi Şia görüşlerine bakmamız ve bunun üzerine Zeydiyye'yi tanımlamamız gerekmekte. Çünkü Zeydiyye, itikadi konularda Mutezille'ye, fıkhi konularda ise Sunni mezheplerden Hanifi mezhebine yakınlığı ile ön plana çıkmaktadır. Şia mezheplerinin en önemli özelliği olan imamet konusu bu mezhepte de ön plandadır(imanın şartlarındandır.). Şia'da 14 masum ve akabinde 12 imam sırasıyla şunlardır:<br />
<ul class="mycode_list"><li>i. Hz.Muhammed (s.a.v)<br />
</li>
<li>ii. Hz. Fatıma (r.a)<br />
</li>
<li>1. Hz.Ali (r.a)<br />
</li>
<li>2. Hz.Hasan (r.a)<br />
</li>
<li>3. Hz. Hüseyin (r.a)<br />
</li>
<li>4. Hz. Zeynelabidin (r.a)<br />
</li>
<li>5. Hz. Muhammed Bakır (r.a)<br />
</li>
<li>6. Hz. Cafer-es Sadık (r.a)<br />
</li>
<li>7. Hz. Musa Kazım (r.a)<br />
</li>
<li>8. Hz. Ali Rıza (r.a)<br />
</li>
<li>9. Hz. Muhammed Taki (r.a)<br />
</li>
<li>10. Hz. Ali Naki (r.a)<br />
</li>
<li>11. Hz. Hasan Askeri (r.a)<br />
</li>
<li>12. Hz. Muhammed Mehdi (r.a)</li>
</ul>
Bu listedekiler masumdur her türlü günahtan uzaktır günahsızdır. Ehli sünnette imamet yoktur. Masumluk konusu sadece Peygamberlerin sıfatlarından biridir. En büyük ayrım buradadır. Hatta öyle ki Şia'da Kelime tevhid:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Lailaheillallah Muhammedun Resulullah ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aliyyun Veliyyu Hamiyetullahi ve Huccetullah!</span>"</span> (Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ve Ali Allah’ın dostudur. Allah’ın resulünün varisi ve onun ilk halifesidir.</span>)<br />
<br />
Ancak Şia mezhepleri arasında yer ne kadar Hz. Ali'nin ilk imam ilk halife olmasında hem fikir olsalar bile imametin devamı konusunda fikir ayrılıkları vardır. Örneğin Caferiyye 12 imamcı olsa bile İsmailiyye 7 imamcıdır yani İsmailiyye de 7. imam 6.İmam Cafer-es Sadık'ın oğlu İsmail'dir (Caferilikte bu Musa Kazım'dır) ve son imamdır. Burada imamın, iki mezhepte Hz. Hüseyin'in soyundan gelecek olması konusunda hem fikirdir. Ancak Zeydiyye'de burada farklı bir bakış açısı getirmektedir. Caferiyye'de 12.imam Muhammed Mehdi'dir.<br />
<br />
"İmam Mehdi beş yaşında iken imamet makamına gemiştir. Bu andan itibaren Küçük Gaybet(gizlenme)'i bitene kadar dört naip diye bilinen elçileri aracılığı insanlarla iletişim kurmaktaydı. Son naibin vefatından sonra büyük gaybet başlamıştır. Günümüzde de büyük gaybettedir ve zuhur tarihi -ki kıyametten önce gelecek- hiçbir şekilde belli değildir. Zeydiyye'de gaybette imam yoktur yani bir nevi 11.imamda son bulmaktadır. Gaybet konusuna sıcak bakmamaktadır. Zeydiyye, "İmamet" konusunda Şia mezhepleri altında incelense de imamete bakış açısı diğer Şia kollarından da farklıdır. İmam olacak kişi Hz.Ali (ve Hz.Fatıma) soyundan gelecek ve imamet için belli şartları sağlayıp bunu alelen duyuracaktır. Aksi halde imamlığından bahsedemez. Zaten bu şartı sebebiyle Caferilikte kabul gören 12.imam Muhammed Mehdi'yi kabul etmez. <br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Zeydiyye Mezhebi Nedir?</b></span></div>
Zeydiyye, Mutezile gibi akla önem veren bir mezheptir. Allah’ın kullarına verdiği üç delil olarak kitap, sünnet ve aklı saymaktadır, kitap ve  sünnet akılla bilinebileceği için aklı diğer iki delilin önüne geçirmektedir. Yukarıda da belirttiğim gibi itikadi konularda Mutezille'ye benzetilme sebebide bunlardan dolayıdır. Hatta mezhebin temel esasları Tevhid, Adalet, el-Va’d ve’l-Vaid, Nübüvvet, İmamet ve el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’nNehyi ani’l-Münker olarak sıralanmakta sadece "İmamet" konusunda mutezille'den ayrılmaktadır. (Mutezile de iman esasları: Tevhid, adalet, el-menzile beyne'l-menzileteyn, emir-i bi'l-ma'ruf nehiy ani'l-münker ve el-vaʻd ve'l-vaîd)<br />
<br />
Zeydiyye mezhebinin temel görüşlerini Tevhid, Adalet, el-V’ad ve’l-Va’id, Emr-i bi’lMa’ruf ve Nehy-i Ani’l-Münker ve İmamet konuları etrafında şekillenmektedir. Bu beş esas aynı zamanda Zeydiyye’nin mezhep esasları olarak da kabul edilmektedir.<br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tevhid:</span></span> Zeydiyye tevhid konusunda Allah’ın bir olduğunu belirttikten sonra sıfatları Allah ile özdeşleştirir ve bu sıfatların zıtlarının Allah’a nispetini, Allah’ın zatına zaid ve kadim olmalarını reddeder. Zeydiyye Allah’ın sıfatlarını zatından, zatını da sıfatlardan ayrı olarak görmemektedir. Onlara göre Allah zatıyla alim, kadir, semi, basir ve haydır ve Allah’ın hem bu dünyada hem de ahirette görülemeyeceğini iddia etmektedir.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ve Ehli Sünnet [kirmizi</b></legend>Farkı[/kirmizi]]"Allah’ın zâtına zâid ve kadîm olmalarını reddeder" ifadesi, Mu'tezile mezhebinin Allah'ın sıfatlarının O'nun zâtından ayrı ve ezelî varlıklar olarak kabul edilmesini reddeden görüşünü yansıtır. Bu yaklaşım, Allah'ın mutlak birliğini koruma amacı güderken, Ehl-i Sünnet âlimleri sıfatların zâttan ayrı olmamakla birlikte ezelî olduğunu kabul ederler. Yani, u'tezile sıfatların Allah’ın zatıyla tamamen aynı olduğunu savunurken, Ehl-i Sünnet sıfatların Allah ile birlikte ezeli olduğunu ama O’ndan bağımsız olmadığını kabul eder.</fieldset><br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Her iki mezhep de Allah’ın birliğini vurgular ve sıfatlar konusunda Mu‘tezile’nin yaklaşımına yakındır.<br />
-Allah’ın zatından ayrı kadîm sıfatların olmadığını savunurlar.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Adalet:</span></span> Allah’ın yaptığı her şeyin adaletli olduğu esasına dayanan bu prensibin temelinde Allah’ı menfi her türlü tasavvurdan uzaklaştırma düşüncesi bulunmaktadır. Zeydiyye’ye göre Allah, küfrü, zulmü ve adaletsizliği yaratmaz, insanlara sadece iyiliği ve itaati emredip kötülüğü yasaklar ve insanı kendi fiilinde serbest bırakır. Allah bütün fiillerinde adildir, yarattıklarını gözetendir, kulları için merhametlidir, güçlerinin yetmediği şeyi yüklemez, yapmadığı şeylerden sorumlu tutmaz, Allah zerre miktarı zulmetmez, bir iyilik varsa buna büyük bir ecir verir, Allah küfrü ve zulmü yaratmaz onları emretmez. Kimde bunlardan birini yaparsa Allah merhamet etmez, Allah insanlar ile iman arasına bir engel koymaz, itaati emredip ma’siyeti nehyeder, Allah insanlara iyilik ve kötülüğü gösterir, Allah kulların fiillerinden beridir, küfür ve iman Allah tarafından açıklanmıştır, bu ikisini yapmak insanlardandır. Zeydiyye’ye göre Allah’ın yaptığı bir şeyin Allah’a vacip olmaması gerektiği gibi Allah da kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi yüklemez.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- İnsanların fiillerinde özgür olduğunu, irade sahibi olduklarını kabul ederler.<br />
- Allah’ın asla zulmetmeyeceğini, insanlara adaletle muamele ettiğini savunurlar.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. el-Va’d ve’l-Vaid:</span></span> Zeydiyye’ye göre Va’d Mutezile’de olduğu gibi, iyilik yapanları ödüllendireceğini, vaid ise kötülük yapanları, günah işleyenleri ve adaletsizlik yapanları cezalandıracağını söyleyen Allah’ın bu sözünden dönmemesidir. Va’di sevap (mükafat) haberleri, vaid’i ise ceza haberleri olarak tanımlayan Zeydiyye’ye göre Allah muhakkak, müminleri öldükleri zaman ödüllendirecek ve onları ebedi cennete gönderecektir. Kafirleri ise cezalandırarak ebedi kalacakları cehenneme gönderecektir. Yine bu konuda Zeydiyye’ye göre Müslümanlardan büyük günah işleyenler tövbe etmeden öldükleri takdirde Cehennem’de ebedi olarak kalacaklardır. Büyük günah işleyen kimsenin ne mümin ne de kafir olduğu, ikisi arasında bir yerde bulunduğu ve tövbe etmediği takdirde cehennemlik olacağı, fakat cezasının kafirlerden daha hafif olacağı anlamına gelen el-menzile beyne’l-menzileteyn prensibine gelince, Mutezile’nin esasları arasında yer alan bu prensip Zeydi kelamcılar tarafından mezhep esasları arasında sayılmamaktadır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Büyük günah işleyen kişi ne tam olarak mümin ne de tam olarak kâfirdir; ikisi arasında bir konumdadır. Bu görüş, Mutezile mezhebine ait olup bazı Zeydîler tarafından da benimsenmiştir.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İmamet:</span></span> İmamet esası, Zeydi düşüncenin merkezini oluşturmaktadır ve imametin Ali-Fatıma (Fatımi) soyundan gelen alim, faziletli, kahraman, cömert, takva sahibi ve bizzat imametini ilan ederek kendi adına davette bulunan kimsenin hakkı olduğuna inanan topluluğun genel adı olarak karşımıza çıkmaktadır. İmamet, Zeydiyye’ye göre dinin usulünden sayılmaktadır. Zeydi imamet nazariyesine göre Hz. Peygamberden sonra ümmetin en faziletlisi ve imamete en layık kişi olan Hz.Ali, ondan sonra da Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’dir. Bu ikisinden sonra ise onların soyundan gerekli şartları haiz her kim imametini ilan eder ve davette bulunursa o kendisine itaatin zorunlu olduğu imamdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Zeydiler için İmametin üç ana şartı vardır:</span></span><br />
1. İmamların Hz.Hasan veya Hz.Hüseyin’in soyundan geliyor olması gerekmektedir. Bu soydan gelen ve kendi imametini açıkça ilan ederek kendisine davette bulunan <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">buluğa ermiş, hür, erkek, alim zamanının en faziletlisi, cesur, cömert, takva sahibi, adaletli, Allah yolunda cihad eden, zalimlere karşı şiddetli, müminlere karşı güvenilir vb. sıfatlara sahip olan kişi kendisine itaatin vacib olduğu imamdır.</span><br />
2. İmamların gerçek bilgiye sahip ve ictihad yapabilen alim kişiler olması gerekmektedir<br />
3. İmamın açıkça imametini ilan ederek kendi adına davette bulunması ve bunun için mücadele etmesidir. <br />
<br />
<fieldset><legend><b>Caferiyye ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi] ]İlk maddeye bakıldığında Caferiyye'nin 12.imamının reddi aşikardır. Hatırlanacağı üzere 5.yaşında İmametini ilan etmişti. Buluğa ermişlik şartı sağlanmıyor. İkinci ve Üçüncü madde incelendiğinde ise Caferiyye'nin gaybette olan 12.İmamının açıkça kendi imametini açıklaması şartı sağlanmadığı gibi ictihadı kendi ağzından olmadığından reddi aşikardır.</fieldset><br />
İmamet görüşüyle ilgili olarak Zeydiyye’nin Hz.Ebubekir ve Hz. Ömer hakkındaki görüşleri diğer Şia mezheplerinden farklıdır. Zeydiler, umumiyetle bu ikisi hakkında olumlu düşünürler. Hz. Ali'yi ümmetin en faziletlisi (efdal imam) olarak kabul etmekle birlikte Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in Peygamber (asm)'in arkadaşları olması ve onunla birlikte cihad etmelerinden, Hz. Ali’nin bu ikisinin imametinden razı olmasından (mefdul imam) ve onlar hakkındaki iyi sözler söylemesinden dolayı Zeydiler bu iki kişinin imametini caiz görmektedirler.<br />
<br />
Zeydi imamet nazariyesindeki bir başka önemli nokta da efdal ve mefdul imam anlayışıdır. Zeyd b. Ali’nin Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer hakkındaki tutumu efdal varken mefdulün yani daha az faziletli olanın imametinin caiz olup olmadığını gündeme getirmiştir. Neticede Zeydiyye, efdal dururken Müslümanların menfaati gereği mefdulün imametini caiz kabul etmiştir. Bu yaklaşımlarıyla Zeydiyye’nin imamet konusuna yeni boyutlar kazandığı görülmektedir ve bu konuda diğer Şia mezheplerinden farklıdır.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile benzerlik</b></legend>- Zeydiyye, Ehli Beyt imamlarına bağlıdır ancak İmametin belirli bir soya mahkum olmadığını, yeterli şartları taşıyan her Fatımi soyundan gelen (Haşimoğulları) birinin imam olabileceğini savunur.<br />
- Mutezile, imamet konusunda kesin bir görüş belirlememekle birlikte adaletli ve liyakat sahibi bir liderin başa geçmesini savunur.</fieldset><br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi] ]- Zeydiyye, imametin Ali soyundan (Fatımi Haşimoğulları) birine ait olması gerektiğini savunur.<br />
- Mutezile, imametin belirli bir aileye ait olmadığını, hak edenin başa geçmesi gerektiğini savunur.</fieldset><br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker:</span></span> İslam düşüncesinde iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak anlamına gelen ve Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker şeklinde formüle edilen bu prensibin hem iyiliğin yerleştirilmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması şeklinde ahlaki boyutu hem de zulme karşı kuvvet kullanma ve kötü yöneticilere başkaldırma şeklinde siyasi boyutu bulunmaktadır.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sizden iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir topluluk olsun, işte başarıya ulaşanlar onlardır”</span> (Al-i İmran 104)</fieldset> <br />
Al-i İmran 104.ayeti delil olarak kullanan Zeydiyye’ye göre belirli şartlar yerine geldiğinde bu prensibi uygulamak vacibtir. İlim ve kudret şartları yerine geldiği zaman bu prensibi uygulamak zorunludur ve akıl-baliğ olup gücü yeten kişinin neyi emredip neyi yasaklayacağını bilmesi gerekir.<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Mutezile ile [kirmizi</b></legend>farklılık[/kirmizi]]- Zeydiyye, gerektiğinde zalim yönetime karşı silahlı isyanı meşru görür.<br />
- Mutezile, siyasi konularda genellikle barışçıl ve teorik bir yaklaşımı benimser.</fieldset><br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Zeydiyye Mezhebi Nasıl Ortaya Çıkmıştır?</b></span></div>
Zeyd bin Ali (695-740), Hz. Hüseyin’in torunu, İmam Zeynelâbidin’in oğlu ve Şii Zeydiyye mezhebinin kurucu lideri olarak kabul edilen önemli bir İslam âlimi ve siyasetçisidir.<br />
<br />
Zeyd bin Ali'nin ne zaman doğduğu net olarak belli değildir. MS 695, 698 ve 699 yıllarından birinde Medine'de doğmuştur. İlk olarak babası İmam Zeynelâbidin'den eğitim almaya başlamış daha sonraları abisinde İmam Muhammed Bakır'dan eğitim almaya devam etmiştir. Döneminin diğer önemli isimleri Ebân bin Osman, Urve bin Zübeyr, Abdullah bin Hasan, Abdullah bin Ebî Râfi’ eğitim alıp hadis rivayet etmiştir. Peygamber (s.a.v)'in ashabından bazılarını görmüştür. Medine’den başka diğer İslâm memleketlerini de dolaşarak oralarda ilim tahsil etmiştir. Fıkıhta ve kırâat ilminde zamanının gözdesidir. Güzel konuşmaları ile etrafındakilerin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
II. Ömer'in yaklaşık iki yıl gibi kısa süren Emevîler Hâlifeliği sırasında gerçekleştirdiği köklü inkılâplar halkın zihnine kalıcı bir şekilde kazınmıştı. II. Ömer'in yakın arkadaşı olan "Zeyd" de onun ani ölümünün ardından büyük bir şaşkınlık ve keder içerisindeydi. II. Ömer'in ardından iş başına gelen yeni Emevî Hükümeti, onun gerçekleştirdiği adilâne inkılâpları devam ettirmeğe pek istekli görünmüyordu. İşte böyle bulanık bir ortamda "Zeyd ibn Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn", Kûfelilerden kendisinin halifeliğe talip olmasını destekleyen mektuplar ve davetler almağa başlamıştı. Aynı zamanda Zeyd’in değişik memleketlere ilim için yaptığı seyahatleri bahane ederek Emevî halifesi Hişam bin Abdülmelik'i aleyhine kışkırttılar. Onun ilim için dolaşmayıp, hilâfete geçmek için çevresine adam topladığını söylediler. Milâdi 740 yılında İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit'in de desteğini arkasına alan "Zeyd ibn Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn", her ne kadar İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe ile İmam Malik tarafından Kûfe'de bir hıyanete uğraması olasılığının mevcudiyeti yönünde ikâz edildiyse de, bu uyarılara pek aldırış etmeden Emevîler Hâlifeliği'ne karşı yeni bir kıyam hareketi başlatmak üzere Kûfe'ye doğru yola çıktı.<br />
<br />
Zeydîler'in inancına göre İmâm Zeyd Kûfe'ye vardığında tam muharebenin başlamasından bir saat evvel Kûfeliler kendisine Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer hakkındaki görüşlerinin hangi istikamette olduğu sualini yönelttiler. Zeyd'de onlara cevaben:<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Ailemin hiçbir ferdinden ne onların aleyhinde tek bir laf söylediklerini işittim, ne de Dîn-i İslâm'ın yüceltilmesi uğruna sarf etmiş oldukları gayretlerini hayırla yâd etmelerinden başka bir şey duydum.</fieldset><br />
şeklinde karşılık vermesi üzerine derhal ondan desteklerini çekerek, kendisine “Ebubekir ve Ömer’e düşman ol” dediler. O da, onlara;<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Büyük dedem olan Resûlullah Muhammed Mustafa'nın sevdiği iyi kimselere düşmanlık edemem.</fieldset><br />
şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Dört Yüz kişi hariç, diğerleri -kaynakların çoğunda 28.000 kişilik ordunun- onu savaş alanında terk ettiler. Zeyd, bunlara “Beni terk ettiler,” manâsına gelen “Ve kad rafadûnî” dedi. Bu kelimeden dolayı, kendi ordusundan ayrılmak surtiyle ona hıyânet edenlere Râfızîler adı verildi. Zeyd'in yanında kalarak onunla birlikte savaşarak şehid düşenlerin takipçileri olduklarını söyleyenlere de Zeydîler adı verildi. Burada yapılan savaşta Zeyd öldürüldü. Naaşı Kûfe’ye, başı Mısır’a defnedilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri</span><br />
- Mecmû‘u’l-Fıkh: Zeydî fıkhının temel kaynaklarından biridir.<br />
- Musned Zeyd: Hadisleri içeren bir eser olup, Zeydî hadis literatürünün temel kaynaklarındandır.<br />
- Kitâbü’l-İmâme ve’ş-Şurût: İmamet ve liderlik konularında görüşlerini içeren bir eser.<br />
<br />
<img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Zeyd bin Ali"><b>Zeyd bin Ali</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Şia"><b>Şia</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Mutezile"><b>Mutezile</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Zeydiyye"><b>Zeydiyye</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Şia Mezhepleri"><b>Şia Mezhepleri</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Murezile ve Zeydiyye arasındaki fark"><b>Murezile ve Zeydiyye arasındaki fark</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+eftal imam"><b>eftal imam</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+mefdul imam"><b>mefdul imam</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+gaybet"><b>gaybet</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Caferiyye"><b>Caferiyye</b></a>, <img src="images/v2/blog/yandex-icon.png" height="14" /> <a target="_blank" href="https://yandex.com/search/?text=site%3Agidenler.me+Ehl-i Sünnet"><b>Ehl-i Sünnet</b></a><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="GIF Image" border="0" alt=".gif" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=620" target="_blank" title="ali.gif">ali.gif</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 112.29 KB / İndirme Sayısı: 59)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=621" target="_blank" title="veda haccı.png">veda haccı.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 391.95 KB / İndirme Sayısı: 60)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Adem'in ilk eşi, Lilith efsanesi!]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-333.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Jan 2025 09:27:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-333.html</guid>
			<description><![CDATA[<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Bu konu eski web sitemde beni uğraştıran bir konuydu. Bir film üzerine başlamıştım bu konuyu araştırmaya hazır taslaklarımı karıştırırken (2011 tarihli) bulmuşum paylaşayım burada da bulunsun dedim.<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=317" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=317]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Aslında tüm sorun bende, seyrettiğim filmlerden arkadaşlarımın etkilenemesini düşünmediğim için. Önce filmden bahsedeyim. Film aslında biraz erotizm, biraz korku ve birazda gerilimli güzel bir film. Seyretmek isteyen varsa isminide verebilirim : <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tutkulu Şeytan</span>.<br />
<br />
Spoiler vermeden filmi anlatayım: Filmde Lilith isimde bir şeytan bulunmakta. Liliht, bir konudan dolayı erkeklere düşman ve bu konu onun için ok kadar önemli ki erkeklerden intikam almak isteyecek kadar… Arkadaşlarla bu film içinde geçen konular tartışma gündemimizi oluştururken Lilith de araştırma görevim oldu.<br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lilith Efsanesi</span></span><br />
<br />
<fieldset><legend><b>Tanah'tan bir bölüm</b></legend><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeşaya 34:14</span> Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilith oraya yerleşip rahata kavuşacak.</fieldset><br />
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=316" loading="lazy"  width="160" height="300" alt="[Resim: attachment.php?aid=316]" class="mycode_img" /><br />
John Collier tarafından Lilith</div>
İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başladığı konusunda hem fikiriz. Gerek Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, gerek TV programlarında yaradılış konusu anlatılırken. Ama Yahudi/musevi inancında bundan fazlası var. Hatta öyle ki Hz.Adem'in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyunca gizlice aramızda dolaşıp, lohusadaki çocukları boğarak öldüren Türk Mitolojisindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Albız(Alkız)</span> cini ile aynı kişidir.<br />
<br />
Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith'i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkar. Özellikle cinsel ilişki sırasında Adem'in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith'i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek hususunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalarının zor olacağına karar verip Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith'in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve ondan 100 çocuk doğurur.<br />
<br />
Bu arada cennette yalnız kalan Adem, Tanrı'ya dua ederek Lilith'i geri ister. Tanrı, Sanvai, Sansanvai ve Semangelof isimli üç meleği geri çağırmak üzere Lilith'e gönderir. Melekler geri getirmek için Lilit'i bulur ama kendisi Samael ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem'e sadık olamayacağını söyler. Melekler Lilith'e eğer geri dönmezse her gün bir çocuğunu öldüreceklerini söylerler ve geri dönmediği, Tanrıya ve Adem'e itaat etmediği her gün için bir çocuğunu öldüreceklerini bildirirler.  Lilith geri dönmez ve tehdit yerine getirilir. <br />
<br />
Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra, bütün hamile ve doğum yapmış kadınların, bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocukların doğduktan sonra ilk sekiz gün, kız çocukların ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınlarında bu üç meleğin ismi ya da şekli bulunanlara dokunulmayacaktır. Lilith artık kötüler tarafına geçmiştir. Bunun üzerine Tanrı, Adem'in kaburga kemiğinden bir başka eş daha yaratır ve Âdem'de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, daha sonra Âdem'i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır. Havva, Adem'in bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur. (Burada ek bilgide vereyim sizlere, Havva ismi Kur'an-ı Kerim'de geçmemektedir.)<br />
<br />
Lilith'in gizemli bir varlık olması onu birçok efsaneye ve mitolojiye malzeme yapmıştır. Lilith ile ilk olarak, Gılgamış Destanı’nda gecelere ve yeraltının karanlıklarına hükmeden kötü bir dişi karakter olarak karşılaşırız. Sümer, Babil ve Pers mitolojilerinde ise Lilith; vampir kadın, baykuş ve yılan olarak tasvir edilir.<br />
<br />
Lilith feminizmin en önemli simgelerinden biridir. Bu isimde dergiler ve kitaplar çıktı, makaleler yayınlandı, aynı isimli kafeler açıldı. Sadece kadın müzisyenlerin katıldığı “Lilith Fair” adlı gezici müzik festivalleri düzenlendi. Lilith kendi ayakları üzerinde durmaya çabalayan ve baş kaldıran kadının simgesi haline gelirken, Havva ise boyun eğen ve erkekler tarafından daha çok kabul gören kadının simgesi haline geldi. Böylece Lilith tarihin ilk feminist karakteri ve savunucusu oldu.<br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=316" target="_blank" title="Lilith_(John_Collier_painting).jpg">Lilith_(John_Collier_painting).jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 85.56 KB / İndirme Sayısı: 47)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=317" target="_blank" title="LILITH.JPG">LILITH.JPG</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 53.91 KB / İndirme Sayısı: 223)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td align="left" style="background: #F7F7F7 url('images/v2/blog/blog_klavuz/yer.png') no-repeat 3px 3px; color: #00A5CD; height: 50px; border: 1px dotted #00A5CD; padding: 3px; padding-left: 25px;">
        Bu konu eski web sitemde beni uğraştıran bir konuydu. Bir film üzerine başlamıştım bu konuyu araştırmaya hazır taslaklarımı karıştırırken (2011 tarihli) bulmuşum paylaşayım burada da bulunsun dedim.<br />
      </td>
    </tr>
  </tbody>
</table>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=317" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=317]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Aslında tüm sorun bende, seyrettiğim filmlerden arkadaşlarımın etkilenemesini düşünmediğim için. Önce filmden bahsedeyim. Film aslında biraz erotizm, biraz korku ve birazda gerilimli güzel bir film. Seyretmek isteyen varsa isminide verebilirim : <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tutkulu Şeytan</span>.<br />
<br />
Spoiler vermeden filmi anlatayım: Filmde Lilith isimde bir şeytan bulunmakta. Liliht, bir konudan dolayı erkeklere düşman ve bu konu onun için ok kadar önemli ki erkeklerden intikam almak isteyecek kadar… Arkadaşlarla bu film içinde geçen konular tartışma gündemimizi oluştururken Lilith de araştırma görevim oldu.<br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lilith Efsanesi</span></span><br />
<br />
<fieldset><legend><b>Tanah'tan bir bölüm</b></legend><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeşaya 34:14</span> Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilith oraya yerleşip rahata kavuşacak.</fieldset><br />
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=316" loading="lazy"  width="160" height="300" alt="[Resim: attachment.php?aid=316]" class="mycode_img" /><br />
John Collier tarafından Lilith</div>
İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başladığı konusunda hem fikiriz. Gerek Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, gerek TV programlarında yaradılış konusu anlatılırken. Ama Yahudi/musevi inancında bundan fazlası var. Hatta öyle ki Hz.Adem'in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyunca gizlice aramızda dolaşıp, lohusadaki çocukları boğarak öldüren Türk Mitolojisindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Albız(Alkız)</span> cini ile aynı kişidir.<br />
<br />
Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith'i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkar. Özellikle cinsel ilişki sırasında Adem'in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith'i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek hususunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalarının zor olacağına karar verip Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith'in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve ondan 100 çocuk doğurur.<br />
<br />
Bu arada cennette yalnız kalan Adem, Tanrı'ya dua ederek Lilith'i geri ister. Tanrı, Sanvai, Sansanvai ve Semangelof isimli üç meleği geri çağırmak üzere Lilith'e gönderir. Melekler geri getirmek için Lilit'i bulur ama kendisi Samael ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem'e sadık olamayacağını söyler. Melekler Lilith'e eğer geri dönmezse her gün bir çocuğunu öldüreceklerini söylerler ve geri dönmediği, Tanrıya ve Adem'e itaat etmediği her gün için bir çocuğunu öldüreceklerini bildirirler.  Lilith geri dönmez ve tehdit yerine getirilir. <br />
<br />
Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra, bütün hamile ve doğum yapmış kadınların, bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocukların doğduktan sonra ilk sekiz gün, kız çocukların ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınlarında bu üç meleğin ismi ya da şekli bulunanlara dokunulmayacaktır. Lilith artık kötüler tarafına geçmiştir. Bunun üzerine Tanrı, Adem'in kaburga kemiğinden bir başka eş daha yaratır ve Âdem'de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, daha sonra Âdem'i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır. Havva, Adem'in bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur. (Burada ek bilgide vereyim sizlere, Havva ismi Kur'an-ı Kerim'de geçmemektedir.)<br />
<br />
Lilith'in gizemli bir varlık olması onu birçok efsaneye ve mitolojiye malzeme yapmıştır. Lilith ile ilk olarak, Gılgamış Destanı’nda gecelere ve yeraltının karanlıklarına hükmeden kötü bir dişi karakter olarak karşılaşırız. Sümer, Babil ve Pers mitolojilerinde ise Lilith; vampir kadın, baykuş ve yılan olarak tasvir edilir.<br />
<br />
Lilith feminizmin en önemli simgelerinden biridir. Bu isimde dergiler ve kitaplar çıktı, makaleler yayınlandı, aynı isimli kafeler açıldı. Sadece kadın müzisyenlerin katıldığı “Lilith Fair” adlı gezici müzik festivalleri düzenlendi. Lilith kendi ayakları üzerinde durmaya çabalayan ve baş kaldıran kadının simgesi haline gelirken, Havva ise boyun eğen ve erkekler tarafından daha çok kabul gören kadının simgesi haline geldi. Böylece Lilith tarihin ilk feminist karakteri ve savunucusu oldu.<br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=316" target="_blank" title="Lilith_(John_Collier_painting).jpg">Lilith_(John_Collier_painting).jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 85.56 KB / İndirme Sayısı: 47)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=317" target="_blank" title="LILITH.JPG">LILITH.JPG</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 53.91 KB / İndirme Sayısı: 223)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hazarlar Kimdir?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-164.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 17:50:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-164.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=119" loading="lazy"  width="200" height="140" alt="[Resim: attachment.php?aid=119]" class="mycode_img" /></div>Hazarlar, genelde KPSS sınavına hazırlanan memur adaylarınca tanınan ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Musevi”</span> olarak bilinen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">tek Türk devleti</span></span>dir. Genel olarak halkın kökeni, şehirleri, yönetim yapısı, ticaretleri tam olarak anlatılmaz. Bu aradığım ilk araştırmaya başladığımda ne basite indirgeyen bir kitap, ne de aradığım sorulara cevap bulamadım. Bu yazımda ise, aradığı sorulara cevap bulmaya çalışan elindeki <span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güncel bilgilere</span></span> göre Hazarlar devletini tanıtmaya çalışan bir tarih severin gözünden Hazarlar’ı tanıyacaksınız.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlar'ın Ortaçağda Yaptıkları</b></span></div>
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kafkasların kuzeyindeki Arap istilalarına son vermeleri<br />
</li>
<li>Dünyanın en büyük ticaret merkezini kurmaları<br />
</li>
<li>Macar Kültürü ve ilk hükümet sistemi üzerindeki etkileri<br />
</li>
<li>Cam işletme teknolojisini yaymaları<br />
</li>
</ol>
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlar’ın Kökeni</b></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="background-color: #fcff01;">Hazarlar ağırlıklı olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk</span>’tür diyebiliriz.</span> Yunanlı tarihçi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Theophanes</span> (725 - 818), Hazarları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“doğudan gelen Türkler”</span> olarak ifade eder. Süryani efsaneleri Hazarları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Khazarig”</span> olarak adlandırmış ve atalarını ise Bulgar olarak belirtmiştir. Türklerle ilgili efsaneler incelendiğinde Hazarları, Oğuzların, Avarların, Sabirlerin kardeşi olarak tanımlamaktadır. Tüm bu anlatılanlara bakıldığında Hazarlar, Orta Asya steplerinden veya Ural Dağlarından gelmişlerdir.<br />
<br />
Göçebe Türk toplumları gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazarlar, ırksal ve etnik kökenler olarak karışık bir toplumdur.</span> Bazıları Doğu Asya ırklarına benzer şekilde, çıkık elmacık kemikli, geniş yüzlü ve çekik gözlü; diğerleri ise Avrupalı ya da Orta Doğululara benziyordu. Bu durum Türk kökenli olmayan farklı grupların Türkleşmesi veya Türkçeyi anadili gibi benimsemesi gibi bir süreç olarak düşünmekteyim.<br />
<br />
Ayrıca, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">al-Istakhri</span> (? - 957), Hazarların saçlarının siyah olduğunu söylemekte, koyu renkli tenli olanları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kara Hazarlar”</span>, açık tenli, yakışıklı ve güzel olanları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ak Hazarlar”</span> olarak ayırmaktadır. Bunu ırksal olarak değil, sosyal olarak ayırmaktadır. Adından da anlaşılacağı gibi aşağı tabaka Kara Hazarlar, soylu sınıfı ise Ak Hazarlardır.<br />
<br />
Tabi köken konusunda birçok teoriler bulunmaktadır. Özellikle 19.yy. tarihçileri Hazarları, Türkler, Tatarlar veya Macarlar ile bağdaştırmasına karşın; Dieter Ludwig, Hazarları Sibirler ile birlik kurmuş Akhun; W. B. Walsh ise Hazarları Gürcüler ve Ermenilerle akraba; 1929-1953 yılları arasındaki Sovyet tarihçi ve arkeologlar Hazarları Kuzey Kafkasya’nın yerli halkı; Lev Gumiyev, Hazarları “Türkleşmiş” Dağıstanlı; Vladimir Minborsky, Hazarları Hazar-Türk lider önderliğinde bir araya gelmiş olan Güney Rusya’daki yerel kabileler olarak nitelendirmektedir.<br />
<br />
Genel olarak bakıldığında Türki halklarının soyu Nuh peygamberin oğlu Yafes’e kadar dayandığına inanılmaktadır. Nuh peygamberin Tevratta geçen soy ağacına baktığımızda N<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">uh <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Yafes <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Gomer <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Togarmah</span>’a bağlanmaktadır. Hazarların 7’nci Kralı Joseph’te, Hasdai ibn Shaprut’a cevaplarında bundan bahsetmektedir.<br />
<br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=118" loading="lazy"  width="600" height="280" alt="[Resim: attachment.php?aid=118]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eldad ben Mahali ha-Dani</span>, Simeon klanı ile Menasheh klanının bir kısmının, “Hazar Ülkesi”nde yaşadıklarını ve aralarında bazı Müslüman ulusların da bulunduğu 25 krallığı vergiye bağladıklarını yazmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Jerahmeel ben Solomon</span>’un derlediği belgelerden bir tanesinde Dan klanının yerleşmiş olduğu ülkede deniz ticareti yapan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elchanan ben Yoseph</span>’in yazdığı “Tüccar Elchanan’ın Günlüğü”dür. Bu günlükte, Judah klanı ve Simeon klanının, “Khasdim Ülkesi”nde çadırlarda yaşadığını ve aralarında Müslümanlar ile İbrahim’in ikinci karısı Keturah’ın torunlarının da bulunduğu 25 krallıktan vergi aldıklarını ifade eder. Bunlar, Yahudi olmayan uluslarla savaşan maharetli okçular ve kılıç ustaları olarak tanımlanan, İbranice, Yunanca, ve Togarmah (Türki) dillerini konuşuyor ve Torah (Tevrat), Talmud (Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsaneleri kapsayan dini metinler), Mishnah (Yahudilik’in medeni ve ceza hukuku olan Talmud’un ilk bölümü), Agadah (Talmud’da bulunan ve Torah’ın rabbinik yorumuna dayalı olarak etik ve moral değerleri konu edinen bölümü) hakkında bilgi sahipleridir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elchanan</span>, Hazarları Museviliği kabul etmekleri için ikna eden, Dağıstan ve Azerbeycanda yaşayan Yahudiler olduğunu ifade etmektedir.<br />
<br />
Arap seyyah <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ibn Fadlan</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Gog ve Magog, Hazarlardır!"</span> yazmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druthmar, Büyük İskender</span>'in Hazarları kuşattığını; fakat Hazarların kaçtığını anlatır. Bu anlarımı, İskender'in tehlikeli ve ahlaksız ulusları <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Gog ve Magog kim diye açıklamak gerekirse; Gog, döneme bakarsanız "Ak Hunlar", Magog ise "Gotlar veya İskitler" olarak düşünülmekte-</span> etrafını sularla çevirerek hapseden bir kahraman olarak anlatılan efsaneye nazaran söylemiştir.<br />
<br />
Ortaçağ Almanya'sında ortaya çıkmış olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kızıl Yahudiler"</span> terimi, kızıl saç ve kızıl sakal, Ortaçağ Almanya'sında namussuz ve sahtekar kişileri simgelediği için seçilmiştir. Kızıl Yahudiler, Alman yazılarında ilk olarak, Albrecht von Scharfenberg'in on üçüncü yüzyıl sonlarında yazdığı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Der Jüngere Titurel</span> adlı kitabında ortaya çıkmışlardır. Kızıl Yahudiler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog</span> adında iki yüksek dağın arasına hapsetmişlerdir. Bu yahudiler savaş yanlılarıydı ve Hristiyan dünyası için askeri bir tehditti. Bu yahudilerin aynı zamanda, gezginlerden ağır vergiler alan çirkin ve korkunç görünüşlü insan olduklarını; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ludger von Braunschweing</span> ise bu anlatılanlara ek Büyük İskender <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Caspian Dağlarına"</span> geldiğinde Kızıl Yahudiler ve on İsrail kabilesi ile karşılaştığını, bu topluluğun dağlar tarafından kısmende olsa kuşatıldığını ve hapsedildiğini, ayrıca bu topluluğun iki altın buzağıya taptığını görmüş; onların etrafını kazıklarla yaptırmayı düşündüğü duvarla çevreleyerek kapatmak istemiştir. Tabi Hristiyanlara göre İskender'in buraya hapsetmeye çalıştığı topluluk, dünyanın sonu geldiğinde ortaya çıkacak olan Gog ve Magogdur.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Burada bir not düşeyim; Yukarıda bolca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog</span> kabilesinden bahsetim. Burada Gog ve Magog, İslamiyet inancıda Yecüc ve Mecüc'e denk gelmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yecüc ve Mecüc</span> kıyametin büyük alametlerinden biri olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuran-ı Kerim</span>'de Yecüc ve Mecüc'ün tepeleri aşıp gelecekleri ve yeryüzünde fitne çıkaracakları yazılıdır. İblis'in soyundan gelen bu iki varlık, Hz. İsa tarafından yok edilecektir.<br />
<br />
Hristiyan, Yahudi ve Arap topluluklarının çoğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog'u (Yecüc ve Mecüc'ü)</span> Hazarlar için değil genel olarak Türkler için kullanmıştır. Bunun en temel nedeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ergenekon Destanı</span>nda anlatılanlardır. Malumunuz Göktürkler'in türeyişi anlatır. Tatarlarla savaşta yenilen Türkler, Ergenekon adlı bir bölgeye yerleşerek burada 400 yıl kadar yaşar. Nüfus kalabalıklaşıp bölgeye sığmadıkları için bölgeden çıkmaz isterler. Buraya bir geçitten gelmişlerdir ancak geçitin kimse nerede olduğunu bilmez ve o geçiti bulamazlar. Göktürkler boy içinde bulunan demircinin teklifi üzerine dağın demir kısmını eritilerek yol açabileceğini söylemesi üzerine demirin bulunduğu yere bir sıra odun bir sıra kömür dizerek ateş yakarlar. 70 yere konulan 70 körükle bu odun ve kömürleri yakarlar ve körüklerler. Burada bir geçit açarlar bu geçit yüklü bir deve geçecek kadardır. Daha sonra İl Han'ın soyundan gelen bu Türkler yeniden güçlü bir boy olarak eski vatanlarına döner. Atalarının intikamını alırlar.<br />
<br />
Temel olarak korkulan şeyde budur. Artık <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Türkler dışarıda ve sonumuz geldi!"</span> düşüncesidir.</fieldset><br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlarla Bağları</b></span></div>
M.Ö. 3.yy.da, Teoman tarafından İç Asya'da kurulan Hun İmparatorluğu, Teoman'ın oğlu Metehan'ın saltanatı süresince en güçlü ve en geniş haline ulaşmıştı, ancak imparatorluk, M.S. 1.yy.ın ortalarında, Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Kuzey Hunları, 93 yılında Moğollar tarafından büyük bir bozguna uğratıldıktan sonra, batıya doğru çekilmeye başladı. Bu kaçış "Kavimler Göçü"nü başlattı.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kavimler Göçü (375)</span><br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=121" loading="lazy"  width="490" height="310" alt="[Resim: attachment.php?aid=121]" class="mycode_img" /><br />
Asya Hun devletinin ikiye ayrılması sonucu; Çin ve Moğol baskılarıyla baş edemeyen Kuzey Hunları başında bulunan Balamir ile birlikte Hazar ve Kara denizin kuzeyinden Avrupa’ya doğru göç etmiştir. Hunlar göç sırasında karşılarına çıkan ve birçoğu Germen olan devletleri (Gepitler, Saksonlar, Vandallar, Franklar, Ostrogotlar, Vizigotlar, Burgondlar vb.) yenerek yerlerinden etmiştir. Yenilen germenler Roma topraklarına göç etmiştir. Bu büyük göç dalgası “Kavimler Göçü” olarak isimlendirilmiştir.</fieldset><br />
<br />
Hunlar Balamir önderliğinde, 380'li yıllarda aşağı Don Havzası'nı ve Azak Denizi'ni çevreleyen bölgeyi ele geçirerek, batıya, Güney Rusya içlerine ve Kırım'a yerleştiler. Priscus'un aktardığına göre Karadeniz yakınlarında yaşayan Akatzirlerin, Hun hakimiyeti altında olduklarından bahsetmektedir. Akatzirlerinde pekala Hazarların ataları olmaları mümkündür.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Hazarlar, 60 yıldan fazla bir süre batıya göç eden Türkler tarafından yönetilmiştir.</fieldset><br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Batı Göktürklerin Dağılması ve Bağımsız Hazar Krallığının Kuruluşu</b></span></div>
Batı Göktürk Kağanlığı, en önemli Türk kağanlarından biri olan Bumin Kağan'ın kardeşi İstemi Yabgu tarafından 552 yılında kuruldu. İstemi Yabgu soyu Asena klanına dayanmaktaydı. <br />
<br />
Bu geniş imparatorluğun merkezi Balkaş Gölü kıyısında yer almaktaydı. Daha sonra sırasıyla Volga (İtil) Bulgarları, Sabirler, Onogurlar ve Alanların yönetimini ele geçirip sınırlarını büyüttüler. Tahminen Hazarlar da 565-575 aralığında Batı Göktürk Kağanlığının egemenliği altına girdi. Tabi şu soru akla gelebilir Batı Hunları mı oluyor Batı Göktürkler? Tabiki hayır, 576-578 yıllarında Batı Hunları (Avrupa Hun Devleti) da Batı Göktürklerin egemenliğine altına girdi.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">İstemi Yabgu tarafından kurulan bu devletin bir çok siyasi hareketi olmuştur ancak en çok bilineni, İpek yolu mücadelesidir. Sasani ittifakı ile Akhunları devirmiş, daha sonrasında ise Sasanileri yok etmek için Bizanslar ile ittifak yapılmış fakat başarıya ulaşılamamıştır.</fieldset><br />
<br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=122" loading="lazy"  width="600" height="380" alt="[Resim: attachment.php?aid=122]" class="mycode_img" /><br />
<br />
İstemi Kağan (552 - 576) hükümdarlığından sonra sırasıyla <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Bilge Tardu (576 - 603) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Apa Kağan (576 - 593) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> İnal Kağan (593 - 600) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Çulo Kağan (600 - 611) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Şikoey Kağan (611 - 618) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Tong Yabgu Kağan (618 - 630) yönetmiş tabi Tong Yabgu'nun amcası tarafından öldürülmesi sonucu devlet içinde klanların savaşını başlatmış ve devlet parçalanma sürecine girmiştir.<br />
<br />
Hazarlar da bu süreçte tekrar bağımsılığına kavuşmuştur.<br />
<br />
Bağımsız Hazar Devleti ise 630 da Tong Yabgu'nun soyundan gelen İrbiş tarafıdnan kurulmuştur. Hazarlar yeni devletini oluştururken doğal olarak Göktürklerin yönetim geleneklerini benimsediler. Volga ve Derbent arasında kalan bölgenin tamamı, Hazarların hakimiyetine girdi.<br />
</div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=118" target="_blank" title="soy kütüğü.png">soy kütüğü.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 17.65 KB / İndirme Sayısı: 112)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=119" target="_blank" title="Hazar_Hanlığı_820.jpg">Hazar_Hanlığı_820.jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 250.76 KB / İndirme Sayısı: 478)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=121" target="_blank" title="18092015Yti7GPTvPlHpFCZD.png">18092015Yti7GPTvPlHpFCZD.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 587.51 KB / İndirme Sayısı: 116)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=122" target="_blank" title="Ekran Resmi 2024-04-25 17.29.44.png">Ekran Resmi 2024-04-25 17.29.44.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 1.32 MB / İndirme Sayısı: 106)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=119" loading="lazy"  width="200" height="140" alt="[Resim: attachment.php?aid=119]" class="mycode_img" /></div>Hazarlar, genelde KPSS sınavına hazırlanan memur adaylarınca tanınan ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Musevi”</span> olarak bilinen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">tek Türk devleti</span></span>dir. Genel olarak halkın kökeni, şehirleri, yönetim yapısı, ticaretleri tam olarak anlatılmaz. Bu aradığım ilk araştırmaya başladığımda ne basite indirgeyen bir kitap, ne de aradığım sorulara cevap bulamadım. Bu yazımda ise, aradığı sorulara cevap bulmaya çalışan elindeki <span style="background-color: #fcff01;"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güncel bilgilere</span></span> göre Hazarlar devletini tanıtmaya çalışan bir tarih severin gözünden Hazarlar’ı tanıyacaksınız.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlar'ın Ortaçağda Yaptıkları</b></span></div>
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kafkasların kuzeyindeki Arap istilalarına son vermeleri<br />
</li>
<li>Dünyanın en büyük ticaret merkezini kurmaları<br />
</li>
<li>Macar Kültürü ve ilk hükümet sistemi üzerindeki etkileri<br />
</li>
<li>Cam işletme teknolojisini yaymaları<br />
</li>
</ol>
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlar’ın Kökeni</b></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="background-color: #fcff01;">Hazarlar ağırlıklı olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk</span>’tür diyebiliriz.</span> Yunanlı tarihçi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Theophanes</span> (725 - 818), Hazarları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“doğudan gelen Türkler”</span> olarak ifade eder. Süryani efsaneleri Hazarları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Khazarig”</span> olarak adlandırmış ve atalarını ise Bulgar olarak belirtmiştir. Türklerle ilgili efsaneler incelendiğinde Hazarları, Oğuzların, Avarların, Sabirlerin kardeşi olarak tanımlamaktadır. Tüm bu anlatılanlara bakıldığında Hazarlar, Orta Asya steplerinden veya Ural Dağlarından gelmişlerdir.<br />
<br />
Göçebe Türk toplumları gibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazarlar, ırksal ve etnik kökenler olarak karışık bir toplumdur.</span> Bazıları Doğu Asya ırklarına benzer şekilde, çıkık elmacık kemikli, geniş yüzlü ve çekik gözlü; diğerleri ise Avrupalı ya da Orta Doğululara benziyordu. Bu durum Türk kökenli olmayan farklı grupların Türkleşmesi veya Türkçeyi anadili gibi benimsemesi gibi bir süreç olarak düşünmekteyim.<br />
<br />
Ayrıca, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">al-Istakhri</span> (? - 957), Hazarların saçlarının siyah olduğunu söylemekte, koyu renkli tenli olanları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kara Hazarlar”</span>, açık tenli, yakışıklı ve güzel olanları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ak Hazarlar”</span> olarak ayırmaktadır. Bunu ırksal olarak değil, sosyal olarak ayırmaktadır. Adından da anlaşılacağı gibi aşağı tabaka Kara Hazarlar, soylu sınıfı ise Ak Hazarlardır.<br />
<br />
Tabi köken konusunda birçok teoriler bulunmaktadır. Özellikle 19.yy. tarihçileri Hazarları, Türkler, Tatarlar veya Macarlar ile bağdaştırmasına karşın; Dieter Ludwig, Hazarları Sibirler ile birlik kurmuş Akhun; W. B. Walsh ise Hazarları Gürcüler ve Ermenilerle akraba; 1929-1953 yılları arasındaki Sovyet tarihçi ve arkeologlar Hazarları Kuzey Kafkasya’nın yerli halkı; Lev Gumiyev, Hazarları “Türkleşmiş” Dağıstanlı; Vladimir Minborsky, Hazarları Hazar-Türk lider önderliğinde bir araya gelmiş olan Güney Rusya’daki yerel kabileler olarak nitelendirmektedir.<br />
<br />
Genel olarak bakıldığında Türki halklarının soyu Nuh peygamberin oğlu Yafes’e kadar dayandığına inanılmaktadır. Nuh peygamberin Tevratta geçen soy ağacına baktığımızda N<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">uh <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Yafes <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Gomer <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Togarmah</span>’a bağlanmaktadır. Hazarların 7’nci Kralı Joseph’te, Hasdai ibn Shaprut’a cevaplarında bundan bahsetmektedir.<br />
<br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=118" loading="lazy"  width="600" height="280" alt="[Resim: attachment.php?aid=118]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eldad ben Mahali ha-Dani</span>, Simeon klanı ile Menasheh klanının bir kısmının, “Hazar Ülkesi”nde yaşadıklarını ve aralarında bazı Müslüman ulusların da bulunduğu 25 krallığı vergiye bağladıklarını yazmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Jerahmeel ben Solomon</span>’un derlediği belgelerden bir tanesinde Dan klanının yerleşmiş olduğu ülkede deniz ticareti yapan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elchanan ben Yoseph</span>’in yazdığı “Tüccar Elchanan’ın Günlüğü”dür. Bu günlükte, Judah klanı ve Simeon klanının, “Khasdim Ülkesi”nde çadırlarda yaşadığını ve aralarında Müslümanlar ile İbrahim’in ikinci karısı Keturah’ın torunlarının da bulunduğu 25 krallıktan vergi aldıklarını ifade eder. Bunlar, Yahudi olmayan uluslarla savaşan maharetli okçular ve kılıç ustaları olarak tanımlanan, İbranice, Yunanca, ve Togarmah (Türki) dillerini konuşuyor ve Torah (Tevrat), Talmud (Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsaneleri kapsayan dini metinler), Mishnah (Yahudilik’in medeni ve ceza hukuku olan Talmud’un ilk bölümü), Agadah (Talmud’da bulunan ve Torah’ın rabbinik yorumuna dayalı olarak etik ve moral değerleri konu edinen bölümü) hakkında bilgi sahipleridir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elchanan</span>, Hazarları Museviliği kabul etmekleri için ikna eden, Dağıstan ve Azerbeycanda yaşayan Yahudiler olduğunu ifade etmektedir.<br />
<br />
Arap seyyah <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ibn Fadlan</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Gog ve Magog, Hazarlardır!"</span> yazmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druthmar, Büyük İskender</span>'in Hazarları kuşattığını; fakat Hazarların kaçtığını anlatır. Bu anlarımı, İskender'in tehlikeli ve ahlaksız ulusları <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Gog ve Magog kim diye açıklamak gerekirse; Gog, döneme bakarsanız "Ak Hunlar", Magog ise "Gotlar veya İskitler" olarak düşünülmekte-</span> etrafını sularla çevirerek hapseden bir kahraman olarak anlatılan efsaneye nazaran söylemiştir.<br />
<br />
Ortaçağ Almanya'sında ortaya çıkmış olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kızıl Yahudiler"</span> terimi, kızıl saç ve kızıl sakal, Ortaçağ Almanya'sında namussuz ve sahtekar kişileri simgelediği için seçilmiştir. Kızıl Yahudiler, Alman yazılarında ilk olarak, Albrecht von Scharfenberg'in on üçüncü yüzyıl sonlarında yazdığı, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Der Jüngere Titurel</span> adlı kitabında ortaya çıkmışlardır. Kızıl Yahudiler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog</span> adında iki yüksek dağın arasına hapsetmişlerdir. Bu yahudiler savaş yanlılarıydı ve Hristiyan dünyası için askeri bir tehditti. Bu yahudilerin aynı zamanda, gezginlerden ağır vergiler alan çirkin ve korkunç görünüşlü insan olduklarını; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ludger von Braunschweing</span> ise bu anlatılanlara ek Büyük İskender <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Caspian Dağlarına"</span> geldiğinde Kızıl Yahudiler ve on İsrail kabilesi ile karşılaştığını, bu topluluğun dağlar tarafından kısmende olsa kuşatıldığını ve hapsedildiğini, ayrıca bu topluluğun iki altın buzağıya taptığını görmüş; onların etrafını kazıklarla yaptırmayı düşündüğü duvarla çevreleyerek kapatmak istemiştir. Tabi Hristiyanlara göre İskender'in buraya hapsetmeye çalıştığı topluluk, dünyanın sonu geldiğinde ortaya çıkacak olan Gog ve Magogdur.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Burada bir not düşeyim; Yukarıda bolca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog</span> kabilesinden bahsetim. Burada Gog ve Magog, İslamiyet inancıda Yecüc ve Mecüc'e denk gelmektedir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yecüc ve Mecüc</span> kıyametin büyük alametlerinden biri olup <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuran-ı Kerim</span>'de Yecüc ve Mecüc'ün tepeleri aşıp gelecekleri ve yeryüzünde fitne çıkaracakları yazılıdır. İblis'in soyundan gelen bu iki varlık, Hz. İsa tarafından yok edilecektir.<br />
<br />
Hristiyan, Yahudi ve Arap topluluklarının çoğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gog ve Magog'u (Yecüc ve Mecüc'ü)</span> Hazarlar için değil genel olarak Türkler için kullanmıştır. Bunun en temel nedeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ergenekon Destanı</span>nda anlatılanlardır. Malumunuz Göktürkler'in türeyişi anlatır. Tatarlarla savaşta yenilen Türkler, Ergenekon adlı bir bölgeye yerleşerek burada 400 yıl kadar yaşar. Nüfus kalabalıklaşıp bölgeye sığmadıkları için bölgeden çıkmaz isterler. Buraya bir geçitten gelmişlerdir ancak geçitin kimse nerede olduğunu bilmez ve o geçiti bulamazlar. Göktürkler boy içinde bulunan demircinin teklifi üzerine dağın demir kısmını eritilerek yol açabileceğini söylemesi üzerine demirin bulunduğu yere bir sıra odun bir sıra kömür dizerek ateş yakarlar. 70 yere konulan 70 körükle bu odun ve kömürleri yakarlar ve körüklerler. Burada bir geçit açarlar bu geçit yüklü bir deve geçecek kadardır. Daha sonra İl Han'ın soyundan gelen bu Türkler yeniden güçlü bir boy olarak eski vatanlarına döner. Atalarının intikamını alırlar.<br />
<br />
Temel olarak korkulan şeyde budur. Artık <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Türkler dışarıda ve sonumuz geldi!"</span> düşüncesidir.</fieldset><br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hazarlarla Bağları</b></span></div>
M.Ö. 3.yy.da, Teoman tarafından İç Asya'da kurulan Hun İmparatorluğu, Teoman'ın oğlu Metehan'ın saltanatı süresince en güçlü ve en geniş haline ulaşmıştı, ancak imparatorluk, M.S. 1.yy.ın ortalarında, Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Kuzey Hunları, 93 yılında Moğollar tarafından büyük bir bozguna uğratıldıktan sonra, batıya doğru çekilmeye başladı. Bu kaçış "Kavimler Göçü"nü başlattı.<br />
<br />
<fieldset class="quote1"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kavimler Göçü (375)</span><br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=121" loading="lazy"  width="490" height="310" alt="[Resim: attachment.php?aid=121]" class="mycode_img" /><br />
Asya Hun devletinin ikiye ayrılması sonucu; Çin ve Moğol baskılarıyla baş edemeyen Kuzey Hunları başında bulunan Balamir ile birlikte Hazar ve Kara denizin kuzeyinden Avrupa’ya doğru göç etmiştir. Hunlar göç sırasında karşılarına çıkan ve birçoğu Germen olan devletleri (Gepitler, Saksonlar, Vandallar, Franklar, Ostrogotlar, Vizigotlar, Burgondlar vb.) yenerek yerlerinden etmiştir. Yenilen germenler Roma topraklarına göç etmiştir. Bu büyük göç dalgası “Kavimler Göçü” olarak isimlendirilmiştir.</fieldset><br />
<br />
Hunlar Balamir önderliğinde, 380'li yıllarda aşağı Don Havzası'nı ve Azak Denizi'ni çevreleyen bölgeyi ele geçirerek, batıya, Güney Rusya içlerine ve Kırım'a yerleştiler. Priscus'un aktardığına göre Karadeniz yakınlarında yaşayan Akatzirlerin, Hun hakimiyeti altında olduklarından bahsetmektedir. Akatzirlerinde pekala Hazarların ataları olmaları mümkündür.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">Hazarlar, 60 yıldan fazla bir süre batıya göç eden Türkler tarafından yönetilmiştir.</fieldset><br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Batı Göktürklerin Dağılması ve Bağımsız Hazar Krallığının Kuruluşu</b></span></div>
Batı Göktürk Kağanlığı, en önemli Türk kağanlarından biri olan Bumin Kağan'ın kardeşi İstemi Yabgu tarafından 552 yılında kuruldu. İstemi Yabgu soyu Asena klanına dayanmaktaydı. <br />
<br />
Bu geniş imparatorluğun merkezi Balkaş Gölü kıyısında yer almaktaydı. Daha sonra sırasıyla Volga (İtil) Bulgarları, Sabirler, Onogurlar ve Alanların yönetimini ele geçirip sınırlarını büyüttüler. Tahminen Hazarlar da 565-575 aralığında Batı Göktürk Kağanlığının egemenliği altına girdi. Tabi şu soru akla gelebilir Batı Hunları mı oluyor Batı Göktürkler? Tabiki hayır, 576-578 yıllarında Batı Hunları (Avrupa Hun Devleti) da Batı Göktürklerin egemenliğine altına girdi.<br />
<br />
<fieldset class="quote1">İstemi Yabgu tarafından kurulan bu devletin bir çok siyasi hareketi olmuştur ancak en çok bilineni, İpek yolu mücadelesidir. Sasani ittifakı ile Akhunları devirmiş, daha sonrasında ise Sasanileri yok etmek için Bizanslar ile ittifak yapılmış fakat başarıya ulaşılamamıştır.</fieldset><br />
<br />
<img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=122" loading="lazy"  width="600" height="380" alt="[Resim: attachment.php?aid=122]" class="mycode_img" /><br />
<br />
İstemi Kağan (552 - 576) hükümdarlığından sonra sırasıyla <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Bilge Tardu (576 - 603) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Apa Kağan (576 - 593) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> İnal Kağan (593 - 600) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Çulo Kağan (600 - 611) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Şikoey Kağan (611 - 618) <img src="https://gidenler.me/images/smilies/sag_ok.png" alt="Sağ ok" title="Sağ ok" class="smilie smilie_25" /> Tong Yabgu Kağan (618 - 630) yönetmiş tabi Tong Yabgu'nun amcası tarafından öldürülmesi sonucu devlet içinde klanların savaşını başlatmış ve devlet parçalanma sürecine girmiştir.<br />
<br />
Hazarlar da bu süreçte tekrar bağımsılığına kavuşmuştur.<br />
<br />
Bağımsız Hazar Devleti ise 630 da Tong Yabgu'nun soyundan gelen İrbiş tarafıdnan kurulmuştur. Hazarlar yeni devletini oluştururken doğal olarak Göktürklerin yönetim geleneklerini benimsediler. Volga ve Derbent arasında kalan bölgenin tamamı, Hazarların hakimiyetine girdi.<br />
</div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=118" target="_blank" title="soy kütüğü.png">soy kütüğü.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 17.65 KB / İndirme Sayısı: 112)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=119" target="_blank" title="Hazar_Hanlığı_820.jpg">Hazar_Hanlığı_820.jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 250.76 KB / İndirme Sayısı: 478)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=121" target="_blank" title="18092015Yti7GPTvPlHpFCZD.png">18092015Yti7GPTvPlHpFCZD.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 587.51 KB / İndirme Sayısı: 116)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=122" target="_blank" title="Ekran Resmi 2024-04-25 17.29.44.png">Ekran Resmi 2024-04-25 17.29.44.png</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 1.32 MB / İndirme Sayısı: 106)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmadeddin Nesimi (3)]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-64.html</link>
			<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 16:31:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-64.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=43" loading="lazy"  width="150" height="120" alt="[Resim: attachment.php?aid=43]" class="mycode_img" /></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Adını ilk duyduğumda merakla araştırdığım şairdir. Derisi yüzülerek idam edilmesi kendisi hakkında birçok hikayeyi doğurmuş, İnsanları ve sevgiyi merkezine alarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7 Ulu Ozan</span> arasına girmiş önemli şahsiyet! Özellikle Fazlullah Esterabadi’nin hizmetine girmiş ve ondan eğitim ve terbiye almış, onun kızı ile evlenmiş çok geçmeden halefi olmuştur. Böylece Hurufilik abdallar zümresinin lideri ve yol göstericisi olmuştur.<br />
<br />
Nesimi hakkında bilgiler çok azdır. Ne zaman ve nerede doğduğu hakkında net bir bilgi yoktur. Hatta çoğu yerde kendisinin “Seyyid” olduğu yazmaktayken (Seyyid Ali İmadeddin Nesimi) bunu dayandıracak bir künye bulunmamaktadır.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gerçi bu gün Nesimi’yem, Haşimiyem, Kureyşiyem,<br />
Bundan uludur ayetin, ayete şana sığmazam.”</span></span><br />
<br />
“Sığmazam” şiirinde geçen bu beyit sebebiyle çoğu kişi Nesimi’nin Seyyid olduğu işaret etmektedir.</blockquote>
<br />
Çoğu yerde adının Ali veya Ömer, lakabının İmadeddin olduğudur. 1347(?) veya 1369(?) yılında Tebriz(?), Bakü(?), Tebriz(?), Şiraz(?) veya Halep(?) de doğmuştur. Eserleri incelendiğinde kullanılan dilde <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Türkçe-</span> diretmesi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Farsça şiirlerde yazmıştır-</span> nedeniyle Azerbaycan Türk’ü olduğu düşünülmektedir. İyi bir medrese eğitimi aldığı söylenen Nesimi, Felsefi şiirin temelini atmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazlullah Esterabadi</span> ile tanışıp ve hizmetine girmiştir. Bu tanışma müritlik ile başlayıp, damatlığa, oradan da halifeliğine kadar devam etmiştir. Tasavvufi şiirleri bu tanışma evresinden sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufiliğe</span> ait fikirlere yöneltmiştir.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">“…<br />
Külli yer ile gök Hak oldu mutlak,<br />
Söyler def ü ceng ü ney enelhak.<br />
…”<br />
<br />
“…<br />
Ey Nesimi, Hak Teala sendedir,<br />
Hem sıfatı dilde zatı candadır.<br />
…”</span></span></blockquote>
<br />
Nesimi’nin şiir analizini yapıldığında gençlik yıllarında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Özellikle şiirlerinde Azerbaycan lehçesini, Farsça ve Arapçayı çok iyi kullanabilmesi bunun en iyi göstergesidir.<br />
<br />
Şiirlerini Hurufiliği yaymak için kullanmış ve Azerbaycan, İran, Arabistan ülkelerine gitmiştir. <span style="background-color: #fcff01;">Timur’un emriyle oğlu ve Azerbaycan Valisi Miran Şah Hurufilere, baskı göstermesi, takip ettirip özellikle Fazlullah Esterabadi’yi idam edildiği</span> dönemde ise Azerbaycan’dan ayrılmış ve şiirleriyle bilindiği Anadolu’ya gelmiştir. I. Murat dönemin ise Osmanlı topraklarına gelmiş ve Bursa’da bulunmuştur. Tabi burada iyi karşılanmadığını ileri sürenler ve tam tersine iyi karşılandığını hatta fikirlerinin Fatih Sultan Mehmet’e kadar ulaştığı çok beğenildiği ve Edirne sarayına kadar bu düşüncelerin hakim olduğu söylenmiştir. Ancak son söylenen söze ben pek imkan vermiyorum, Nesimi’nin ölüm yılı bu devirden önce ve döneme bakıldığında Sivas ve çevresinde Hurufilerin olduğu söylenmekte ve Osmanlı toprakları içinde bulunmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bayram-ı Veli</span> ile görüşmek istemiş düşüncesi (Hurufilik) nedeniyle huzura kabul edilmemiştir. Anadolu’da fikirlerini yayacak ortam bulamayan Nesimi, Suriye’ye geçmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İbn Hacer el-Askalani</span>, Nesimi’nin burada Hurufi şeyhi olarak faaliyette bulunduğunu ve birçok mürid elde ettiğini söyler. Burada Halep uleması tarafından verilen fetva üzerine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyhel-Mahmudi</span>’nin de onayını alan Saltanat Naibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emir Yeşbek</span>, Nesimi’nin başı kesilerek idam edilmesini ve derisi yüzülmesini emretmiştir.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam<br />
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam<br />
<br />
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim<br />
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam<br />
<br />
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş<br />
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam<br />
<br />
Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim<br />
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam<br />
<br />
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât<br />
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam<br />
<br />
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş<br />
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam<br />
<br />
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün<br />
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam<br />
<br />
Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim<br />
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam<br />
<br />
Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim<br />
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam<br />
<br />
Encüm ile felek benim vahy ile melek benim<br />
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam<br />
<br />
Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim<br />
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam<br />
<br />
Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile<br />
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam<br />
<br />
Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim<br />
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam<br />
<br />
Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim<br />
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam<br />
<br />
Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim<br />
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam<br />
<br />
Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim<br />
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam<br />
<br />
Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim<br />
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam</span></span></blockquote>
<br />
Tabi, Nesimi’nin infazı birçok halk hikayesini oluşturmuştur. Bunlardan en çok bilineni Nesimi’nin dersi yüzülürken olan hikayedir.<br />
<br />
Nesimi ibreti alem için halkın arasında infaz edilmek için getirilir. İdam sehpası yoktur ama çarmıha benzer bir direk dikilmiştir. Nesimi’nin elleri ve ayakları bu direğe bağlanır. O sırada katli için fetva veren mollalar idamı izlemeye gelirler ve o sırada ise “Nesimi’nin kanı necistir, her kim ki o kana değer, değdiği uzununda kesilmesi gerekir!” sözünü söylerler. Ne gariptir ki o sözü söyleyen mollanın eline Nesimi’nin kanı sıçrar. Halk o sıra gözünü mollaya çevirir. Molla ise elini bir bezle silip, kanı temizledikten sonra <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kanın bulaştığı yeri silmekte kafidir.”</span></span> der. Bunun üzerine can çekişmekte olan Nesimi der ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ben Hak uğruna canımı veriyorum ama sen inandığını söylediğin Allah için bir parmağını bile veremiyorsun!”</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/U1csklsXuAs" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=43" target="_blank" title="seyyid-nesimi-300x250.jpg">seyyid-nesimi-300x250.jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 13.26 KB / İndirme Sayısı: 129)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=43" loading="lazy"  width="150" height="120" alt="[Resim: attachment.php?aid=43]" class="mycode_img" /></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Adını ilk duyduğumda merakla araştırdığım şairdir. Derisi yüzülerek idam edilmesi kendisi hakkında birçok hikayeyi doğurmuş, İnsanları ve sevgiyi merkezine alarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7 Ulu Ozan</span> arasına girmiş önemli şahsiyet! Özellikle Fazlullah Esterabadi’nin hizmetine girmiş ve ondan eğitim ve terbiye almış, onun kızı ile evlenmiş çok geçmeden halefi olmuştur. Böylece Hurufilik abdallar zümresinin lideri ve yol göstericisi olmuştur.<br />
<br />
Nesimi hakkında bilgiler çok azdır. Ne zaman ve nerede doğduğu hakkında net bir bilgi yoktur. Hatta çoğu yerde kendisinin “Seyyid” olduğu yazmaktayken (Seyyid Ali İmadeddin Nesimi) bunu dayandıracak bir künye bulunmamaktadır.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gerçi bu gün Nesimi’yem, Haşimiyem, Kureyşiyem,<br />
Bundan uludur ayetin, ayete şana sığmazam.”</span></span><br />
<br />
“Sığmazam” şiirinde geçen bu beyit sebebiyle çoğu kişi Nesimi’nin Seyyid olduğu işaret etmektedir.</blockquote>
<br />
Çoğu yerde adının Ali veya Ömer, lakabının İmadeddin olduğudur. 1347(?) veya 1369(?) yılında Tebriz(?), Bakü(?), Tebriz(?), Şiraz(?) veya Halep(?) de doğmuştur. Eserleri incelendiğinde kullanılan dilde <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Türkçe-</span> diretmesi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-Farsça şiirlerde yazmıştır-</span> nedeniyle Azerbaycan Türk’ü olduğu düşünülmektedir. İyi bir medrese eğitimi aldığı söylenen Nesimi, Felsefi şiirin temelini atmıştır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazlullah Esterabadi</span> ile tanışıp ve hizmetine girmiştir. Bu tanışma müritlik ile başlayıp, damatlığa, oradan da halifeliğine kadar devam etmiştir. Tasavvufi şiirleri bu tanışma evresinden sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufiliğe</span> ait fikirlere yöneltmiştir.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">“…<br />
Külli yer ile gök Hak oldu mutlak,<br />
Söyler def ü ceng ü ney enelhak.<br />
…”<br />
<br />
“…<br />
Ey Nesimi, Hak Teala sendedir,<br />
Hem sıfatı dilde zatı candadır.<br />
…”</span></span></blockquote>
<br />
Nesimi’nin şiir analizini yapıldığında gençlik yıllarında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Özellikle şiirlerinde Azerbaycan lehçesini, Farsça ve Arapçayı çok iyi kullanabilmesi bunun en iyi göstergesidir.<br />
<br />
Şiirlerini Hurufiliği yaymak için kullanmış ve Azerbaycan, İran, Arabistan ülkelerine gitmiştir. <span style="background-color: #fcff01;">Timur’un emriyle oğlu ve Azerbaycan Valisi Miran Şah Hurufilere, baskı göstermesi, takip ettirip özellikle Fazlullah Esterabadi’yi idam edildiği</span> dönemde ise Azerbaycan’dan ayrılmış ve şiirleriyle bilindiği Anadolu’ya gelmiştir. I. Murat dönemin ise Osmanlı topraklarına gelmiş ve Bursa’da bulunmuştur. Tabi burada iyi karşılanmadığını ileri sürenler ve tam tersine iyi karşılandığını hatta fikirlerinin Fatih Sultan Mehmet’e kadar ulaştığı çok beğenildiği ve Edirne sarayına kadar bu düşüncelerin hakim olduğu söylenmiştir. Ancak son söylenen söze ben pek imkan vermiyorum, Nesimi’nin ölüm yılı bu devirden önce ve döneme bakıldığında Sivas ve çevresinde Hurufilerin olduğu söylenmekte ve Osmanlı toprakları içinde bulunmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bayram-ı Veli</span> ile görüşmek istemiş düşüncesi (Hurufilik) nedeniyle huzura kabul edilmemiştir. Anadolu’da fikirlerini yayacak ortam bulamayan Nesimi, Suriye’ye geçmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İbn Hacer el-Askalani</span>, Nesimi’nin burada Hurufi şeyhi olarak faaliyette bulunduğunu ve birçok mürid elde ettiğini söyler. Burada Halep uleması tarafından verilen fetva üzerine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyhel-Mahmudi</span>’nin de onayını alan Saltanat Naibi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emir Yeşbek</span>, Nesimi’nin başı kesilerek idam edilmesini ve derisi yüzülmesini emretmiştir.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam<br />
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam<br />
<br />
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim<br />
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam<br />
<br />
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş<br />
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam<br />
<br />
Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim<br />
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam<br />
<br />
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât<br />
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam<br />
<br />
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş<br />
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam<br />
<br />
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün<br />
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam<br />
<br />
Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim<br />
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam<br />
<br />
Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim<br />
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam<br />
<br />
Encüm ile felek benim vahy ile melek benim<br />
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam<br />
<br />
Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim<br />
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam<br />
<br />
Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile<br />
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam<br />
<br />
Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim<br />
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam<br />
<br />
Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim<br />
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam<br />
<br />
Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim<br />
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam<br />
<br />
Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim<br />
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam<br />
<br />
Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim<br />
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam</span></span></blockquote>
<br />
Tabi, Nesimi’nin infazı birçok halk hikayesini oluşturmuştur. Bunlardan en çok bilineni Nesimi’nin dersi yüzülürken olan hikayedir.<br />
<br />
Nesimi ibreti alem için halkın arasında infaz edilmek için getirilir. İdam sehpası yoktur ama çarmıha benzer bir direk dikilmiştir. Nesimi’nin elleri ve ayakları bu direğe bağlanır. O sırada katli için fetva veren mollalar idamı izlemeye gelirler ve o sırada ise “Nesimi’nin kanı necistir, her kim ki o kana değer, değdiği uzununda kesilmesi gerekir!” sözünü söylerler. Ne gariptir ki o sözü söyleyen mollanın eline Nesimi’nin kanı sıçrar. Halk o sıra gözünü mollaya çevirir. Molla ise elini bir bezle silip, kanı temizledikten sonra <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kanın bulaştığı yeri silmekte kafidir.”</span></span> der. Bunun üzerine can çekişmekte olan Nesimi der ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ben Hak uğruna canımı veriyorum ama sen inandığını söylediğin Allah için bir parmağını bile veremiyorsun!”</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/U1csklsXuAs" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=43" target="_blank" title="seyyid-nesimi-300x250.jpg">seyyid-nesimi-300x250.jpg</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 13.26 KB / İndirme Sayısı: 129)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmadeddin Nesimi (2)]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-49.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Mar 2024 20:42:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-49.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Bir önceki yazımda Nesimi'nin hangi akımdan/mezhepten etkilendiğini anlatmıştım. Bu yazımda ise hem Hurufilik mezhebinin kurucusu hem de İmadeddin Nesimi'nin akıl hocası olan Fazlullah Esterabadi'yi konuşacağız.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Fazlullah Esterabadi (Naimi) Kimdir?</b></span></div>
Hurufiliğin kurucu olan soyunun 7. İmam Musa el-Kazım’a dayandığı iddia edilen Fazlullah’ın nerede ve ne zaman doğduğu net değildir. Ama incelediğim tezler, dergiler ve kitaplar doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki 1339? veya 1340? yılında Şirvan veya Hazar Denizi’nin güney doğusunda bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esterebad</span> şehrinde doğduğudur.<br />
<br />
Fazlullah’ın ilk dönemi ve öğrenim durumu hakkında fazla bilgi bulamadım ancak 18 yaşında iken bir dervişten duyduğu ve Mevlana Celalleddin-i Rumi’ye ait olan beyitten etkilendiğidir:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bekaya sahip olduğun halde ölümden ne endişe ediyorsun,<br />
Hudanın nuruna sahipken neden mağarada gizleniyorsun?”</blockquote>
<br />
Hocasına bunun gerçek manasını sorduğunda hocasının <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bunu ibadet, riyazet, aşk ve cezbeyle anlayabilirsin.”</span> sözü üzerine hayatında değişimler başlar. Daha sonralar bir rüya gördüğünü ve bu rüyada kendisine Hz. Peygamber tarafından rüya tabiri yeteneği verildiğini ileri sürer. Bunun üzerine kendisini ibadete adar üstündeki pahalı eşyaları çıkarır ve bir çok Peygamber gibi kendisi de çobanlık yaparak zorlu bir süreç başlar hayatında.<br />
<br />
Yolu İsfahana düşen Fazlullah burada belli bir süre kalır. Bir gece gördüğü rüya üzerine Hac niyetiyle yola çıkar. Tebrizden geçerken Esterebadlı bir kız ile evlenir. Daha sonra Harezm’e, buradan İsfahan ve en son Semirem’e giderek tekrar ibadete çekilir. Meşhed’e gider ve orada Şia’yı öğrenir ve ibadetlerine devam eder. Yolculuğunun devamında Harezm’e tekrar uğrar ve burada gördüğü rüyada fütuhatın gerçekleştiğini görür. Fütuhat, tasavvufta; <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Allah’ın rızık gibi maddi, ilim ve marifet gibi manevi lütuflarını kullarına açması”</span> anlamına gelir.<br />
<br />
Rüyadan sonra yolculuğu devam eden Fazlullah’ın adının duyulduğu ve ünlendiği yer İsfahandır. Burada (tanınmışlarında olduğu) bir çok insanın rüya tabiri yaparak ünlenir. Tekrar hac için yola çıkan Fazlullah Tebrizden geçerken bir rüya görür ki <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-huriflikte tanrılık dönemi denilen dönemin başlancı bu rüyadır-</span> Hz. Adem (A.S.), Hz. İsa (A.S.) ve Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah’ın halifeleri, kendisi ise Mehdi (Mesih)’dir. <br />
<br />
<fieldset><legend><b>Önemli Not</b></legend>Yukarıda Hurufiliği anlatırken fark ettiyseniz İmametin, 11.İmam bittiğini belittim. Hurufilikte ise 12. İmam Muhammed Mehdi (a.f.) yoktur. Mehdi tektir o da Fazlullahtır. Şia inancında ise 12.İmam Muhammed Mehdi (a.f) dir ve Gaybet-i Kübra(büyük gizleniş)dadır.</fieldset><br />
Bu rüyadan sonra kendine inananları aramak ve fikirlerini yaymakla geçirdi. Fikirleri Şeriata uygun değildi. O dönemin İslam alimleri, Hurufileri mürted/zındık olarak değerlendirmiş ve Timur tarafından onlara idam karar çıkmıştır. Tabi bu olaylar devam ederken Timur’u kendi görüşlerine davet eden Fazlullah, Timur’un oğlu Miran Şah tarafından 1394 yılında idam edildi. Kalan Hurufiler ya idam edildi ya da Anadolu ve Suriye’ye yerleşti. Hatta Hindistan’da bile bu fikri yayacak müritlerin o dönemden geldiğini söyleyenlerde bulunmakta.<br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;">Cavidan-name</span> olan eseri Hurufilikte çok önemlidir. Onlar bu kitabı kutsal kitaplar arasında saymaktadırlar.<br />
<br />
Ve konumuzun asıl kişisine geliyoruz, adına Enstitü kurulan, Azerbaycan’ın milli şairi ve Hurufiliğin önemli temsilcisi İmadeddin Nesimi…</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Bir önceki yazımda Nesimi'nin hangi akımdan/mezhepten etkilendiğini anlatmıştım. Bu yazımda ise hem Hurufilik mezhebinin kurucusu hem de İmadeddin Nesimi'nin akıl hocası olan Fazlullah Esterabadi'yi konuşacağız.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Fazlullah Esterabadi (Naimi) Kimdir?</b></span></div>
Hurufiliğin kurucu olan soyunun 7. İmam Musa el-Kazım’a dayandığı iddia edilen Fazlullah’ın nerede ve ne zaman doğduğu net değildir. Ama incelediğim tezler, dergiler ve kitaplar doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki 1339? veya 1340? yılında Şirvan veya Hazar Denizi’nin güney doğusunda bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esterebad</span> şehrinde doğduğudur.<br />
<br />
Fazlullah’ın ilk dönemi ve öğrenim durumu hakkında fazla bilgi bulamadım ancak 18 yaşında iken bir dervişten duyduğu ve Mevlana Celalleddin-i Rumi’ye ait olan beyitten etkilendiğidir:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bekaya sahip olduğun halde ölümden ne endişe ediyorsun,<br />
Hudanın nuruna sahipken neden mağarada gizleniyorsun?”</blockquote>
<br />
Hocasına bunun gerçek manasını sorduğunda hocasının <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bunu ibadet, riyazet, aşk ve cezbeyle anlayabilirsin.”</span> sözü üzerine hayatında değişimler başlar. Daha sonralar bir rüya gördüğünü ve bu rüyada kendisine Hz. Peygamber tarafından rüya tabiri yeteneği verildiğini ileri sürer. Bunun üzerine kendisini ibadete adar üstündeki pahalı eşyaları çıkarır ve bir çok Peygamber gibi kendisi de çobanlık yaparak zorlu bir süreç başlar hayatında.<br />
<br />
Yolu İsfahana düşen Fazlullah burada belli bir süre kalır. Bir gece gördüğü rüya üzerine Hac niyetiyle yola çıkar. Tebrizden geçerken Esterebadlı bir kız ile evlenir. Daha sonra Harezm’e, buradan İsfahan ve en son Semirem’e giderek tekrar ibadete çekilir. Meşhed’e gider ve orada Şia’yı öğrenir ve ibadetlerine devam eder. Yolculuğunun devamında Harezm’e tekrar uğrar ve burada gördüğü rüyada fütuhatın gerçekleştiğini görür. Fütuhat, tasavvufta; <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Allah’ın rızık gibi maddi, ilim ve marifet gibi manevi lütuflarını kullarına açması”</span> anlamına gelir.<br />
<br />
Rüyadan sonra yolculuğu devam eden Fazlullah’ın adının duyulduğu ve ünlendiği yer İsfahandır. Burada (tanınmışlarında olduğu) bir çok insanın rüya tabiri yaparak ünlenir. Tekrar hac için yola çıkan Fazlullah Tebrizden geçerken bir rüya görür ki <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-huriflikte tanrılık dönemi denilen dönemin başlancı bu rüyadır-</span> Hz. Adem (A.S.), Hz. İsa (A.S.) ve Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah’ın halifeleri, kendisi ise Mehdi (Mesih)’dir. <br />
<br />
<fieldset><legend><b>Önemli Not</b></legend>Yukarıda Hurufiliği anlatırken fark ettiyseniz İmametin, 11.İmam bittiğini belittim. Hurufilikte ise 12. İmam Muhammed Mehdi (a.f.) yoktur. Mehdi tektir o da Fazlullahtır. Şia inancında ise 12.İmam Muhammed Mehdi (a.f) dir ve Gaybet-i Kübra(büyük gizleniş)dadır.</fieldset><br />
Bu rüyadan sonra kendine inananları aramak ve fikirlerini yaymakla geçirdi. Fikirleri Şeriata uygun değildi. O dönemin İslam alimleri, Hurufileri mürted/zındık olarak değerlendirmiş ve Timur tarafından onlara idam karar çıkmıştır. Tabi bu olaylar devam ederken Timur’u kendi görüşlerine davet eden Fazlullah, Timur’un oğlu Miran Şah tarafından 1394 yılında idam edildi. Kalan Hurufiler ya idam edildi ya da Anadolu ve Suriye’ye yerleşti. Hatta Hindistan’da bile bu fikri yayacak müritlerin o dönemden geldiğini söyleyenlerde bulunmakta.<br />
<br />
<span style="background-color: #fcff01;">Cavidan-name</span> olan eseri Hurufilikte çok önemlidir. Onlar bu kitabı kutsal kitaplar arasında saymaktadırlar.<br />
<br />
Ve konumuzun asıl kişisine geliyoruz, adına Enstitü kurulan, Azerbaycan’ın milli şairi ve Hurufiliğin önemli temsilcisi İmadeddin Nesimi…</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmadeddin Nesimi (1)]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-46.html</link>
			<pubDate>Tue, 12 Mar 2024 14:37:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-46.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/iBd1r5VOK2c" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Hayatını Sami Yusuf’un <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nasimi”</span> parçasını dinledikten sonra araştırdığım, düşüncesi, eylemleri, şiirleri ve ölümüyle farklı olan şair ve düşünür. Düşüncesi ve eylemleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufilik</span> üzerine olduğundan bu nedenle bulunduğu dönemde derisi yüzülerek idam edilmiştir.<br />
<br />
Nesimi’yi tanıtmam için daha öncesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufiliği</span> bilmemiz gerekir. Nesimi’nin düşüncesi ve eylemleri bunu yaymak üzerinedir. Özellikle <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“İnsan sürekli sevgi eylemi içinde olmalı, çevresinde bulunan bütün nesnelerde Tanrı’yı, Tanrı’da ise bütün nesneleri görmelidir.”</span> düşüncesidir. Bu düşüncesi ile Alevi Kızılbaş inancında 7 ulu ozandan sayılır. Hatta Kızılbaş Alevi erkan ve muhabbetlerinde adı geçtiğinde Aleviler sağ elin işaret parmağını öpüp başına koyarlar ve sonra sağ elini sol göğsünün üstüne bırakırlar.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hurufilik Nedir?</b></span></div>
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=35" loading="lazy"  width="200" height="200" alt="[Resim: attachment.php?aid=35]" class="mycode_img" /></div><span style="background-color: #fcff01;">Hurufilik, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazlullah Esterabadi (Naimi)</span> tarafından 14. yüzyılda kurulmuş mistik ve felsefi bir akımdır/mezheptir.</span> Hurufi ismi adını huruf (harfler)’dan alır ve Hurufi, “harflere mensup olan” anlamındadır. Kutsal metinlerde (Kur’an-ı Kerim, İncil ve Tevrat) harf ve kelimelerin, sayısı, dizilimi, sırasında belli şifreler olduğu ve bunları oluşturan harf, kelime, cümle vs. oluşturan harflerin ebced hesabıyla zahir anlamı olduğunu söyleyen ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve yaklaşımı benimseyen mezhep / düşüncedir.<br />
<br />
Bu mezhep / akım gibi harfçi akımlar “Kabalizm”, “Mandeizm” ve “Neo-Plataonculuk” dur. Hurufilik ile kıyaslandığını gördüm ama bu bana mantıksız geliyor Kabalizm Yahudilik ile alakalı iken Hurufilik İslamda batıni bir koldur. Etkilenmiş midir, olabilir. Dünya üzerinde her akım veya söyle bir başka akımı, kişiyi etkileyebilmektedir.<br />
<br />
Hurufiliğin bakış açısı ise “Tanrı insandadır.” fikridir. Yani Tanrı insanda tecil etmiştir. Ben zaten sendenim ya da sen zaten bendesin gibi akımdan etkilenen şairlerin şiirlerinde bu ifadeleri görmeniz mümkündür. “Vahdet-i Vücut” vardır. Amaç varlığın hakikatinin harfler aracılığıyla ispatlanarak yine harfler aracılığıyla Tanrının varlıkla ispatlanması ve Tanrıya ulaşılmasıdır. Varlık, harflerin (Tanrısal kelamın) yansımasıdır. Yani harflerden hareketle Tanrıyı müşahede etmek mümkündür ve gereklidir. İnsan bu ilahi kelimeleri müşahede ederek Vuslat makamı (Allah’ın zat ve sıfatına) ulaşmış olacaktır.<br />
<br />
Buraya kadar size güzel ve mantıklı gelmiş olabilir, o zaman akla şu soru geliyor: Neden bu Mezhep Batıni sayılıyor?<br />
Kısaca, Allah, Fazlullah’da zuhur etmiştir(!). Evet sert bir giriş oldu ama kısa ve öz olarak böyle. Çünkü Hurufiler, Evreni üç döneme ayırmışlardır. Peygamberlik Dönemi olan ilk dönemde, Allah’ın kademe kademe kendisini peygamberlere açmış ve Fazlullah Esterabadi (Naimi) müjdelemiş; İmamlık Dönemi olan ikinci dönem ise, İlk İmam Hz.Ali ile başlamış ve Onbirinci İmam Hasan El Askeri ile bitmiştir (Fazlullah Esterabadi (Naimi)’nin 7. İmam Musa el-Kazım’ın soyundan geldiğine inanılır) ve Tanrılık Dönemi olan son dönemde ise, Tanrının Fazlullah’ın bedeninde zuhur ettiğine inanılmıştır ve bu inanç yüzünden Batıni sayılmıştır. <br />
<br />
Yukarıda bir görsel bıraktım ama açıklamasını yapmadım. Bu görselle ilgili olan alıntıyı direkt paylaşıyorum:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>İnsan yüzünde doğuşta yedi hat vardır: iki kaş, dört kirpik ve bir saç. İnsan bu yedi hat ile doğduğu için bunlara “hutut-ı ummi-ye”(ana hatlar) denir. Bunların hal ve mahal toplamı on dört eder. Yedi de “hutut-u ebiye”(baba hatları) vardır ki, bunlar erkekte ergenlik çağında çıkar: Yüzün sağ ve sol yanlarında iki sakal kılları, iki yanağın iki tarafındaki burun kılları, iki bıyık ve bir de alt dudaktaki (enfaka) kılları. Bunlarda hal ve mahal itibari ile on dört eder. Ana ve baba hatların toplamı 28 olur ki, bu Kur’an’ın yazıldığı 28 harfe tekabül eder. Saç ve enfeka, istiva ile ortadan ikiye ayrılırsa sekizerden on altı eder. Hal ve mahal toplamı da 32 olur ki Cavidanname’nin yazıldığı 32 Farsi harfe tekabül eder.</blockquote>
<br />
Nesimi’nin etkilendiği akımı az çok tanıdık ama onu etkileyen, halefi ve damadı olduğu Fazlullah Esterabadi (Naimi)’yi de tanımakta fayda olacağını düşünüyorum. Sıraki yazımda Fazlullah Esterabadi'yi tanıyacağız...<br />
</div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=35" target="_blank" title="IMG_1858.JPG">IMG_1858.JPG</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 74.6 KB / İndirme Sayısı: 56)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/iBd1r5VOK2c" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Hayatını Sami Yusuf’un <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nasimi”</span> parçasını dinledikten sonra araştırdığım, düşüncesi, eylemleri, şiirleri ve ölümüyle farklı olan şair ve düşünür. Düşüncesi ve eylemleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufilik</span> üzerine olduğundan bu nedenle bulunduğu dönemde derisi yüzülerek idam edilmiştir.<br />
<br />
Nesimi’yi tanıtmam için daha öncesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hurufiliği</span> bilmemiz gerekir. Nesimi’nin düşüncesi ve eylemleri bunu yaymak üzerinedir. Özellikle <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“İnsan sürekli sevgi eylemi içinde olmalı, çevresinde bulunan bütün nesnelerde Tanrı’yı, Tanrı’da ise bütün nesneleri görmelidir.”</span> düşüncesidir. Bu düşüncesi ile Alevi Kızılbaş inancında 7 ulu ozandan sayılır. Hatta Kızılbaş Alevi erkan ve muhabbetlerinde adı geçtiğinde Aleviler sağ elin işaret parmağını öpüp başına koyarlar ve sonra sağ elini sol göğsünün üstüne bırakırlar.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Hurufilik Nedir?</b></span></div>
<div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img src="https://gidenler.me/attachment.php?aid=35" loading="lazy"  width="200" height="200" alt="[Resim: attachment.php?aid=35]" class="mycode_img" /></div><span style="background-color: #fcff01;">Hurufilik, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazlullah Esterabadi (Naimi)</span> tarafından 14. yüzyılda kurulmuş mistik ve felsefi bir akımdır/mezheptir.</span> Hurufi ismi adını huruf (harfler)’dan alır ve Hurufi, “harflere mensup olan” anlamındadır. Kutsal metinlerde (Kur’an-ı Kerim, İncil ve Tevrat) harf ve kelimelerin, sayısı, dizilimi, sırasında belli şifreler olduğu ve bunları oluşturan harf, kelime, cümle vs. oluşturan harflerin ebced hesabıyla zahir anlamı olduğunu söyleyen ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve yaklaşımı benimseyen mezhep / düşüncedir.<br />
<br />
Bu mezhep / akım gibi harfçi akımlar “Kabalizm”, “Mandeizm” ve “Neo-Plataonculuk” dur. Hurufilik ile kıyaslandığını gördüm ama bu bana mantıksız geliyor Kabalizm Yahudilik ile alakalı iken Hurufilik İslamda batıni bir koldur. Etkilenmiş midir, olabilir. Dünya üzerinde her akım veya söyle bir başka akımı, kişiyi etkileyebilmektedir.<br />
<br />
Hurufiliğin bakış açısı ise “Tanrı insandadır.” fikridir. Yani Tanrı insanda tecil etmiştir. Ben zaten sendenim ya da sen zaten bendesin gibi akımdan etkilenen şairlerin şiirlerinde bu ifadeleri görmeniz mümkündür. “Vahdet-i Vücut” vardır. Amaç varlığın hakikatinin harfler aracılığıyla ispatlanarak yine harfler aracılığıyla Tanrının varlıkla ispatlanması ve Tanrıya ulaşılmasıdır. Varlık, harflerin (Tanrısal kelamın) yansımasıdır. Yani harflerden hareketle Tanrıyı müşahede etmek mümkündür ve gereklidir. İnsan bu ilahi kelimeleri müşahede ederek Vuslat makamı (Allah’ın zat ve sıfatına) ulaşmış olacaktır.<br />
<br />
Buraya kadar size güzel ve mantıklı gelmiş olabilir, o zaman akla şu soru geliyor: Neden bu Mezhep Batıni sayılıyor?<br />
Kısaca, Allah, Fazlullah’da zuhur etmiştir(!). Evet sert bir giriş oldu ama kısa ve öz olarak böyle. Çünkü Hurufiler, Evreni üç döneme ayırmışlardır. Peygamberlik Dönemi olan ilk dönemde, Allah’ın kademe kademe kendisini peygamberlere açmış ve Fazlullah Esterabadi (Naimi) müjdelemiş; İmamlık Dönemi olan ikinci dönem ise, İlk İmam Hz.Ali ile başlamış ve Onbirinci İmam Hasan El Askeri ile bitmiştir (Fazlullah Esterabadi (Naimi)’nin 7. İmam Musa el-Kazım’ın soyundan geldiğine inanılır) ve Tanrılık Dönemi olan son dönemde ise, Tanrının Fazlullah’ın bedeninde zuhur ettiğine inanılmıştır ve bu inanç yüzünden Batıni sayılmıştır. <br />
<br />
Yukarıda bir görsel bıraktım ama açıklamasını yapmadım. Bu görselle ilgili olan alıntıyı direkt paylaşıyorum:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>İnsan yüzünde doğuşta yedi hat vardır: iki kaş, dört kirpik ve bir saç. İnsan bu yedi hat ile doğduğu için bunlara “hutut-ı ummi-ye”(ana hatlar) denir. Bunların hal ve mahal toplamı on dört eder. Yedi de “hutut-u ebiye”(baba hatları) vardır ki, bunlar erkekte ergenlik çağında çıkar: Yüzün sağ ve sol yanlarında iki sakal kılları, iki yanağın iki tarafındaki burun kılları, iki bıyık ve bir de alt dudaktaki (enfaka) kılları. Bunlarda hal ve mahal itibari ile on dört eder. Ana ve baba hatların toplamı 28 olur ki, bu Kur’an’ın yazıldığı 28 harfe tekabül eder. Saç ve enfeka, istiva ile ortadan ikiye ayrılırsa sekizerden on altı eder. Hal ve mahal toplamı da 32 olur ki Cavidanname’nin yazıldığı 32 Farsi harfe tekabül eder.</blockquote>
<br />
Nesimi’nin etkilendiği akımı az çok tanıdık ama onu etkileyen, halefi ve damadı olduğu Fazlullah Esterabadi (Naimi)’yi de tanımakta fayda olacağını düşünüyorum. Sıraki yazımda Fazlullah Esterabadi'yi tanıyacağız...<br />
</div><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://gidenler.me/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=35" target="_blank" title="IMG_1858.JPG">IMG_1858.JPG</a>
<img src="/images/v2/link_icon.png" alt="link" height="10" width="10" /> (Dosya Boyutu: 74.6 KB / İndirme Sayısı: 56)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fâtımî Devleti (1)]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-33.html</link>
			<pubDate>Sun, 03 Mar 2024 16:27:04 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-33.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">İlk denk geldiğimde nedir bu diyerek başladığım, okudukça daha fazlasını araştırdığım ve “Devlet yapısı”, “Mezhep kimliği” ve “Dai” sistemini beğendiğim Devlet. Devleti daha iyi tanımak için kuruluşundan önceye yani islamiyet tarihine bakmamız gerekiyor. Çünkü devlet mezhep olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İsmailiye Şiasından</span>. Önce Şiayı tanımalı, daha sonra İsmailiye kolunu bilmeliyiz ki devletin şekli ve yapısı daha iyi anlaşılsın.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Şia Nedir?</b></span></div>
Hz.Muhammed(S.A.A)’in vefatından sonra Hz.Ali’nin ve çocuklarının meşru halife; Hz.Ali’nin Hz.Muhammed(S.A.A)’den sonra insanların en üstünü olduğunu ileri sürenlerin oluşturduğu topluluktur.(1) Şia özellikle Hz.Ali’ye tabi olarak etrafında toplananlardır. Onlar, (Hz.Ali'nin) imamet ve hilafetinin gizli veya açık olarak nass ve vasiyet ile sabit olduğunu söyleyenlerdir. Yine onlar, imametin Hz.Ali’nin çocukları dışına çıkmayacağına eğer çıkarsa bunun ancak ya zulmen ya da takiyye (gizlenme, sır) sebebiyle olabileceğine inanmışlardır.(2) Şia’nın otorite anlayışının temelinde ise Hz.Ali ve soyunun Hz.peygamber’den sonra Allah tarafından imamete/devlet başkanlığına getirildiği inancı yatmaktadır. Bu da bir nevi imam/devlet başkanlarını kutsallaştırmış ve peygamberlere has özellik olan “Günahsızlık” ile nitelemişlerdir. Fatımi Devletinde tüm devlet başkanlarının imam ve devlet başkanı olmasının sebebi buradan gelmektedir.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>İsmâiliyye Nedir?</b></span></div>
İsnâaşeriyye’den sonra Şia’nın en önemli kolu sayılan İsmâiliyye, on iki asır süren varlığı boyunca azınlık bir mezhep olarak İslam dünyasının farklı gruplarının ve yöneticilerinin hücumlarına ve eziyetlerine maruz kalmıştır.(3)<br />
İmam Ca‘fer Sadık (146 /765)’ın tabiilerinden aşırı ifratçı-ihtilalci bir tutumu tercih etmiş olan bir grup, diğer İmamiyye Şiîlerinden ayrılarak Mübârekiyye adıyla bağımsız müstakil bir hayata başladılar. Daha sonraları, İsmâiliyye olarak isim değiştiren Mübârekiyye, aynı zamanda, İmam Sadık’ın büyük oğlu İsmâil bin Ca‘fer’e ve onun oğlu Muhammed bin İsmâil’e bağlı kalarak imametin onların hakkı olduğuna inandılar. Gulat-ı Şia ve özellikle Hattabiye ile aynı fikirde olan ve onlarla işbirliği yapan İsmâil, babası tarafından kendisinin yerine tayin edildi. Fakat İsmâil, babasından birkaç yıl önce Abbâsî Halifesi Mansur’un hilafeti döneminde öldü. İmam Sadık’ın vefatından sonra Mübârekiyye (İsmâiliyye) mensupları, Muhammed bin İsmâil’i kendilerine imam seçtiler ve İmamiyye Şia’sının çoğunluğu tarafından imam olarak kabul edilen amcası İmam Musa Kazım’a tabi olmadılar. Görünürde Mübarek, İsmâil bin Ca‘fer’in gizli adlarından birisiydi.(4) Mubarekiyye fırkası üyeleri, daha sonra fırka kitapları ve müellifleri özellikle Nevbahtî ve Kummî(5) tarafından İsmâiliyye olarak anılmaya başladılar. İlk İsmâilîlerin çağdaşları da onlara genellikle Karamite, Batıniyye(6) veya Melahide olarak hitap ediyorlardı. <br />
Muhammed bin İsmâil, Abbasî karşıtı hiçbir savaşa katılmamış olmalı ki, Taberî tarihi gibi genel İslam tarihi kaynakları ondan söz etmemişlerdir. İsmâilîlerin onun hayatı ve düşünceleri hakkındaki bilgiler, İsmalilîlerin en kapsamlı tek tarih kitabı olan ve Yemen’de fırkanın Musta‘levî/Müsta‘lî dalının on dokuzuncu dâîsi İdris İmâduddîn (ö. 872/1468) tarafından yedi cilt halinde kaleme alınan ‘Uyunu’l-Ahbâr adlı kitabında özetlenmiştir.(7) Bu kaynağa göre İmam Ca‘fer Sadık’ın ölümünden bir süre sonra Muhammed bin İsmâil, ailenin ikamet yeri olan Hicaz’dan Irak’a hicret eder. Bu hicret, aynı zamanda İsmâilîler tarihinde “gizli dönem”in başlangıcıdır. Bu dönem, fırkanın daha sonraki imamlarından biri olan Ubeydullah vasıtasıyla Fatimîler hilafetinin tesisine kadar sürer. İsmâilîlerin asıl merkezi Kûfe idi. Irak ve İran’daki muhtelif gizli yerlerden Mübârekiyye’ye önderlik eden Muhammed bin İsmâil, hicri 179 miladi 795 yılında Harun Reşid’in hilafeti döneminde ölmüştür.<br />
Daha sonraki yıllarda İsmaililer son derece gizli bir şekilde kendilerini güçlendirmeye giriştiler. İlk başlarda yoksul köylülerin ve bedevi Arap kabilelerinin desteklediği bu hareket, haksızlıklarla halkını yöneten Abbasi hilafetini kaldırıp Peygamberin Ehl-i Beytinden olan imamların başında bulunan adil bir hükümet kurmaktı. Bunu, o yerin halkının dini bilgisi veya kültürel yapısını göre belli derece Dailer (İsmailiyye mezhebini tebliğ eden din adamı) görevlendirerek yapıyorlardı. Dailerin yapısı çok etkileyicidir. Herhangi bir devlete bağlı olmadıkları halde merkezi yapısı çok güçlüdür. Öyleki dailerin hünerli çalışmaları ve faaliyetleri sayesinde, düşüncelerini/inanışlarını; Güney Irak, Huzistan, Yemen, Bahreyn, Şam, Cibal, Horasan, Mâverâünnehir, Sind ve daha sonra Kuzey Afrika’nın Berberîler toprağında yayabildiler. Bu hareketin sonucunda -ki detayına daha sonra değineceğim- Ubeydullah-el Mehdi (Fatımîlerin ilk halifesi), Fatımi Devletini kurdu ve ilk devlet başkanı oldu.<br />
<br />
<br />
_____<br />
1. A. J. Wensinok, Concordance et Indices de La Trandition Musulmane, Leiden, 1955, III, 228<br />
2. Muhammed b. Abdilkerim eş-Şehristani el-Milel ve’n-Nihal, Kahire, 1961. Muhammed Seyyid Geylani neşri, I, 146<br />
3. Mustafa Öz ve Mustafa Muhammed eş-Şek‘a, “İsmâiliyye”, XXII, DİA., İstanbul 2001,128-133. (Çev.)<br />
4. es-Sicistânî, Ebû Ya‘kub, Kitabu İsbati’n-Nubû’ât, tsh.: Arif Tamir, Beyrut, 1966, s. 190. <br />
5. en-Nevbahtî, Ebû Muhammed el-Hasan bin Musa, Kitabu Firaki’ş-Şia, tsh.: H. Ritter, İstanbul, 1931, s. 58; Sa’d bin Abdillah el-Kummî, Kitabu’l-Mekâlât ve’l-Firak, tsh.: Muhammed Cevad Meşkûr, Tahran 1963, s. 80-81.<br />
6. Bâtıniyye hakkında geniş bilgi için bkz.: Avni İlhan, “Bâtıniyye” DİA., İstanbul 1992, V, 190-194. (çeviren)<br />
7. İdris İmâduddîn, ‘Uyunu’l-Ahbar ve Funûnu’l- sâr, tsh.: Mustafa Ğalib, Beyrut 1973-1979, IV, 351-356.<br />
<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Dip Not</b></legend>Bu başlık bilimsel bir makale değil, bir deneme olarak kaleme alınmıştır.</fieldset></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">İlk denk geldiğimde nedir bu diyerek başladığım, okudukça daha fazlasını araştırdığım ve “Devlet yapısı”, “Mezhep kimliği” ve “Dai” sistemini beğendiğim Devlet. Devleti daha iyi tanımak için kuruluşundan önceye yani islamiyet tarihine bakmamız gerekiyor. Çünkü devlet mezhep olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İsmailiye Şiasından</span>. Önce Şiayı tanımalı, daha sonra İsmailiye kolunu bilmeliyiz ki devletin şekli ve yapısı daha iyi anlaşılsın.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Şia Nedir?</b></span></div>
Hz.Muhammed(S.A.A)’in vefatından sonra Hz.Ali’nin ve çocuklarının meşru halife; Hz.Ali’nin Hz.Muhammed(S.A.A)’den sonra insanların en üstünü olduğunu ileri sürenlerin oluşturduğu topluluktur.(1) Şia özellikle Hz.Ali’ye tabi olarak etrafında toplananlardır. Onlar, (Hz.Ali'nin) imamet ve hilafetinin gizli veya açık olarak nass ve vasiyet ile sabit olduğunu söyleyenlerdir. Yine onlar, imametin Hz.Ali’nin çocukları dışına çıkmayacağına eğer çıkarsa bunun ancak ya zulmen ya da takiyye (gizlenme, sır) sebebiyle olabileceğine inanmışlardır.(2) Şia’nın otorite anlayışının temelinde ise Hz.Ali ve soyunun Hz.peygamber’den sonra Allah tarafından imamete/devlet başkanlığına getirildiği inancı yatmaktadır. Bu da bir nevi imam/devlet başkanlarını kutsallaştırmış ve peygamberlere has özellik olan “Günahsızlık” ile nitelemişlerdir. Fatımi Devletinde tüm devlet başkanlarının imam ve devlet başkanı olmasının sebebi buradan gelmektedir.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>İsmâiliyye Nedir?</b></span></div>
İsnâaşeriyye’den sonra Şia’nın en önemli kolu sayılan İsmâiliyye, on iki asır süren varlığı boyunca azınlık bir mezhep olarak İslam dünyasının farklı gruplarının ve yöneticilerinin hücumlarına ve eziyetlerine maruz kalmıştır.(3)<br />
İmam Ca‘fer Sadık (146 /765)’ın tabiilerinden aşırı ifratçı-ihtilalci bir tutumu tercih etmiş olan bir grup, diğer İmamiyye Şiîlerinden ayrılarak Mübârekiyye adıyla bağımsız müstakil bir hayata başladılar. Daha sonraları, İsmâiliyye olarak isim değiştiren Mübârekiyye, aynı zamanda, İmam Sadık’ın büyük oğlu İsmâil bin Ca‘fer’e ve onun oğlu Muhammed bin İsmâil’e bağlı kalarak imametin onların hakkı olduğuna inandılar. Gulat-ı Şia ve özellikle Hattabiye ile aynı fikirde olan ve onlarla işbirliği yapan İsmâil, babası tarafından kendisinin yerine tayin edildi. Fakat İsmâil, babasından birkaç yıl önce Abbâsî Halifesi Mansur’un hilafeti döneminde öldü. İmam Sadık’ın vefatından sonra Mübârekiyye (İsmâiliyye) mensupları, Muhammed bin İsmâil’i kendilerine imam seçtiler ve İmamiyye Şia’sının çoğunluğu tarafından imam olarak kabul edilen amcası İmam Musa Kazım’a tabi olmadılar. Görünürde Mübarek, İsmâil bin Ca‘fer’in gizli adlarından birisiydi.(4) Mubarekiyye fırkası üyeleri, daha sonra fırka kitapları ve müellifleri özellikle Nevbahtî ve Kummî(5) tarafından İsmâiliyye olarak anılmaya başladılar. İlk İsmâilîlerin çağdaşları da onlara genellikle Karamite, Batıniyye(6) veya Melahide olarak hitap ediyorlardı. <br />
Muhammed bin İsmâil, Abbasî karşıtı hiçbir savaşa katılmamış olmalı ki, Taberî tarihi gibi genel İslam tarihi kaynakları ondan söz etmemişlerdir. İsmâilîlerin onun hayatı ve düşünceleri hakkındaki bilgiler, İsmalilîlerin en kapsamlı tek tarih kitabı olan ve Yemen’de fırkanın Musta‘levî/Müsta‘lî dalının on dokuzuncu dâîsi İdris İmâduddîn (ö. 872/1468) tarafından yedi cilt halinde kaleme alınan ‘Uyunu’l-Ahbâr adlı kitabında özetlenmiştir.(7) Bu kaynağa göre İmam Ca‘fer Sadık’ın ölümünden bir süre sonra Muhammed bin İsmâil, ailenin ikamet yeri olan Hicaz’dan Irak’a hicret eder. Bu hicret, aynı zamanda İsmâilîler tarihinde “gizli dönem”in başlangıcıdır. Bu dönem, fırkanın daha sonraki imamlarından biri olan Ubeydullah vasıtasıyla Fatimîler hilafetinin tesisine kadar sürer. İsmâilîlerin asıl merkezi Kûfe idi. Irak ve İran’daki muhtelif gizli yerlerden Mübârekiyye’ye önderlik eden Muhammed bin İsmâil, hicri 179 miladi 795 yılında Harun Reşid’in hilafeti döneminde ölmüştür.<br />
Daha sonraki yıllarda İsmaililer son derece gizli bir şekilde kendilerini güçlendirmeye giriştiler. İlk başlarda yoksul köylülerin ve bedevi Arap kabilelerinin desteklediği bu hareket, haksızlıklarla halkını yöneten Abbasi hilafetini kaldırıp Peygamberin Ehl-i Beytinden olan imamların başında bulunan adil bir hükümet kurmaktı. Bunu, o yerin halkının dini bilgisi veya kültürel yapısını göre belli derece Dailer (İsmailiyye mezhebini tebliğ eden din adamı) görevlendirerek yapıyorlardı. Dailerin yapısı çok etkileyicidir. Herhangi bir devlete bağlı olmadıkları halde merkezi yapısı çok güçlüdür. Öyleki dailerin hünerli çalışmaları ve faaliyetleri sayesinde, düşüncelerini/inanışlarını; Güney Irak, Huzistan, Yemen, Bahreyn, Şam, Cibal, Horasan, Mâverâünnehir, Sind ve daha sonra Kuzey Afrika’nın Berberîler toprağında yayabildiler. Bu hareketin sonucunda -ki detayına daha sonra değineceğim- Ubeydullah-el Mehdi (Fatımîlerin ilk halifesi), Fatımi Devletini kurdu ve ilk devlet başkanı oldu.<br />
<br />
<br />
_____<br />
1. A. J. Wensinok, Concordance et Indices de La Trandition Musulmane, Leiden, 1955, III, 228<br />
2. Muhammed b. Abdilkerim eş-Şehristani el-Milel ve’n-Nihal, Kahire, 1961. Muhammed Seyyid Geylani neşri, I, 146<br />
3. Mustafa Öz ve Mustafa Muhammed eş-Şek‘a, “İsmâiliyye”, XXII, DİA., İstanbul 2001,128-133. (Çev.)<br />
4. es-Sicistânî, Ebû Ya‘kub, Kitabu İsbati’n-Nubû’ât, tsh.: Arif Tamir, Beyrut, 1966, s. 190. <br />
5. en-Nevbahtî, Ebû Muhammed el-Hasan bin Musa, Kitabu Firaki’ş-Şia, tsh.: H. Ritter, İstanbul, 1931, s. 58; Sa’d bin Abdillah el-Kummî, Kitabu’l-Mekâlât ve’l-Firak, tsh.: Muhammed Cevad Meşkûr, Tahran 1963, s. 80-81.<br />
6. Bâtıniyye hakkında geniş bilgi için bkz.: Avni İlhan, “Bâtıniyye” DİA., İstanbul 1992, V, 190-194. (çeviren)<br />
7. İdris İmâduddîn, ‘Uyunu’l-Ahbar ve Funûnu’l- sâr, tsh.: Mustafa Ğalib, Beyrut 1973-1979, IV, 351-356.<br />
<br />
<br />
<fieldset><legend><b>Dip Not</b></legend>Bu başlık bilimsel bir makale değil, bir deneme olarak kaleme alınmıştır.</fieldset></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>