<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - Kişisel Gelişim]]></title>
		<link>https://gidenler.me/</link>
		<description><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - https://gidenler.me]]></description>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 07:23:50 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İngilizce Sözcükler (1)]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-593.html</link>
			<pubDate>Tue, 15 Apr 2025 13:52:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-593.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/gallery/2_15_04_25_1_45_47.jpeg" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_15_04_25_1_45_47.jpeg" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Squeeze:</span> Sıkmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Squash:</span> Ezmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Press:</span> Basmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Crush:</span> Ezmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Crumple:</span> Buruşturmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wring:</span> Sıkmak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/gallery/2_15_04_25_1_45_47.jpeg" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_15_04_25_1_45_47.jpeg" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Squeeze:</span> Sıkmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Squash:</span> Ezmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Press:</span> Basmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Crush:</span> Ezmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Crumple:</span> Buruşturmak<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wring:</span> Sıkmak]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Stres & Stres Yönetimi]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-556.html</link>
			<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:03:06 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-556.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #B20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Stres &amp; Stres Yönetimi</span></span></span><br />
<br />
Stres en basit haliyle fiziksel ve sosyal çevreden gelen, bedensel ve psikolojik sınırları aşan durumlarda yaşanılan, hissedilen ruhsal gerginlik hali olarak tanımlanabilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_09_04_25_2_01_27.jpeg" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: 2_09_04_25_2_01_27.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<ul class="mycode_list"><li>İş/aile hayatı, ekonomik/sosyal hayat yaşantıları<br />
</li>
<li>Hastalık <br />
</li>
<li>Yeni bir işe başlama/ işten ayrılma<br />
</li>
<li>Yakının ölümü<br />
</li>
<li>Evlenme<br />
</li>
<li>Boşanma<br />
</li>
<li>Yeni bir şehre taşınma<br />
</li>
<li>Yeni bir okula başlama<br />
</li>
</ul>
<br />
gibi çeşitli durumlar stres kaynağı olabilmektedir. Görüldüğü gibi stres sadece olumsuz olarak nitelendirilen durumlardan değil olumlu olan fakat kişinin var olan dengesini değişime uğratan durumlardan dolayı da yaşanabilmektedir.<br />
<br />
Stres, optimum düzeyde olduğu ve yönetilebildiği takdirde bireyler için olumlu yönde itici güç haline dönüşmektedir. Bir işe başlama, sınava hazırlanma, özenli ve dikkatli olma, sınırlarını tehditlere karşı korumak için önlem alma gibi işlevleri vardır.  Zararlı etkiye sahip olan stres ise kronik ve yoğun şekilde maruz kalınan ve kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve fiziksel sağlığını olumsuz etkileyen boyuttadır.<br />
<br />
Stresin olumsuz etkilerini azaltmak ve stresi yönetmek ise her birey için farklı yollar içermektedir. Çünkü stresin kaynağı aynı olsa bile kişilerin baş etme kaynakları, yaşam tarzları, kişilik özellikleri ve kişilerarası ilişkileri farklıdır. Bu sebeple herkesin kendisi için uygun olan yolu keşfetmesi kaçınılmazdır.  Bunun için en başta düşündüklerine, hissettiklerine, ihtiyaçlarına kulak verebilmeli ve bu süreçteki ihtiyaçlarını karşılama yollarına odaklanıp en uygun yolu bulmaya çabalamalıdır.<br />
<br />
Bu süreçte yardımcı olabilecek yollar ise şöyle sıralanabilir;<ul class="mycode_list"><li>Öncelikle stresli zamanlarınızdaki bedensel ve ruhsal durumunuzu gözlemleyin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[“Stresli olunca bana ne oluyor?”]</span><br />
</li>
<li>Stres yaşadığınız durumu nasıl değerlendirdiğinize tekrar göz atın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Anlık panik ve endişe sonucu yanlış yorumlama, gereğinden fazla olumsuz değerlendirme yapılmış olabilir.]</span><br />
</li>
<li>Geçmiş deneyimlerinizi yoklayın, o zaman nasıl baş ettiğinizi hatırlamaya çalışın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Şuan o durumların hayatınızda ne kadar az etkiye sahip olduğunu, hatta belki hayatınızda artık hiç yer etmediğini fark edin.]</span><br />
</li>
<li>Stresli hissettiğiniz durumları tespit edin ve böyle durumlarda neye ihtiyaç duyduğunuzu anlamaya çalışın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Yürümek, birisiyle konuşmak, yalnız kalmak, müzik dinlemek…]</span><br />
</li>
<li>Fiziksel egzersizi yaşamınıza dahil edin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Uzun süreli ve ağır olmak zorunda değil, kısa, tempolu yürüyüşler bile yeterli olur. Çünkü bedensel hareket ruhsal olarak dinginleşmenize yardımcı olacaktır.]</span><br />
</li>
<li>Bedeninize ve an’a odaklanmanıza yardımcı olacak, nefes ve gevşeme egzersizleriyle, size uygun bir meditasyon tekniği ile rahatlamaya çalışın.<br />
</li>
<li>Size iyi gelen alanlar oluşturun. Sizi rahatlatan aktivitelere, ortamlara, kişilere daha fazla zaman ayırın ve paylaşmaktan korkmayın.<br />
</li>
</ul>
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
(Alıntı...)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #B20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Stres &amp; Stres Yönetimi</span></span></span><br />
<br />
Stres en basit haliyle fiziksel ve sosyal çevreden gelen, bedensel ve psikolojik sınırları aşan durumlarda yaşanılan, hissedilen ruhsal gerginlik hali olarak tanımlanabilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_09_04_25_2_01_27.jpeg" loading="lazy"  width="400" height="250" alt="[Resim: 2_09_04_25_2_01_27.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<ul class="mycode_list"><li>İş/aile hayatı, ekonomik/sosyal hayat yaşantıları<br />
</li>
<li>Hastalık <br />
</li>
<li>Yeni bir işe başlama/ işten ayrılma<br />
</li>
<li>Yakının ölümü<br />
</li>
<li>Evlenme<br />
</li>
<li>Boşanma<br />
</li>
<li>Yeni bir şehre taşınma<br />
</li>
<li>Yeni bir okula başlama<br />
</li>
</ul>
<br />
gibi çeşitli durumlar stres kaynağı olabilmektedir. Görüldüğü gibi stres sadece olumsuz olarak nitelendirilen durumlardan değil olumlu olan fakat kişinin var olan dengesini değişime uğratan durumlardan dolayı da yaşanabilmektedir.<br />
<br />
Stres, optimum düzeyde olduğu ve yönetilebildiği takdirde bireyler için olumlu yönde itici güç haline dönüşmektedir. Bir işe başlama, sınava hazırlanma, özenli ve dikkatli olma, sınırlarını tehditlere karşı korumak için önlem alma gibi işlevleri vardır.  Zararlı etkiye sahip olan stres ise kronik ve yoğun şekilde maruz kalınan ve kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve fiziksel sağlığını olumsuz etkileyen boyuttadır.<br />
<br />
Stresin olumsuz etkilerini azaltmak ve stresi yönetmek ise her birey için farklı yollar içermektedir. Çünkü stresin kaynağı aynı olsa bile kişilerin baş etme kaynakları, yaşam tarzları, kişilik özellikleri ve kişilerarası ilişkileri farklıdır. Bu sebeple herkesin kendisi için uygun olan yolu keşfetmesi kaçınılmazdır.  Bunun için en başta düşündüklerine, hissettiklerine, ihtiyaçlarına kulak verebilmeli ve bu süreçteki ihtiyaçlarını karşılama yollarına odaklanıp en uygun yolu bulmaya çabalamalıdır.<br />
<br />
Bu süreçte yardımcı olabilecek yollar ise şöyle sıralanabilir;<ul class="mycode_list"><li>Öncelikle stresli zamanlarınızdaki bedensel ve ruhsal durumunuzu gözlemleyin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[“Stresli olunca bana ne oluyor?”]</span><br />
</li>
<li>Stres yaşadığınız durumu nasıl değerlendirdiğinize tekrar göz atın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Anlık panik ve endişe sonucu yanlış yorumlama, gereğinden fazla olumsuz değerlendirme yapılmış olabilir.]</span><br />
</li>
<li>Geçmiş deneyimlerinizi yoklayın, o zaman nasıl baş ettiğinizi hatırlamaya çalışın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Şuan o durumların hayatınızda ne kadar az etkiye sahip olduğunu, hatta belki hayatınızda artık hiç yer etmediğini fark edin.]</span><br />
</li>
<li>Stresli hissettiğiniz durumları tespit edin ve böyle durumlarda neye ihtiyaç duyduğunuzu anlamaya çalışın. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Yürümek, birisiyle konuşmak, yalnız kalmak, müzik dinlemek…]</span><br />
</li>
<li>Fiziksel egzersizi yaşamınıza dahil edin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Uzun süreli ve ağır olmak zorunda değil, kısa, tempolu yürüyüşler bile yeterli olur. Çünkü bedensel hareket ruhsal olarak dinginleşmenize yardımcı olacaktır.]</span><br />
</li>
<li>Bedeninize ve an’a odaklanmanıza yardımcı olacak, nefes ve gevşeme egzersizleriyle, size uygun bir meditasyon tekniği ile rahatlamaya çalışın.<br />
</li>
<li>Size iyi gelen alanlar oluşturun. Sizi rahatlatan aktivitelere, ortamlara, kişilere daha fazla zaman ayırın ve paylaşmaktan korkmayın.<br />
</li>
</ul>
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
(Alıntı...)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mobbing Nedir?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-555.html</link>
			<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:53:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-555.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://gidenler.me/gallery/2_09_04_25_1_48_50.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2_09_04_25_1_48_50.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Nedir?</span></span><br />
<br />
İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür.<br />
<br />
Mobbing kişi veya bireyleri hedefleyen sözlü, sözlü olmayan, fiziksel şiddet içermeyen, planlı, kasıtlı ve sistemli bir biçimde yıpratma hareketidir. Bireyi psikolojik açıdan yetersiz hissettirmek, özgüvenini düşürmek için yapılan aşağılama içeren ruhsal saldırı biçimidir. Ayrıca etik dışı olup bireylere zarar veren davranışlar olduğunu da söylemek mümkündür. Bu davranışlar açık ve direk olarak, gizli veya dolaylı olabilir. Ancak bir davranışın bir kereye mahsus gerçekleşmesi halinde mobbing davranışından bahsedilemez. Yine aynı şekilde, iş yerindeki her olumsuz davranışları da mobbing olarak tanımlamak doğru olmayacaktır. Buradan yola çıkarak, mobbing davranışının sistemli ve uzunca bir süre boyunca uygulanmakta olan bir davranış olduğunu söylenebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'in Nedenleri</span><br />
Karşılıklı olarak tarafların birbirlerine karşı sergiledikleri davranışlar neden olabilmektedir. Mobbing süreci bu biçimde başlayabilmektedir. Tabi ki sürece katkı sağlayan birçok neden de bulunur. Bunlara örnek verecek olursak;<ul class="mycode_list"><li>Kurumda ekip ruhunun olmaması ve benimsenmemesi,<br />
</li>
<li>Stresli bir çalışma ortamının olması,<br />
</li>
<li>Liderin zayıf olması, takipçilerine güven sağlayamamış olması ve liderlik edememesi,<br />
</li>
<li>Kurum içi zayıf ve kopuk iletişimin olması,<br />
</li>
<li>Kötü hiyerarşik bir yönetimin varlığı olarak sıralanabilir.<br />
</li>
</ul>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'in Sonuçları</span><br />
Mobbing davranışının zararı yalnızca davranışın bireyle kalmayıp, kurumun geneline de ciddi zararlar vermektedir. Mobbing, kurumlarda işe devamsızlık, kurumun performansında azalış gibi sorunlara sebep olur. Ayrıca çeşitli psiko-somatik şikayetler, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve endişe gibi çeşitli sağlık problemleri ile sonuçlanmaktadır. Mağdurların sağlık problemleri yaşamasının beraberinde, bu sorunlar ailesine kadar uzanmaktadır. Aynı zamanda evlilikleri de olumsuz etkileyip boşanmalara yol açmaktadır. Mobbing yalnızca mağdura vermiş olduğu zararla kalmayıp, iş kayıplarına, aile yaşamına ve kuruma da ciddi zarar vermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'e Karşı Alınabilecek Önlemler</span><br />
İş yerinde psikolojik baskıya maruz kaldığını düşünen çalışanlar öncelikle durumu daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmeli ve bazı önlemler almalıdır. Bunlar:<ul class="mycode_list"><li>Kişiler sakin kalmalı ve çatışmadan kaçınmalıdır.<br />
</li>
<li>Eğer psikolojik baskıya neden olan taraf üst yönetim değil ise, üst yönetimle konu paylaşılmalıdır.<br />
</li>
<li>Uzman doktor ve psikologlardan destek alınmalıdır.<br />
</li>
<li>Mobbinge uğradığına dair çeşitli not, e-posta , mesaj vb. Belgeler saklamalıdır.<br />
</li>
<li>Süreci şahit olabilecek çalışma arkadaşlarıyla görüşmelidir.<br />
</li>
<li>İhtiyaç halinde hukuki destek alınmalıdır.<br />
</li>
</ul>
<br />
Bireylerin beraberinde, kurumların da itibarı ve marka değerlerini koruma amaçlı alması gerekli olan çeşitli önlemler bulunur. Bunlar ise;<ul class="mycode_list"><li>Kurum içi mobbingi önleyebilecek politikalar oluşturulmalıdır.<br />
</li>
<li>Kurum içi eğitim verilmeli, gerekli bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.<br />
</li>
<li>İş yerindeki mobbing uygulayıcılarına disiplin uygulanmalı ve rehabilitasyon tedbirleri alınmalıdır.<br />
</li>
<li>Mobbing şikayetleri göz önüne alınarak, adil çözümler üretilmelidir.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Alıntıdır...)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://gidenler.me/gallery/2_09_04_25_1_48_50.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2_09_04_25_1_48_50.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Nedir?</span></span><br />
<br />
İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür.<br />
<br />
Mobbing kişi veya bireyleri hedefleyen sözlü, sözlü olmayan, fiziksel şiddet içermeyen, planlı, kasıtlı ve sistemli bir biçimde yıpratma hareketidir. Bireyi psikolojik açıdan yetersiz hissettirmek, özgüvenini düşürmek için yapılan aşağılama içeren ruhsal saldırı biçimidir. Ayrıca etik dışı olup bireylere zarar veren davranışlar olduğunu da söylemek mümkündür. Bu davranışlar açık ve direk olarak, gizli veya dolaylı olabilir. Ancak bir davranışın bir kereye mahsus gerçekleşmesi halinde mobbing davranışından bahsedilemez. Yine aynı şekilde, iş yerindeki her olumsuz davranışları da mobbing olarak tanımlamak doğru olmayacaktır. Buradan yola çıkarak, mobbing davranışının sistemli ve uzunca bir süre boyunca uygulanmakta olan bir davranış olduğunu söylenebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'in Nedenleri</span><br />
Karşılıklı olarak tarafların birbirlerine karşı sergiledikleri davranışlar neden olabilmektedir. Mobbing süreci bu biçimde başlayabilmektedir. Tabi ki sürece katkı sağlayan birçok neden de bulunur. Bunlara örnek verecek olursak;<ul class="mycode_list"><li>Kurumda ekip ruhunun olmaması ve benimsenmemesi,<br />
</li>
<li>Stresli bir çalışma ortamının olması,<br />
</li>
<li>Liderin zayıf olması, takipçilerine güven sağlayamamış olması ve liderlik edememesi,<br />
</li>
<li>Kurum içi zayıf ve kopuk iletişimin olması,<br />
</li>
<li>Kötü hiyerarşik bir yönetimin varlığı olarak sıralanabilir.<br />
</li>
</ul>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'in Sonuçları</span><br />
Mobbing davranışının zararı yalnızca davranışın bireyle kalmayıp, kurumun geneline de ciddi zararlar vermektedir. Mobbing, kurumlarda işe devamsızlık, kurumun performansında azalış gibi sorunlara sebep olur. Ayrıca çeşitli psiko-somatik şikayetler, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve endişe gibi çeşitli sağlık problemleri ile sonuçlanmaktadır. Mağdurların sağlık problemleri yaşamasının beraberinde, bu sorunlar ailesine kadar uzanmaktadır. Aynı zamanda evlilikleri de olumsuz etkileyip boşanmalara yol açmaktadır. Mobbing yalnızca mağdura vermiş olduğu zararla kalmayıp, iş kayıplarına, aile yaşamına ve kuruma da ciddi zarar vermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mobbing'e Karşı Alınabilecek Önlemler</span><br />
İş yerinde psikolojik baskıya maruz kaldığını düşünen çalışanlar öncelikle durumu daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmeli ve bazı önlemler almalıdır. Bunlar:<ul class="mycode_list"><li>Kişiler sakin kalmalı ve çatışmadan kaçınmalıdır.<br />
</li>
<li>Eğer psikolojik baskıya neden olan taraf üst yönetim değil ise, üst yönetimle konu paylaşılmalıdır.<br />
</li>
<li>Uzman doktor ve psikologlardan destek alınmalıdır.<br />
</li>
<li>Mobbinge uğradığına dair çeşitli not, e-posta , mesaj vb. Belgeler saklamalıdır.<br />
</li>
<li>Süreci şahit olabilecek çalışma arkadaşlarıyla görüşmelidir.<br />
</li>
<li>İhtiyaç halinde hukuki destek alınmalıdır.<br />
</li>
</ul>
<br />
Bireylerin beraberinde, kurumların da itibarı ve marka değerlerini koruma amaçlı alması gerekli olan çeşitli önlemler bulunur. Bunlar ise;<ul class="mycode_list"><li>Kurum içi mobbingi önleyebilecek politikalar oluşturulmalıdır.<br />
</li>
<li>Kurum içi eğitim verilmeli, gerekli bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.<br />
</li>
<li>İş yerindeki mobbing uygulayıcılarına disiplin uygulanmalı ve rehabilitasyon tedbirleri alınmalıdır.<br />
</li>
<li>Mobbing şikayetleri göz önüne alınarak, adil çözümler üretilmelidir.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Alıntıdır...)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Değersizlik Duygusu]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-554.html</link>
			<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:46:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-554.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusu</span></span><br />
<br />
Değersizlik duygusu, bireyin kendisini yetersiz, değersiz veya sevgiye layık olmayan biri olarak hissetmesi durumudur. Psikolojik olarak, bu duygu genellikle kişinin özsaygısının düşük olduğu, kendine güveninin zayıf olduğu ve başkalarına karşı kendisini sürekli olarak yetersiz veya eksik hissettiği bir durumdur. Değersizlik duygusu, bireyin düşünce yapısını etkileyebilir ve kişisel ilişkilerden, mesleki başarıya kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkilere yol açabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusunun Psikolojik Temelleri</span><br />
Değersizlik duygusunun kökenleri genellikle erken çocukluk dönemine dayanır. Çocuklar, ebeveynlerinin veya diğer bakım veren kişilerin tepkileri ve tutumları tarafından şekillendirilir. Eğer bir çocuk, sürekli olarak eleştirilir, sevgi ve ilgi görmez veya beklentilerin sürekli olarak çok yüksek olduğu bir ortamda büyürse, değersizlik duyguları gelişebilir. Özellikle çocukların yeterince onaylanmadıkları, sevgilerini ve takdirlerini alamadıkları durumlar, özgüvenlerini zedeler ve kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik ve Bilişsel Çarpıtmalar</span><br />
Değersizlik duygusu, çoğunlukla bilişsel çarpıtmalarla bağlantılıdır. Bilişsel çarpıtma, kişinin olayları, insanları ve kendisini yanlış bir şekilde algılamasıdır. Değersizlik hissi olan bir birey, çoğu zaman kendini ya da yaptığı şeyleri küçümseyebilir. Örneğin, hata yaptığı bir durumda "Ben hep başarısızım" veya "Kimse beni sevmez" gibi düşünceler ortaya çıkabilir. Bu tür olumsuz düşünceler, bireyin kendine dair algısını daha da kötüleştirir ve kendisini değersiz hissedebilir.<br />
Bazı yaygın bilişsel çarpıtmalar şunlar olabilir:<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşırı genelleme:</span> Bir başarısızlık durumunu tüm yaşamına yayarak "Hiçbir şeyi doğru yapamam" gibi düşünceler.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişiselleştirme:</span> Başkalarının davranışlarını kişisel olarak almak ve "Onlar beni sevmedikleri için başarısızım" gibi düşüncelere kapılmak.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olumsuz etiketleme: </span>Bir hata veya zayıflığı, tüm kimliğine yansıtmak ve "Ben kötü bir insanım" gibi etiketler koymak.<br />
</li>
</ul>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik ve Sosyal İlişkiler</span><br />
Değersizlik duygusu, sosyal ilişkilerde de zorluklar yaratabilir. Bu duyguyu yaşayan kişiler genellikle başkalarıyla yakın ilişkiler kurmakta zorluk çeker. Kendilerini değersiz hissettikleri için, başkalarının da kendilerini değersiz göreceğinden korkarlar. Bu da sosyal geri çekilme, yalnızlık hissi, depresyon ve kaygı gibi duygusal bozuklukları tetikleyebilir. Ayrıca, bu kişiler sık sık başkalarının onayını arar ve başkalarının ne düşündüğüne aşırı derecede takılırlar.<br />
<br />
Değersizlik duygusu, bireyin başkalarına karşı güven oluşturmasını engeller ve insanlar arasında sağlıklı bir bağ kurmayı zorlaştırır. Bu durum, özellikle romantik ilişkilerde kendini gösterebilir; birey kendisini sürekli olarak "yetersiz" ve "layık olmayan" biri olarak görerek ilişkilerdeki dengeyi bozar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusunun Psikolojik Etkileri</span><br />
Değersizlik duygusunun psikolojik etkileri geniş çaplı olabilir. En yaygın görülen etkilerden bazıları şunlardır:<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özsaygı ve özdeğer düşüklüğü:</span> Değersizlik duygusu, bireyin kendine olan güvenini sarsar ve özsaygısını zayıflatır. Birey, kendi değerini anlamakta ve kabul etmekte zorluk çeker.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Depresyon ve anksiyete: </span>Değersizlik hissi, genellikle depresyon ve anksiyeteye yol açabilir. Kişi kendisini sürekli olarak yetersiz ve başarısız hissettiği için depresyon belirtileri yaşayabilir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İntihar düşünceleri: </span>Uzun süre devam eden değersizlik duyguları, bazı kişilerde intihar düşüncelerine veya kendine zarar verme davranışlarına yol açabilir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bağımlılık ve kaçış: </span>Kendini değersiz hisseden bir kişi, bu duyguyu bastırmak için çeşitli bağımlılık davranışlarına (alkol, uyuşturucu, aşırı yemek yeme vb.) yönelebilir.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusuyla Başa Çıkma Yolları</span><br />
Değersizlik duygusuyla başa çıkabilmek için çeşitli terapötik yaklaşımlar ve stratejiler mevcuttur:<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT):</span> Bu terapi türü, bireylerin olumsuz düşüncelerini tanımalarına ve bu düşünceleri daha sağlıklı, gerçekçi düşüncelerle değiştirmelerine yardımcı olur. BDT, değersizlik duygusunun üstesinden gelmek için etkili bir yöntemdir.<br />
</li>
<li>Ö<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zdeğer geliştirme:</span> Kişinin kendisini kabul etmesi ve takdir etmesi, değersizlik duygusunu aşmada önemli bir adımdır. Kendine değer vermek, başarıları kutlamak ve olumsuz iç konuşmayı durdurmak önemlidir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destekleyici ilişkiler:</span> Güvenli ve destekleyici ilişkiler kurmak, değersizlik duygusunun aşılmasına yardımcı olabilir. Sevgi dolu, anlayışlı insanlarla etkileşimde bulunmak bireyin kendisini değerli hissetmesine katkı sağlar.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meditasyon:</span> Bu teknikler, kişinin şu anki deneyimlerine odaklanmasını ve olumsuz düşünceleri fark etmeyi sağlar. Ayrıca, bireyin kendisine nazik bir şekilde yaklaşmasına yardımcı olur.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span><br />
Değersizlik duygusu, bireyin yaşamını olumsuz şekilde etkileyebilecek güçlü bir duygudur. Ancak bu duyguyla başa çıkmak ve iyileşmek mümkündür. Kişi, profesyonel destek alarak, sağlıklı düşünme alışkanlıkları geliştirerek ve destekleyici ilişkiler kurarak, değersizlik duygusunu aşabilir ve daha sağlıklı bir özdeğer geliştirebilir.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Alıntıdır)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusu</span></span><br />
<br />
Değersizlik duygusu, bireyin kendisini yetersiz, değersiz veya sevgiye layık olmayan biri olarak hissetmesi durumudur. Psikolojik olarak, bu duygu genellikle kişinin özsaygısının düşük olduğu, kendine güveninin zayıf olduğu ve başkalarına karşı kendisini sürekli olarak yetersiz veya eksik hissettiği bir durumdur. Değersizlik duygusu, bireyin düşünce yapısını etkileyebilir ve kişisel ilişkilerden, mesleki başarıya kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkilere yol açabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusunun Psikolojik Temelleri</span><br />
Değersizlik duygusunun kökenleri genellikle erken çocukluk dönemine dayanır. Çocuklar, ebeveynlerinin veya diğer bakım veren kişilerin tepkileri ve tutumları tarafından şekillendirilir. Eğer bir çocuk, sürekli olarak eleştirilir, sevgi ve ilgi görmez veya beklentilerin sürekli olarak çok yüksek olduğu bir ortamda büyürse, değersizlik duyguları gelişebilir. Özellikle çocukların yeterince onaylanmadıkları, sevgilerini ve takdirlerini alamadıkları durumlar, özgüvenlerini zedeler ve kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik ve Bilişsel Çarpıtmalar</span><br />
Değersizlik duygusu, çoğunlukla bilişsel çarpıtmalarla bağlantılıdır. Bilişsel çarpıtma, kişinin olayları, insanları ve kendisini yanlış bir şekilde algılamasıdır. Değersizlik hissi olan bir birey, çoğu zaman kendini ya da yaptığı şeyleri küçümseyebilir. Örneğin, hata yaptığı bir durumda "Ben hep başarısızım" veya "Kimse beni sevmez" gibi düşünceler ortaya çıkabilir. Bu tür olumsuz düşünceler, bireyin kendine dair algısını daha da kötüleştirir ve kendisini değersiz hissedebilir.<br />
Bazı yaygın bilişsel çarpıtmalar şunlar olabilir:<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşırı genelleme:</span> Bir başarısızlık durumunu tüm yaşamına yayarak "Hiçbir şeyi doğru yapamam" gibi düşünceler.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişiselleştirme:</span> Başkalarının davranışlarını kişisel olarak almak ve "Onlar beni sevmedikleri için başarısızım" gibi düşüncelere kapılmak.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olumsuz etiketleme: </span>Bir hata veya zayıflığı, tüm kimliğine yansıtmak ve "Ben kötü bir insanım" gibi etiketler koymak.<br />
</li>
</ul>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik ve Sosyal İlişkiler</span><br />
Değersizlik duygusu, sosyal ilişkilerde de zorluklar yaratabilir. Bu duyguyu yaşayan kişiler genellikle başkalarıyla yakın ilişkiler kurmakta zorluk çeker. Kendilerini değersiz hissettikleri için, başkalarının da kendilerini değersiz göreceğinden korkarlar. Bu da sosyal geri çekilme, yalnızlık hissi, depresyon ve kaygı gibi duygusal bozuklukları tetikleyebilir. Ayrıca, bu kişiler sık sık başkalarının onayını arar ve başkalarının ne düşündüğüne aşırı derecede takılırlar.<br />
<br />
Değersizlik duygusu, bireyin başkalarına karşı güven oluşturmasını engeller ve insanlar arasında sağlıklı bir bağ kurmayı zorlaştırır. Bu durum, özellikle romantik ilişkilerde kendini gösterebilir; birey kendisini sürekli olarak "yetersiz" ve "layık olmayan" biri olarak görerek ilişkilerdeki dengeyi bozar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusunun Psikolojik Etkileri</span><br />
Değersizlik duygusunun psikolojik etkileri geniş çaplı olabilir. En yaygın görülen etkilerden bazıları şunlardır:<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özsaygı ve özdeğer düşüklüğü:</span> Değersizlik duygusu, bireyin kendine olan güvenini sarsar ve özsaygısını zayıflatır. Birey, kendi değerini anlamakta ve kabul etmekte zorluk çeker.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Depresyon ve anksiyete: </span>Değersizlik hissi, genellikle depresyon ve anksiyeteye yol açabilir. Kişi kendisini sürekli olarak yetersiz ve başarısız hissettiği için depresyon belirtileri yaşayabilir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İntihar düşünceleri: </span>Uzun süre devam eden değersizlik duyguları, bazı kişilerde intihar düşüncelerine veya kendine zarar verme davranışlarına yol açabilir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bağımlılık ve kaçış: </span>Kendini değersiz hisseden bir kişi, bu duyguyu bastırmak için çeşitli bağımlılık davranışlarına (alkol, uyuşturucu, aşırı yemek yeme vb.) yönelebilir.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Değersizlik Duygusuyla Başa Çıkma Yolları</span><br />
Değersizlik duygusuyla başa çıkabilmek için çeşitli terapötik yaklaşımlar ve stratejiler mevcuttur:<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT):</span> Bu terapi türü, bireylerin olumsuz düşüncelerini tanımalarına ve bu düşünceleri daha sağlıklı, gerçekçi düşüncelerle değiştirmelerine yardımcı olur. BDT, değersizlik duygusunun üstesinden gelmek için etkili bir yöntemdir.<br />
</li>
<li>Ö<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zdeğer geliştirme:</span> Kişinin kendisini kabul etmesi ve takdir etmesi, değersizlik duygusunu aşmada önemli bir adımdır. Kendine değer vermek, başarıları kutlamak ve olumsuz iç konuşmayı durdurmak önemlidir.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destekleyici ilişkiler:</span> Güvenli ve destekleyici ilişkiler kurmak, değersizlik duygusunun aşılmasına yardımcı olabilir. Sevgi dolu, anlayışlı insanlarla etkileşimde bulunmak bireyin kendisini değerli hissetmesine katkı sağlar.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meditasyon:</span> Bu teknikler, kişinin şu anki deneyimlerine odaklanmasını ve olumsuz düşünceleri fark etmeyi sağlar. Ayrıca, bireyin kendisine nazik bir şekilde yaklaşmasına yardımcı olur.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span><br />
Değersizlik duygusu, bireyin yaşamını olumsuz şekilde etkileyebilecek güçlü bir duygudur. Ancak bu duyguyla başa çıkmak ve iyileşmek mümkündür. Kişi, profesyonel destek alarak, sağlıklı düşünme alışkanlıkları geliştirerek ve destekleyici ilişkiler kurarak, değersizlik duygusunu aşabilir ve daha sağlıklı bir özdeğer geliştirebilir.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Alıntıdır)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Temel İletişim Becerileri]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-316.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 08:26:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-316.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Saygı Duymak:</span> Etkili bir iletişimde saygı öncelikle bireyin kendini kabul etmesi ve saygı duymasıyla başlar ve kendine gösterdiği saygı ve kabulü başkalarına da göstermesi beklenir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Kendini Açma:</span> Kendini açma, kişilerin sevinçleri, üzüntüleri, değerleri, istekleri, yetenekleri gibi kendisi hakkındaki bilgilerini diğer kişilerle paylaşmasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Saydam Davranma ve Maske Takmama:</span> Kişilerarası ilişkilerde saydam davranma doğruluk, dürüstlük, içtenlik anlamına gelir. Yani roller, kurgular, hileler ve gizli mesajlar olmadan sadece kendiniz olmaktır. İnsanlar başkaları tarafından kabul edilmeme korkusuyla saydam davranmayabilir ve sosyal maskeler takarlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Somut Konuşma:</span> Kişilerarası ilişkilerde konuşurken genel ifadeler yerine konu ile ilgili belirgin ifadeler seçilmelidir. İfadelerin doğru anlaşılması için net ve açık konuşulması gerekir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tam ve Tek Mesaj Yollama:</span> Tam ve tek mesajda, mesajın alınmış olma ihtimali yüksektir. Tam ve tek mesaj algı, duygu ve istek olmak üzere üç öğeyi içinde barındırır: <br />
- Algıda kaynak kişi dikkati içeriğe ve mesajın temeline çeker. <br />
- Duygu da kaynak kişi, kendi duygusunu tanımlar. <br />
- İstekte ise kaynak kişi isteğini açık ve doğrudan doğruya söyler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Sözel Davranışlarla Sözel Olmayan Davranışların Uyumlu Olması: </span>İletişimde sözel ve sözel olmayan davranışların uyumlu ve tutarlı olması gerekir. Sözlü ve sözsüz davranışlar arasında uyum olmadığında çelişkilere yol açar. Karşı taraf çelişkili bir durumda daha çok sözel olmayan davranışları dikkate alır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Empati: </span>Empati, kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olayları onun bakış açısından görerek, duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlayabilmesidir. Empati kurma süreci 3 önemli öğeden oluşur, birincisi kendini karşısındaki kişinin yerine koyma, ikincisi karşısındaki kişinin hem duygu hem de düşüncelerini doğru anlamak, üçüncü son öğe ise empati kuran kişinin karşısındaki kişiye empatik anlayışını iletilmesidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Sen Dili Yerine Ben Dili Kullanmak </span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ben Dili</span><br />
- Kişinin kendi duygu ve düşüncelerini ifade ederek konuşmasıdır.<br />
- “Ben” ile başlar “ben” ile biter.<br />
- İletişim engeli oluşturmaz.<br />
- Karşımızdakinin davranışlarını hedef alır.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen Dili</span><br />
- Karşımızdaki insanın kişiliğini hedef alan konuşma biçimidir.<br />
- “Sen” ile başlar “sen” ile biter.<br />
- İletişim engeli oluşturur.<br />
- Yargılar, suçlar, eleştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Etkin (Aktif) Dinleme:</span> İletişimde başarılı olabilmek için dinlemek önemlidir, çünkü işitmek sadece fiziksel bir eylemdir. Duymak ise bilinçli ve farkında olarak dinlemektir. Etkin (aktif) dinleme, dinleyen kişinin bilinçli ve düzenli bir şekilde konuşmacıya geri iletim vermesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Saygı Duymak:</span> Etkili bir iletişimde saygı öncelikle bireyin kendini kabul etmesi ve saygı duymasıyla başlar ve kendine gösterdiği saygı ve kabulü başkalarına da göstermesi beklenir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Kendini Açma:</span> Kendini açma, kişilerin sevinçleri, üzüntüleri, değerleri, istekleri, yetenekleri gibi kendisi hakkındaki bilgilerini diğer kişilerle paylaşmasıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Saydam Davranma ve Maske Takmama:</span> Kişilerarası ilişkilerde saydam davranma doğruluk, dürüstlük, içtenlik anlamına gelir. Yani roller, kurgular, hileler ve gizli mesajlar olmadan sadece kendiniz olmaktır. İnsanlar başkaları tarafından kabul edilmeme korkusuyla saydam davranmayabilir ve sosyal maskeler takarlar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Somut Konuşma:</span> Kişilerarası ilişkilerde konuşurken genel ifadeler yerine konu ile ilgili belirgin ifadeler seçilmelidir. İfadelerin doğru anlaşılması için net ve açık konuşulması gerekir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tam ve Tek Mesaj Yollama:</span> Tam ve tek mesajda, mesajın alınmış olma ihtimali yüksektir. Tam ve tek mesaj algı, duygu ve istek olmak üzere üç öğeyi içinde barındırır: <br />
- Algıda kaynak kişi dikkati içeriğe ve mesajın temeline çeker. <br />
- Duygu da kaynak kişi, kendi duygusunu tanımlar. <br />
- İstekte ise kaynak kişi isteğini açık ve doğrudan doğruya söyler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Sözel Davranışlarla Sözel Olmayan Davranışların Uyumlu Olması: </span>İletişimde sözel ve sözel olmayan davranışların uyumlu ve tutarlı olması gerekir. Sözlü ve sözsüz davranışlar arasında uyum olmadığında çelişkilere yol açar. Karşı taraf çelişkili bir durumda daha çok sözel olmayan davranışları dikkate alır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Empati: </span>Empati, kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olayları onun bakış açısından görerek, duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlayabilmesidir. Empati kurma süreci 3 önemli öğeden oluşur, birincisi kendini karşısındaki kişinin yerine koyma, ikincisi karşısındaki kişinin hem duygu hem de düşüncelerini doğru anlamak, üçüncü son öğe ise empati kuran kişinin karşısındaki kişiye empatik anlayışını iletilmesidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Sen Dili Yerine Ben Dili Kullanmak </span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ben Dili</span><br />
- Kişinin kendi duygu ve düşüncelerini ifade ederek konuşmasıdır.<br />
- “Ben” ile başlar “ben” ile biter.<br />
- İletişim engeli oluşturmaz.<br />
- Karşımızdakinin davranışlarını hedef alır.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen Dili</span><br />
- Karşımızdaki insanın kişiliğini hedef alan konuşma biçimidir.<br />
- “Sen” ile başlar “sen” ile biter.<br />
- İletişim engeli oluşturur.<br />
- Yargılar, suçlar, eleştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Etkin (Aktif) Dinleme:</span> İletişimde başarılı olabilmek için dinlemek önemlidir, çünkü işitmek sadece fiziksel bir eylemdir. Duymak ise bilinçli ve farkında olarak dinlemektir. Etkin (aktif) dinleme, dinleyen kişinin bilinçli ve düzenli bir şekilde konuşmacıya geri iletim vermesidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zaman Yönetimi]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-315.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 07:46:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-315.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman Yönetiminin Temelleri </span><br />
Hedeflerimize ulaşmak için zamanımızı kontrol edebilmemizi, onu verimli kullanma ve bu konuda aldığımız kararlara uyma becerimizi zaman yönetimi olarak adlandırıyoruz. Zaman yönetiminin temelinde, zamanımızı en optimal şekilde değerlendirecek şekilde plan yapma ve bu planı kararlılıkla takip edebilme yatıyor. <br />
Zaman yönetimi; akademik başarımızı, iş performansımızı ve psikolojik iyi oluşumuzu artırıyor. Zamanımızı iyi değerlendirerek başarıya giden yolda daha kolay ilerleyebiliyor, bunun sonucunda kendimize daha çok güven ve saygı duyabiliyoruz. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İş ve Özel Hayat Dengesi için Zaman Yönetimi</span><br />
Zaman yönetimi yalnızca iş veya akademik yaşamımızı olumlu yönde etkilemiyor, ilişkilerimiz de olmak üzere hayatımızın genelinde bir düzen kurmamıza da yardımcı oluyor. Kimi zaman iş/akademik hayatımızla özel hayatımızı bir arada götürmekte zorlanıyoruz. Örneğin, sosyalleşmeye fazla vakit ayırdığımızda sınavlarımızdan beklediğimiz puanı alamayabiliyoruz veya iş yükümüzü biriktirip fazladan mesaiye kaldığımızda kendimize vakit ayıramıyor ve tükenmiş hissedebiliyoruz. Zamanımızı verimli kullanabilmek ise bu gibi sorunların önüne geçmekte bize yardımcı oluyor. Örneğin, sosyalleşmeye ayırdığımız vakti kontrol ederken ders çalışmak için de belli bir zaman belirlediğimizde, sınavda istediğimiz başarıyı yakaladığımız gibi, kendimizi tamamen kitaplara da gömmemiş oluyoruz. Aynı şekilde, işteki görevlerimize belirli bir süre ayırıp o süreyi etkili şekilde kullanarak daha verimli şekilde ilerleyebiliyor ve böylece fazladan mesaiye kalmayıp kendimize ihtiyacımız olan vakti ayırabiliyoruz. Öte yandan, iş/akademik ve özel hayatlarımız arasında bir denge yakaladığımızda kendimizi daha iyi hissedebiliyoruz. Daha dengeli bir hayat sürerken enerjimizi tek bir alanda tüketmiyor, kendimizi daha canlı, öz güvenli, başarılı ve mutlu hissediyoruz.<br />
Peki, iş/akademik performansımızı artırmak, hayatımızda bir denge bulmak ve iyilik hâlimizi artırmak için zamanımızı nasıl daha etkili şekilde kullanabiliriz? Bu soruyu cevaplamak için öncelikle zaman yönetiminde sık yaptığımız hataları gözden geçirelim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sık Yapılan Zaman Yönetimi Hataları ve Çözümleri</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Gerçekçi Planlar Yapmamak</span><br />
Gün içinde yapmak istediklerimizi yetiştiremememizin belki de en sık görülen sebeplerinden biri en başından bir güne sığmayacak kadar görev planlamamız olabiliyor. Yapmak istediğimiz ya da yapmamız gereken çok fazla şey olduğunda günlük listemizin içini biraz fazla doldurabiliyoruz. Öte yandan, genellikle bir günün 24 saatini de tam verimde kullanabilmemiz çok da gerçekçi bir beklenti olmayabiliyor. Kimi zaman anlık gelişen bir durumdan, kimi zaman yoldaki trafikten, kimi zamansa biraz dinlenme ve boş durma ihtiyacımızdan ötürü günlük akışımız aksayabiliyor. <br />
Peki, nasıl daha gerçekçi planlar yapabiliriz? İlk olarak, günümüzü planlarken kendimize karşı dürüst davranmakla başlayabiliriz. Bazen zor olduğunu bilsek de bazı görevler için “Ben bunu bir saatte yetiştiririm ya!” diyebiliyoruz. Böyle zamanlarda, işimizin bir saatten uzun sürebileceğini kabul edip programda ona belki iki saatlik bir yer ayırmak, kendimize gerçekçi bir plan yapmamızı ve sonraki işlerimizi aksatmamamızı sağlayabiliyor. Bunun yanı sıra, her aktiviteyi her gün yapmakta ısrarcı olmak işimizi zorlaştırabiliyor. Bunun yerine bazı günleri spora bazı günleri okumaya ayırmak ya da günlük yarım saatimizi kitaba ve bir saatimizi spora ayırmak bizim için daha verimli bir program olabiliyor.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Önem ve Aciliyet Sıralaması Yapmamak</span><br />
Zaman yönetiminde sık yaptığımız hatalardan bir diğeri ise listemizdeki maddeleri önem ve aciliyet sıralamasına koymamak olabiliyor. Yapacağımız çok fazla iş arasından hangilerine öncelik vermemiz gerektiğini belirlemediğimizde hepsini aynı anda yapmaya veya hepsine aynı süreyi ayırmaya çalışabiliyoruz. Sonucunda da günün sonunda bir sürü küçük iş halletmiş ama bizim için asıl önemli olan işi halletmemiş veya sonraki haftaya yetişecek bir işi yapmış fakat ertesi güne yetişecek bir işi yapmamış olduğumuzu görebiliyoruz. <br />
Acil ve bizim için önemli olan sorumluluklarımıza öncelik vermek, zamanımızı etkili kullanmamızda önemli bir rol oynuyor. Peki, işlerimiz arasında nasıl aciliyet ve önem sırası yapabiliriz? Öncelikle işe, teslim tarihi belli olan görevlerimizin tarihlerini not ederek başlayabiliriz. Bu noktada takvim veya ajanda kullanmak bize yardımcı olabilir. Tarihlerine göre görevlerimizi not ederek büyük resme bakınca neyin yaklaştığını görebilir ve ona göre aksiyon almayı seçebiliriz. <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dinlenmeye Vakit Ayırmamak</span><br />
Yoğun olduğumuz bir günde kimi zaman mola vermeyi unutabiliyoruz. Üzerimizde biriken işlerin ve kısıtlı zamanın baskısıyla gün içinde hiç dinlenmeden tüm işlerimizi halletmeye çalışabiliyoruz. Belki birkaç saatlerine bu yöntem bizi hızlı ilerletse de günün devamında kendimizde başka iş yapacak enerji bulamayabiliyor, yani tükenebiliyoruz. Örneğin, sınav döneminde aralıksız dört saatimizi kütüphanede ders çalışarak geçirdikten sonra kendimizi üç saat boyunca arkadaşlarımızla sohbet ederken bulabiliyoruz. Baktığımızda, bu yöntem bizi günün başında ilerletse de günün sonunda kaybımız daha büyük olabiliyor. <br />
<br />
Bunun yerine, kendimizi tüketmemek için ara ara mola vererek ilerleyince daha çok iş halledip daha verimli bir gün geçirebiliyoruz. Örneğin, dört saat kapanarak ders çalışıp kendimizi tüketmek yerine, saat başı kısa da olsa bir mola vererek ve temiz hava alarak, daha odaklı ve motive bir şekilde çalışmaya devam edebiliyoruz. Böylece, günün sonunda enerjimizi tüketmemiş ve daha verimli çalışmış oluyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman Yönetimi İçin Etkili Planlama Teknikleri</span><br />
Zaman yönetimi, hepimizin zorlandığı bir konu olabiliyor. Güzel haber şu ki zamanı etkili kullanamamanın evrensel bir sorun olması nedeniyle bu konuya yönelik geliştirilen bir sürü teknik bulunuyor. Haydi, bu tekniklerden birkaçına göz atalım:<br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eisenhower Matrisi</span><br />
Eisenhower matrisi, aciliyet ve önem sıralaması yapmaya çalıştığımız noktada yardımımıza koşuyor. Bu tekniğe göre ilk olarak, iki satır ve iki sütundan oluşan bir şablon hazırlıyoruz. Şablonun sütunlarını sırasıyla “acil” ve “acil değil” olarak ve satırlarını da “önemli” ve “önemli değil” olarak adlandırıyoruz. Yani, elimizde “önemli ve acil”, “önemli ama acil değil”, “önemli değil ama acil” ve “önemli veya acil değil” şeklinde dört bölüm oluyor. Daha sonra, yapmamız gerekenleri bu şablona önem ve aciliyetlerine göre yerleştiriyoruz. Eisenhower matrisi tekniğine göre, önemli ve acil kutucuğuna yazdığımız işlerimiz odağımızı ve önceliğimizi vermemiz gereken işler oluyor. Görevleri önem ve aciliyet durumlarına göre dört kategoriye ayırır:<br />
Önemli ve acil: Hemen yapılması gereken işler.<br />
Önemli ama acil değil: Planlanması gereken işler.<br />
Acil ama önemli değil: Mümkünse delege edilecek işler.<br />
Ne önemli ne de acil: Zaman kaybı olan işler, mümkünse yapılmamalı.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Pomodoro Tekniği</span><br />
Çalışma seansları arasında molalar vererek zamanımızı ve enerjimizi verimli bir şekilde kullanmamızı hedefleyen Pomodoro tekniğini duymuş muydun? Pomodoro tekniğine göre, basitçe, her 25 dakikalık çalışmamızdan sonra 5 dakikalık molalar veriyor ve bunu dört defa tekrarladıktan sonra daha uzun bir molaya çıkıyoruz. Bu uzun molayı 15, 20 ya da 30 dakika olarak belirleyebildiğimiz gibi çalıştığımız süreyi de daha uzun veya daha kısa olarak ayarlayabiliyoruz. Bu teknikteki püf noktalardan birisi, mola verdiğimiz zamanları nasıl değerlendirdiğimiz oluyor. Mola zamanlarında çalıştığımız ortamdan uzaklaşıp biraz adımlamak veya temiz hava almak bize iyi gelebiliyor. Öte yandan, bu vakitleri mümkün olduğunda dijital ekrandan uzak geçirmek de çalışma verimimizi artırıyor.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parkinson Yasası</span><br />
Bir işin tamamlanması için ayrılan sürenin, işin yapılma süresini belirlediğini belirtir. Bu nedenle, işleri tamamlamak için belirli ve kısıtlı süreler belirlemek, verimliliği artırabilir.<br />
Parkinson yasasına göre, bir görev için fazlaca zamanımız varsa o görevi o süreye yayarak tamamlamaya çalışıyoruz. Sonucunda da verimimiz düşebiliyor. Bu teknik ise bize o görevi tamamlamak için kendimize belirli bir süre koymamızı söylüyor. <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">GTD (Getting Things Done) Yöntemi</span><br />
David Allen tarafından geliştirilen bu yöntem, görevlerin belirli bir sisteme göre yönetilmesini önerir:<br />
Toplama: Tüm yapılacakları bir yerde toplamak.<br />
İşleme: Görevleri kategorize etmek.<br />
Organize etme: Görevleri önceliklendirmek.<br />
Gözden geçirme: Düzenli olarak listeleri gözden geçirmek.<br />
Yapma: Planlanan işleri gerçekleştirmek.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Pareto İlkesi (80/20 Kuralı)</span><br />
Sonuçların %80'inin, yapılan işlerin %20'sinden geldiğini öne sürer. Bu nedenle, en fazla getiriyi sağlayan görevlere odaklanmak önemlidir. <br />
Görevleri Belirleyin: Yapmanız gereken tüm görevleri listeleyin.<br />
Öncelikleri Belirleyin: Görevlerin önem ve katkı düzeyini değerlendirin.<br />
%20'lik Dilimi Belirleyin: En yüksek getiriyi sağlayacak %20'lik görevleri seçin.<br />
Odaklanın: En önemli %20'lik görevlere yoğunlaşarak çalışın.<br />
Geri Kalanı Yönetmek: Diğer %80'lik görevleri delege edin, otomatikleştirin veya düşük öncelikli zamanlarda yapın.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Zaman Bloklama</span><br />
Gün içindeki belirli zaman dilimlerini belirli görevlere ayırmaktır. Bu yöntem, belirli işlere odaklanmayı ve dikkat dağıtıcı unsurlardan kaçınmayı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tek Görev Yöntemi (Monotasking)</span><br />
Aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak yerine, tek bir işe odaklanmak verimliliği artırabilir. Bu, dikkat dağınıklığını azaltır ve işlerin daha hızlı tamamlanmasını sağlar.<br />
Farklı zaman yönetimi teknikleri deneyip kendimize uygun olan bir veya birkaç tekniği seçip hayatımıza katarak zamanımızı daha kolay bir şekilde etkili kullanmaya başlayabiliriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman Yönetiminin Temelleri </span><br />
Hedeflerimize ulaşmak için zamanımızı kontrol edebilmemizi, onu verimli kullanma ve bu konuda aldığımız kararlara uyma becerimizi zaman yönetimi olarak adlandırıyoruz. Zaman yönetiminin temelinde, zamanımızı en optimal şekilde değerlendirecek şekilde plan yapma ve bu planı kararlılıkla takip edebilme yatıyor. <br />
Zaman yönetimi; akademik başarımızı, iş performansımızı ve psikolojik iyi oluşumuzu artırıyor. Zamanımızı iyi değerlendirerek başarıya giden yolda daha kolay ilerleyebiliyor, bunun sonucunda kendimize daha çok güven ve saygı duyabiliyoruz. <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İş ve Özel Hayat Dengesi için Zaman Yönetimi</span><br />
Zaman yönetimi yalnızca iş veya akademik yaşamımızı olumlu yönde etkilemiyor, ilişkilerimiz de olmak üzere hayatımızın genelinde bir düzen kurmamıza da yardımcı oluyor. Kimi zaman iş/akademik hayatımızla özel hayatımızı bir arada götürmekte zorlanıyoruz. Örneğin, sosyalleşmeye fazla vakit ayırdığımızda sınavlarımızdan beklediğimiz puanı alamayabiliyoruz veya iş yükümüzü biriktirip fazladan mesaiye kaldığımızda kendimize vakit ayıramıyor ve tükenmiş hissedebiliyoruz. Zamanımızı verimli kullanabilmek ise bu gibi sorunların önüne geçmekte bize yardımcı oluyor. Örneğin, sosyalleşmeye ayırdığımız vakti kontrol ederken ders çalışmak için de belli bir zaman belirlediğimizde, sınavda istediğimiz başarıyı yakaladığımız gibi, kendimizi tamamen kitaplara da gömmemiş oluyoruz. Aynı şekilde, işteki görevlerimize belirli bir süre ayırıp o süreyi etkili şekilde kullanarak daha verimli şekilde ilerleyebiliyor ve böylece fazladan mesaiye kalmayıp kendimize ihtiyacımız olan vakti ayırabiliyoruz. Öte yandan, iş/akademik ve özel hayatlarımız arasında bir denge yakaladığımızda kendimizi daha iyi hissedebiliyoruz. Daha dengeli bir hayat sürerken enerjimizi tek bir alanda tüketmiyor, kendimizi daha canlı, öz güvenli, başarılı ve mutlu hissediyoruz.<br />
Peki, iş/akademik performansımızı artırmak, hayatımızda bir denge bulmak ve iyilik hâlimizi artırmak için zamanımızı nasıl daha etkili şekilde kullanabiliriz? Bu soruyu cevaplamak için öncelikle zaman yönetiminde sık yaptığımız hataları gözden geçirelim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sık Yapılan Zaman Yönetimi Hataları ve Çözümleri</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Gerçekçi Planlar Yapmamak</span><br />
Gün içinde yapmak istediklerimizi yetiştiremememizin belki de en sık görülen sebeplerinden biri en başından bir güne sığmayacak kadar görev planlamamız olabiliyor. Yapmak istediğimiz ya da yapmamız gereken çok fazla şey olduğunda günlük listemizin içini biraz fazla doldurabiliyoruz. Öte yandan, genellikle bir günün 24 saatini de tam verimde kullanabilmemiz çok da gerçekçi bir beklenti olmayabiliyor. Kimi zaman anlık gelişen bir durumdan, kimi zaman yoldaki trafikten, kimi zamansa biraz dinlenme ve boş durma ihtiyacımızdan ötürü günlük akışımız aksayabiliyor. <br />
Peki, nasıl daha gerçekçi planlar yapabiliriz? İlk olarak, günümüzü planlarken kendimize karşı dürüst davranmakla başlayabiliriz. Bazen zor olduğunu bilsek de bazı görevler için “Ben bunu bir saatte yetiştiririm ya!” diyebiliyoruz. Böyle zamanlarda, işimizin bir saatten uzun sürebileceğini kabul edip programda ona belki iki saatlik bir yer ayırmak, kendimize gerçekçi bir plan yapmamızı ve sonraki işlerimizi aksatmamamızı sağlayabiliyor. Bunun yanı sıra, her aktiviteyi her gün yapmakta ısrarcı olmak işimizi zorlaştırabiliyor. Bunun yerine bazı günleri spora bazı günleri okumaya ayırmak ya da günlük yarım saatimizi kitaba ve bir saatimizi spora ayırmak bizim için daha verimli bir program olabiliyor.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Önem ve Aciliyet Sıralaması Yapmamak</span><br />
Zaman yönetiminde sık yaptığımız hatalardan bir diğeri ise listemizdeki maddeleri önem ve aciliyet sıralamasına koymamak olabiliyor. Yapacağımız çok fazla iş arasından hangilerine öncelik vermemiz gerektiğini belirlemediğimizde hepsini aynı anda yapmaya veya hepsine aynı süreyi ayırmaya çalışabiliyoruz. Sonucunda da günün sonunda bir sürü küçük iş halletmiş ama bizim için asıl önemli olan işi halletmemiş veya sonraki haftaya yetişecek bir işi yapmış fakat ertesi güne yetişecek bir işi yapmamış olduğumuzu görebiliyoruz. <br />
Acil ve bizim için önemli olan sorumluluklarımıza öncelik vermek, zamanımızı etkili kullanmamızda önemli bir rol oynuyor. Peki, işlerimiz arasında nasıl aciliyet ve önem sırası yapabiliriz? Öncelikle işe, teslim tarihi belli olan görevlerimizin tarihlerini not ederek başlayabiliriz. Bu noktada takvim veya ajanda kullanmak bize yardımcı olabilir. Tarihlerine göre görevlerimizi not ederek büyük resme bakınca neyin yaklaştığını görebilir ve ona göre aksiyon almayı seçebiliriz. <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dinlenmeye Vakit Ayırmamak</span><br />
Yoğun olduğumuz bir günde kimi zaman mola vermeyi unutabiliyoruz. Üzerimizde biriken işlerin ve kısıtlı zamanın baskısıyla gün içinde hiç dinlenmeden tüm işlerimizi halletmeye çalışabiliyoruz. Belki birkaç saatlerine bu yöntem bizi hızlı ilerletse de günün devamında kendimizde başka iş yapacak enerji bulamayabiliyor, yani tükenebiliyoruz. Örneğin, sınav döneminde aralıksız dört saatimizi kütüphanede ders çalışarak geçirdikten sonra kendimizi üç saat boyunca arkadaşlarımızla sohbet ederken bulabiliyoruz. Baktığımızda, bu yöntem bizi günün başında ilerletse de günün sonunda kaybımız daha büyük olabiliyor. <br />
<br />
Bunun yerine, kendimizi tüketmemek için ara ara mola vererek ilerleyince daha çok iş halledip daha verimli bir gün geçirebiliyoruz. Örneğin, dört saat kapanarak ders çalışıp kendimizi tüketmek yerine, saat başı kısa da olsa bir mola vererek ve temiz hava alarak, daha odaklı ve motive bir şekilde çalışmaya devam edebiliyoruz. Böylece, günün sonunda enerjimizi tüketmemiş ve daha verimli çalışmış oluyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman Yönetimi İçin Etkili Planlama Teknikleri</span><br />
Zaman yönetimi, hepimizin zorlandığı bir konu olabiliyor. Güzel haber şu ki zamanı etkili kullanamamanın evrensel bir sorun olması nedeniyle bu konuya yönelik geliştirilen bir sürü teknik bulunuyor. Haydi, bu tekniklerden birkaçına göz atalım:<br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eisenhower Matrisi</span><br />
Eisenhower matrisi, aciliyet ve önem sıralaması yapmaya çalıştığımız noktada yardımımıza koşuyor. Bu tekniğe göre ilk olarak, iki satır ve iki sütundan oluşan bir şablon hazırlıyoruz. Şablonun sütunlarını sırasıyla “acil” ve “acil değil” olarak ve satırlarını da “önemli” ve “önemli değil” olarak adlandırıyoruz. Yani, elimizde “önemli ve acil”, “önemli ama acil değil”, “önemli değil ama acil” ve “önemli veya acil değil” şeklinde dört bölüm oluyor. Daha sonra, yapmamız gerekenleri bu şablona önem ve aciliyetlerine göre yerleştiriyoruz. Eisenhower matrisi tekniğine göre, önemli ve acil kutucuğuna yazdığımız işlerimiz odağımızı ve önceliğimizi vermemiz gereken işler oluyor. Görevleri önem ve aciliyet durumlarına göre dört kategoriye ayırır:<br />
Önemli ve acil: Hemen yapılması gereken işler.<br />
Önemli ama acil değil: Planlanması gereken işler.<br />
Acil ama önemli değil: Mümkünse delege edilecek işler.<br />
Ne önemli ne de acil: Zaman kaybı olan işler, mümkünse yapılmamalı.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Pomodoro Tekniği</span><br />
Çalışma seansları arasında molalar vererek zamanımızı ve enerjimizi verimli bir şekilde kullanmamızı hedefleyen Pomodoro tekniğini duymuş muydun? Pomodoro tekniğine göre, basitçe, her 25 dakikalık çalışmamızdan sonra 5 dakikalık molalar veriyor ve bunu dört defa tekrarladıktan sonra daha uzun bir molaya çıkıyoruz. Bu uzun molayı 15, 20 ya da 30 dakika olarak belirleyebildiğimiz gibi çalıştığımız süreyi de daha uzun veya daha kısa olarak ayarlayabiliyoruz. Bu teknikteki püf noktalardan birisi, mola verdiğimiz zamanları nasıl değerlendirdiğimiz oluyor. Mola zamanlarında çalıştığımız ortamdan uzaklaşıp biraz adımlamak veya temiz hava almak bize iyi gelebiliyor. Öte yandan, bu vakitleri mümkün olduğunda dijital ekrandan uzak geçirmek de çalışma verimimizi artırıyor.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parkinson Yasası</span><br />
Bir işin tamamlanması için ayrılan sürenin, işin yapılma süresini belirlediğini belirtir. Bu nedenle, işleri tamamlamak için belirli ve kısıtlı süreler belirlemek, verimliliği artırabilir.<br />
Parkinson yasasına göre, bir görev için fazlaca zamanımız varsa o görevi o süreye yayarak tamamlamaya çalışıyoruz. Sonucunda da verimimiz düşebiliyor. Bu teknik ise bize o görevi tamamlamak için kendimize belirli bir süre koymamızı söylüyor. <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">GTD (Getting Things Done) Yöntemi</span><br />
David Allen tarafından geliştirilen bu yöntem, görevlerin belirli bir sisteme göre yönetilmesini önerir:<br />
Toplama: Tüm yapılacakları bir yerde toplamak.<br />
İşleme: Görevleri kategorize etmek.<br />
Organize etme: Görevleri önceliklendirmek.<br />
Gözden geçirme: Düzenli olarak listeleri gözden geçirmek.<br />
Yapma: Planlanan işleri gerçekleştirmek.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Pareto İlkesi (80/20 Kuralı)</span><br />
Sonuçların %80'inin, yapılan işlerin %20'sinden geldiğini öne sürer. Bu nedenle, en fazla getiriyi sağlayan görevlere odaklanmak önemlidir. <br />
Görevleri Belirleyin: Yapmanız gereken tüm görevleri listeleyin.<br />
Öncelikleri Belirleyin: Görevlerin önem ve katkı düzeyini değerlendirin.<br />
%20'lik Dilimi Belirleyin: En yüksek getiriyi sağlayacak %20'lik görevleri seçin.<br />
Odaklanın: En önemli %20'lik görevlere yoğunlaşarak çalışın.<br />
Geri Kalanı Yönetmek: Diğer %80'lik görevleri delege edin, otomatikleştirin veya düşük öncelikli zamanlarda yapın.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Zaman Bloklama</span><br />
Gün içindeki belirli zaman dilimlerini belirli görevlere ayırmaktır. Bu yöntem, belirli işlere odaklanmayı ve dikkat dağıtıcı unsurlardan kaçınmayı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tek Görev Yöntemi (Monotasking)</span><br />
Aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak yerine, tek bir işe odaklanmak verimliliği artırabilir. Bu, dikkat dağınıklığını azaltır ve işlerin daha hızlı tamamlanmasını sağlar.<br />
Farklı zaman yönetimi teknikleri deneyip kendimize uygun olan bir veya birkaç tekniği seçip hayatımıza katarak zamanımızı daha kolay bir şekilde etkili kullanmaya başlayabiliriz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kişi neden yalan söyler?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-314.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 07:45:16 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-314.html</guid>
			<description><![CDATA[Yalanın yalan olması için öncelikle yalan söyleyenin gerçek dışı ifadelerde bulunması ve karşısındaki kişiyi yanlışa yönlendirmesi gerekir. Yalan söyleyen kişinin bunu bilmesi çok önemlidir. Yalan söyleyenin amacı ve ne tür bir hedefi olduğu tamamen subjektif bir değerlendirme olarak düşünülmelidir. İyi niyet de olsa bunu sıklıkla hayatında kullanan, karşısındaki kişiyi incitmemek için yalan söylediğini düşünen ve bunu misyon haline getirmiş kişiler bir süre sonra kendi yalan dünyalarında kendilerini hapsederler ve çevrelerinde yalan bir hayal dünyası oluştururlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanın temel özellikleri;</span><br />
Yanlışlığın farkında olunması,<br />
Aldatma niyeti taşıması<br />
Öngörülen bir amacın olması,<br />
Aldatan kişinin aldatmak için yorumlama/ekleme, abartma, yeniden birleştirme ve tamamen kurgu yöntemlerini kullanması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi davranışlar yalan sayılmaz?</span><br />
Yok sayma ve görmezden gelme gibi savunma mekanizmaları yalan gerçeğinden biraz daha farklıdır. Bilinç dışı gerçekleşen savunma mekanizmaları, egonun zarar göreceği durumlarda ortaya çıkan ve kişinin benlik bilincini koruyan mekanizmalardır.<br />
<br />
Bazen de çok ciddi bir travmatik yaşantının değiştirilmesi ya da yok sayılması, olay gerçekleşmiş olduğu halde kabul edilmeyip red edilmesi yalan kapsamına girmez. Kişinin bu durumla yüzleşmekten korkması ve kaçınması doğal bir savunma olarak değerlendirilmelidir. <br />
<br />
Psikolojik rahatsızlığı olan kişilerin, doğruluğuna inanarak söyledikleri ya da yanlış bilgi edinmeden dolayı hatalı bilgi aktarımı yalan olarak kabul edilmez. Bilgi kaynağının ilk kişisi bilerek bir yalan söylediyse, buna inanan ikinci kişinin diğerlerine bilgi aktarımı, yalan olarak kabul edilmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişi Neden Yalan Söyler?</span><br />
- Yalan söylemenin en açık nedeni çevre üzerinde etkili olabilmek, çıkar sağlayabilmek için kişinin diğerlerini kandırmasıdır. Bir suçlunun cezadan kaçabilmek için suçunu inkar etmesi ya da bir satıcının malını satabilmek için abartılı özellikler uydurması gibi. Buna karşın, patolojik yalanın, tekrarlı şekilde, belirgin şekilde işe yarar bir tarafı olmadan söyleniyor olması gerektiğini unutmamak gerekir. <br />
- Bazı aşırı intrusif, kontrolcü çevreye maruz kalan kişiler bağımsızlık hissedebilmek için yalan söyleyebilir. <br />
- Daha çok bilgiye sahip kişi çevre ve diğer insanları kontrol etme konusunda daha başarılı olabilir. Bir kişi güce sahip olabilmek ve gücü kaybetmemek için bilgiyi saklayabilir. Güç sahibi olabilmek için söylenen yalanlar inanıldığı sürece işe yarardır. Fark edildiğinde ise yalan söyleyen kişi güç kaybeder. <br />
İstek doyurma ya da özsaygıyı düzenlemek için kişi yalan söyleyebilir. Burada kişinin söylediği yalanlar kendisiyle ilişkili yetersiz gördüğü alanlarla başa çıkabilmede kısa süreli de olsa rahatlama ve hoşnutluk hissi oluşturabilir.<br />
-Sosyal açıdan bakıldığında ailenin çocuk yetiştirme tutumu, çocukları yetiştirirken nasıl tavır takındıkları kuşkusuz ki çocuğun yalan söylemesi bakımından önemlidir. Ayrıca çocukların yalan ya da fantezilerine nasıl yanıt verildiği dışında, çevrenin dürüst mü olduğu ya da çocuklara karşı yalanlar söylenip söylenmediği de çok önemlidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan Söyleyenin Kişilik Özellikleri</span><br />
<br />
Kişinin sosyal hayata uyumunu sağlayan davranış örüntüsü kişiliğin temel özelliklerinden biridir. Bu davranışlar; kişinin tepkilerini, olayları algılayış biçimini, başa çıkma becerilerini nasıl kullandığını, ahlaki değerlerini belli eder. Kişi her zaman kendi iç dünyası ile dış etkenler arasında bir uyum yakalamak ister. Bu uyumlu iletişim, onun sağlıklı tepkiler vermesiyle belirlenir. Eğer uyum sağlanmazsa sağlıksız bir iletişim vardır ve kişilik sorunları düşünülmelidir. <br />
<br />
Kişilik bozukluğu teşhisi koyabilmek uzun süreli takip ve tekrarlayan davranış bozukluklarının oranına bağlıdır. Yalan söylemek tek bir tip kişiliğin özelliği değildir. Antisosyal, histrionik, narsisistik, borderline ve kompulsif kişilik bozukluklarına sıklıkla eşlik eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Patolojik Yalanlar</span><br />
Kişiye yarar sağlamayan ya da çok az yararı olan yalan türüdür. Öylesine birden ve hesaplamadan söylenir. Kişi bunu neden söylediğinin açıklamasını yapmakta zorlanır. Hatta kişi doğruyu söylediğinde daha avantajlı olacağı durumlarda bile yalan söyleyebilir. Özetle kişiyi zor durumlara sokan, yaşamına zarar veren yalan türüdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yalanın yalan olması için öncelikle yalan söyleyenin gerçek dışı ifadelerde bulunması ve karşısındaki kişiyi yanlışa yönlendirmesi gerekir. Yalan söyleyen kişinin bunu bilmesi çok önemlidir. Yalan söyleyenin amacı ve ne tür bir hedefi olduğu tamamen subjektif bir değerlendirme olarak düşünülmelidir. İyi niyet de olsa bunu sıklıkla hayatında kullanan, karşısındaki kişiyi incitmemek için yalan söylediğini düşünen ve bunu misyon haline getirmiş kişiler bir süre sonra kendi yalan dünyalarında kendilerini hapsederler ve çevrelerinde yalan bir hayal dünyası oluştururlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanın temel özellikleri;</span><br />
Yanlışlığın farkında olunması,<br />
Aldatma niyeti taşıması<br />
Öngörülen bir amacın olması,<br />
Aldatan kişinin aldatmak için yorumlama/ekleme, abartma, yeniden birleştirme ve tamamen kurgu yöntemlerini kullanması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi davranışlar yalan sayılmaz?</span><br />
Yok sayma ve görmezden gelme gibi savunma mekanizmaları yalan gerçeğinden biraz daha farklıdır. Bilinç dışı gerçekleşen savunma mekanizmaları, egonun zarar göreceği durumlarda ortaya çıkan ve kişinin benlik bilincini koruyan mekanizmalardır.<br />
<br />
Bazen de çok ciddi bir travmatik yaşantının değiştirilmesi ya da yok sayılması, olay gerçekleşmiş olduğu halde kabul edilmeyip red edilmesi yalan kapsamına girmez. Kişinin bu durumla yüzleşmekten korkması ve kaçınması doğal bir savunma olarak değerlendirilmelidir. <br />
<br />
Psikolojik rahatsızlığı olan kişilerin, doğruluğuna inanarak söyledikleri ya da yanlış bilgi edinmeden dolayı hatalı bilgi aktarımı yalan olarak kabul edilmez. Bilgi kaynağının ilk kişisi bilerek bir yalan söylediyse, buna inanan ikinci kişinin diğerlerine bilgi aktarımı, yalan olarak kabul edilmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişi Neden Yalan Söyler?</span><br />
- Yalan söylemenin en açık nedeni çevre üzerinde etkili olabilmek, çıkar sağlayabilmek için kişinin diğerlerini kandırmasıdır. Bir suçlunun cezadan kaçabilmek için suçunu inkar etmesi ya da bir satıcının malını satabilmek için abartılı özellikler uydurması gibi. Buna karşın, patolojik yalanın, tekrarlı şekilde, belirgin şekilde işe yarar bir tarafı olmadan söyleniyor olması gerektiğini unutmamak gerekir. <br />
- Bazı aşırı intrusif, kontrolcü çevreye maruz kalan kişiler bağımsızlık hissedebilmek için yalan söyleyebilir. <br />
- Daha çok bilgiye sahip kişi çevre ve diğer insanları kontrol etme konusunda daha başarılı olabilir. Bir kişi güce sahip olabilmek ve gücü kaybetmemek için bilgiyi saklayabilir. Güç sahibi olabilmek için söylenen yalanlar inanıldığı sürece işe yarardır. Fark edildiğinde ise yalan söyleyen kişi güç kaybeder. <br />
İstek doyurma ya da özsaygıyı düzenlemek için kişi yalan söyleyebilir. Burada kişinin söylediği yalanlar kendisiyle ilişkili yetersiz gördüğü alanlarla başa çıkabilmede kısa süreli de olsa rahatlama ve hoşnutluk hissi oluşturabilir.<br />
-Sosyal açıdan bakıldığında ailenin çocuk yetiştirme tutumu, çocukları yetiştirirken nasıl tavır takındıkları kuşkusuz ki çocuğun yalan söylemesi bakımından önemlidir. Ayrıca çocukların yalan ya da fantezilerine nasıl yanıt verildiği dışında, çevrenin dürüst mü olduğu ya da çocuklara karşı yalanlar söylenip söylenmediği de çok önemlidir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan Söyleyenin Kişilik Özellikleri</span><br />
<br />
Kişinin sosyal hayata uyumunu sağlayan davranış örüntüsü kişiliğin temel özelliklerinden biridir. Bu davranışlar; kişinin tepkilerini, olayları algılayış biçimini, başa çıkma becerilerini nasıl kullandığını, ahlaki değerlerini belli eder. Kişi her zaman kendi iç dünyası ile dış etkenler arasında bir uyum yakalamak ister. Bu uyumlu iletişim, onun sağlıklı tepkiler vermesiyle belirlenir. Eğer uyum sağlanmazsa sağlıksız bir iletişim vardır ve kişilik sorunları düşünülmelidir. <br />
<br />
Kişilik bozukluğu teşhisi koyabilmek uzun süreli takip ve tekrarlayan davranış bozukluklarının oranına bağlıdır. Yalan söylemek tek bir tip kişiliğin özelliği değildir. Antisosyal, histrionik, narsisistik, borderline ve kompulsif kişilik bozukluklarına sıklıkla eşlik eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Patolojik Yalanlar</span><br />
Kişiye yarar sağlamayan ya da çok az yararı olan yalan türüdür. Öylesine birden ve hesaplamadan söylenir. Kişi bunu neden söylediğinin açıklamasını yapmakta zorlanır. Hatta kişi doğruyu söylediğinde daha avantajlı olacağı durumlarda bile yalan söyleyebilir. Özetle kişiyi zor durumlara sokan, yaşamına zarar veren yalan türüdür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sınav Kaygısı ve Baş Etme Yolları]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-312.html</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 17:29:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-312.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Sınav Kaygısı ve Baş Etme Yolları</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısı nedir?</span><br />
Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.<br />
1. Düşük kaygı: düşük kaygıya sahip öğrenciler yaklaşan sınav karşısında düşük seviyede sinirlilik hisseder ama yine de çalışmalarına ve değerlendirmelerde sorulan sorulara odaklanabilirler. Düşük kaygı seviyesine sahip kişiler yoğun tıkayıcı düşüncelere kapılmaz ve sınavda dağılmazlar.<br />
2. Yüksek kaygı: yüksek kaygı seviyesine sahip öğrenciler korkulan sınav durumuyla yüzleşmelere durumunda hızlı bir kaygı yükselmesi yaşar. Sınava girmezler veya sınav sırasında yüksek korku durumuna maruz kalabilirler. Yüksek kaygı seviyesi kişiye panikle birlikte “ben bunu gerçekten yapamayacağım” hissi yaşatır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının belirtileri nelerdir? </span><br />
Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısı yaşandığı nasıl anlaşılır? </span><br />
Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme vardır. Soru sorulmasından rahatsız olurlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama, Fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış (karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok çalışılmasına karşın performans düşüklüğü kaygının varlığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının etkileri nelerdir? </span><br />
Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının nedenleri nelerdir?  </span><br />
1. Gerçekçi olmayan düşünce şekillerine sahip olma,<br />
2. Aile ve çevrenin beklentileri ve baskısı,<br />
3. Mükemmeliyetçi kişilik yapısı,<br />
4. Rekabetçi kişilik yapısı,<br />
5. Sınava yeterince hazırlanmamış olmak,<br />
6. Sınav yükünün ve ders yükünün fazla olması,<br />
7. Öğrencinin ders yükünün altından kalkamaması,<br />
8. Öğrencinin doğru çalışma stratejisini bulamamış olması,<br />
9. Öğrencinin daha önceki başarıları ve başarısızlıkları,<br />
10. Sınavın araç değil amaç olarak görülmesi,<br />
11. Sınavın hayattaki başarının tek kriteri olarak algılanması.(Sınava yüklenen anlam)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının oluşmasında etkisi olan olumsuz otomatik düşünceler nelerdir? </span><br />
“Sınava hazır değilim”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” “Sınavlar niye yapılıyor , ne gerek var?” “Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz” Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki!”“Bu konuları anlayamıyorum , aptal olmalıyım” “Ben zaten bu konuları anlamıyorum” “Biliyorum, bu sınavda başarılı olamayacağım” “sınav kötü geçecek” “Çok fazla konu var , hangi birine hazırlanayım?” sıklıkla gözlene olumsuz otomatik düşüncelerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alternatif düşünceler nelerdir? </span><br />
Yapmam gereken nedir?” “Yapabildiğimin en iyisini yapabilirim?” “Olabilecek en kötü şey ne”“Dünyanın sonu değil, telafisi var” Bunda başarısız olmam her zaman olacağım anlamına gelmez” “Yeterli zamanımın olmadığı doğru , ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim? “Tüm kaynakları çalışamasam bile , önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım” “Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez. Daha fazla çalışmam gerektiği anlamına gelir” “zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde" kaygıyla başa çıkmak için geliştirilebilecek alternatif düşüncelerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi inançların değişmesi amaçlanır? </span><br />
“Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için sınavı kazanmaktan başka yol yoktur, Mutlaka kazanmalıyım, kazanmazsam kimsenin yüzüne bakamam, Sınav benim kim olduğumu gösterir, yetersizim, hiçbir şey yapamayacağım” değişmesi amaçlanan başlıca inançlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmanın Yolları Nelerdir? </span><br />
Sınav kaygısı ile başa çıkabilmek için kaygıyı bastırmamak, onun varlığını kabul edip onu tanımaya çalışmak gerekir. Kaygının temelinde nelerin olduğu tespit edilmeli ve o sorunlar giderilmelidir. Öğrencinin gerçekçi olmayan inançlarını sorgulamak ve onları başka bir perspektiften ele almak gerekir. Öğrencinin yeterli ve yetersiz yanlarını saptayıp geliştirilmesi gereken alanlara yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bunlara ek olarak öğrenci nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri ve dikkatini başka noktalara odaklama tekniklerini kullanarak kaygıyı ve korkuyu kontrol altında tutabilir.<br />
Sınavla alakalı gerçek olmayan inançların değişmesi sınav kaygısıyla başetme yolları olarak görülebilir. Öğrencinin, hayattaki başarının tek kriterinin sınav olduğu, sınavda başarısız olmanın utanç sebebi olduğu, sınav sonucu ile kendini ispatlaması gerektiğine olan inancının değişmesi hedeflenir. Öğrencinin yapabileceği şeylere odaklanması, sınav sonucunun dünyanın sonu olmadığı, başarısızlığın daha çok çalışmak gerektiği anlamına geldiğini düşünmesi gerekir. Sınava çalışmak için az zaman kaldıysa bile zamanı etkili kullanmaya ve daha çok puan getirecek olanlara ağırlık vermeye yönelmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anksiyete yönetimi nedir? </span><br />
Öncelikle sınava yoğunlaşmayı ve sorulara odaklanmayı sağlayan, düşünceleri organize etmede, dikkati toplamada yardımcı olan, olumsuz düşünmeyi ve telaşa kapılmayı engelleyen, kontrol duygusunu geliştirerek başarıya yardım eder, gerçek performansı sergilemede önemli rol oynayan bir yaklaşımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav esnasında neler yapılabilir? </span><br />
Olumsuz otomatik düşüncelere karşı alternatif açıklamalar getirme, kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatma, Yanıtlayabileceği sorulardan başlama, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısını Azaltma Teknikleri</span><br />
Peki sınav kaygısını önlemek veya sınav kaygısını azaltmak için tam olarak ne yapabilirsiniz? İşte yardımcı olacak bazı stratejiler:<br />
- Mükemmeliyetçi tuzaktan kaçının. Mükemmel olmayı beklemeyin. Hepimiz hata yaparız ve sorun değil. Elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı ve çok çalıştığınızı bilmek gerçekten önemli olan şeydir, mükemmellik değil.<br />
- Olumsuz düşünceleri ortadan kaldırın. “Yeterince iyi değilim”, “Yeterince çalışmadım” veya “Bunu yapamam” gibi endişeli veya yenilmiş düşünceler edinmeye başlarsanız, bu düşünceleri uzaklaştırın ve onları olumlu ile değiştirin. düşünceler. “Bunu yapabilirim”, “Malzemeyi biliyorum” ve “Çok çalıştım”, bir sınava girerken stres seviyenizi yönetmenize yardımcı olur.<br />
- Yeterli uyku al. İyi bir gece uykusu konsantrasyonunuza ve hafızanıza yardımcı olacaktır.<br />
- Hazır olduğunuzdan emin olun. Bu, materyal konusunda kendinizi rahat hissedene kadar sınava erken çalışmak anlamına gelir. Bir önceki geceye kadar beklemeyin. Nasıl çalışacağınızdan emin değilseniz, öğretmeninizden veya ebeveyninizden yardım isteyin.<br />
- Hazırlık, özgüveninizi artıracak ve bu da sınav kaygınızı azaltacaktır.<br />
Derin nefes al. Sınava girerken endişeli hissetmeye başlarsan burnundan derin nefes al ve ağzından ver. Her soru veya problemi birer birer gözden geçirin, gerektiğinde her birinin arasında derin bir nefes alın. Akciğerlerinize bol oksijen verdiğinizden emin olmak, odaklanmanıza ve sakinleşmenize yardımcı olabilir<br />
Sınav kaygısını azaltma teknikleri sınav kaygısı tedavisi için de destekleyici özelliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akademik bir Çalışma ve Bulguları</span><br />
Çalışmanın bir parçası olarak, üniversite öğrencilerine iki matematik testi verildi. İlkinde hiçbir baskı yoktu. Öğrencilere sadece ellerinden gelenin en iyisini yapmaları söylendi.<br />
İkincisi grupta; Araştırmacılar, sınavdan hemen önce öğrencilere, başarılı olanların para alacağını ve takımdaki diğer kişilerin başarılarına bağlı olduğunu söylediler. Bunun üzerine, diğer öğretmenler tarafından kaydedilecekleri ve gözden geçirilecekleri söylendi.<br />
Öğrencilerin yarısına test hakkında ne düşündüklerini yazmaları için on dakika verildi. Diğer yarısına sessizce oturması söylendi.<br />
Endişelerini yazan öğrenciler, ilk matematik testi (yazmadan önce verilir) ile ikinci matematik testi (yazdıktan sonra verilir) arasında doğrulukta% 5’lik bir iyileşme gösterdi. Yazmayan öğrenci grubu, iki test arasında% 12’lik bir doğruluk düşüşü gösterdi.<br />
Sonuç olarak, bu, yazan ve yazmayanlar arasındaki % 17’lik bir performans farkı.<br />
Elinizdeki görevle ilgili endişeleriniz hakkında yazmak, sadece sınavlarda değil, konuşmalar, sunumlar, röportajlar, sporlar gibi her tür zorlu durumda performansa yardımcı olacak bir durum oluşturacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısı Konusunda Ailelere Neler Tavsiye Edilir? </span><br />
Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici davranma önerilmektedir. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir.<br />
Aileler çocuğunu başkalarıyla kıyaslamamalı, deneme sınavı ya da test sonuçlarına göre olumsuz yorumlar yapmamalıdır. “Az çalıştın”, “sınavı kazanamayacaksın” gibi eleştirilerde bulunmamalıdır. Öğrencilerin sınav kaygısı yaşamasında önemli bir etken de ailelerin beklentisi ve baskısıdır. Ailelerin çocuğunun yeteneklerine ve ilgilerine saygılı olması gerekir. Sınav başarısını, hayat başarısının, iyi insan olmanın, iyi evlat olmanın tek kriteri olarak görmemelidir. Ailenin beklentilerini gerçekçi bir düzeye indirmesi gerekir. Bu süreçte çocuğa güven ve sorumluluk vermeli yüreklendirici davranmalıdır. Olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri oldukça önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav sonrasında neler yapılabilir? </span><br />
Kendini ödüllendirme, Keyif veren etkinlikler, eksikler üzerine düşünme ve geleceğe yönelik yani planlama yapılabilecek aktivitelerdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Sınav Kaygısı ve Baş Etme Yolları</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısı nedir?</span><br />
Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.<br />
1. Düşük kaygı: düşük kaygıya sahip öğrenciler yaklaşan sınav karşısında düşük seviyede sinirlilik hisseder ama yine de çalışmalarına ve değerlendirmelerde sorulan sorulara odaklanabilirler. Düşük kaygı seviyesine sahip kişiler yoğun tıkayıcı düşüncelere kapılmaz ve sınavda dağılmazlar.<br />
2. Yüksek kaygı: yüksek kaygı seviyesine sahip öğrenciler korkulan sınav durumuyla yüzleşmelere durumunda hızlı bir kaygı yükselmesi yaşar. Sınava girmezler veya sınav sırasında yüksek korku durumuna maruz kalabilirler. Yüksek kaygı seviyesi kişiye panikle birlikte “ben bunu gerçekten yapamayacağım” hissi yaşatır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının belirtileri nelerdir? </span><br />
Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısı yaşandığı nasıl anlaşılır? </span><br />
Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme vardır. Soru sorulmasından rahatsız olurlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama, Fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış (karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok çalışılmasına karşın performans düşüklüğü kaygının varlığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının etkileri nelerdir? </span><br />
Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının nedenleri nelerdir?  </span><br />
1. Gerçekçi olmayan düşünce şekillerine sahip olma,<br />
2. Aile ve çevrenin beklentileri ve baskısı,<br />
3. Mükemmeliyetçi kişilik yapısı,<br />
4. Rekabetçi kişilik yapısı,<br />
5. Sınava yeterince hazırlanmamış olmak,<br />
6. Sınav yükünün ve ders yükünün fazla olması,<br />
7. Öğrencinin ders yükünün altından kalkamaması,<br />
8. Öğrencinin doğru çalışma stratejisini bulamamış olması,<br />
9. Öğrencinin daha önceki başarıları ve başarısızlıkları,<br />
10. Sınavın araç değil amaç olarak görülmesi,<br />
11. Sınavın hayattaki başarının tek kriteri olarak algılanması.(Sınava yüklenen anlam)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav kaygısının oluşmasında etkisi olan olumsuz otomatik düşünceler nelerdir? </span><br />
“Sınava hazır değilim”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” “Sınavlar niye yapılıyor , ne gerek var?” “Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz” Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki!”“Bu konuları anlayamıyorum , aptal olmalıyım” “Ben zaten bu konuları anlamıyorum” “Biliyorum, bu sınavda başarılı olamayacağım” “sınav kötü geçecek” “Çok fazla konu var , hangi birine hazırlanayım?” sıklıkla gözlene olumsuz otomatik düşüncelerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alternatif düşünceler nelerdir? </span><br />
Yapmam gereken nedir?” “Yapabildiğimin en iyisini yapabilirim?” “Olabilecek en kötü şey ne”“Dünyanın sonu değil, telafisi var” Bunda başarısız olmam her zaman olacağım anlamına gelmez” “Yeterli zamanımın olmadığı doğru , ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim? “Tüm kaynakları çalışamasam bile , önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım” “Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez. Daha fazla çalışmam gerektiği anlamına gelir” “zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde" kaygıyla başa çıkmak için geliştirilebilecek alternatif düşüncelerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi inançların değişmesi amaçlanır? </span><br />
“Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için sınavı kazanmaktan başka yol yoktur, Mutlaka kazanmalıyım, kazanmazsam kimsenin yüzüne bakamam, Sınav benim kim olduğumu gösterir, yetersizim, hiçbir şey yapamayacağım” değişmesi amaçlanan başlıca inançlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmanın Yolları Nelerdir? </span><br />
Sınav kaygısı ile başa çıkabilmek için kaygıyı bastırmamak, onun varlığını kabul edip onu tanımaya çalışmak gerekir. Kaygının temelinde nelerin olduğu tespit edilmeli ve o sorunlar giderilmelidir. Öğrencinin gerçekçi olmayan inançlarını sorgulamak ve onları başka bir perspektiften ele almak gerekir. Öğrencinin yeterli ve yetersiz yanlarını saptayıp geliştirilmesi gereken alanlara yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bunlara ek olarak öğrenci nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri ve dikkatini başka noktalara odaklama tekniklerini kullanarak kaygıyı ve korkuyu kontrol altında tutabilir.<br />
Sınavla alakalı gerçek olmayan inançların değişmesi sınav kaygısıyla başetme yolları olarak görülebilir. Öğrencinin, hayattaki başarının tek kriterinin sınav olduğu, sınavda başarısız olmanın utanç sebebi olduğu, sınav sonucu ile kendini ispatlaması gerektiğine olan inancının değişmesi hedeflenir. Öğrencinin yapabileceği şeylere odaklanması, sınav sonucunun dünyanın sonu olmadığı, başarısızlığın daha çok çalışmak gerektiği anlamına geldiğini düşünmesi gerekir. Sınava çalışmak için az zaman kaldıysa bile zamanı etkili kullanmaya ve daha çok puan getirecek olanlara ağırlık vermeye yönelmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anksiyete yönetimi nedir? </span><br />
Öncelikle sınava yoğunlaşmayı ve sorulara odaklanmayı sağlayan, düşünceleri organize etmede, dikkati toplamada yardımcı olan, olumsuz düşünmeyi ve telaşa kapılmayı engelleyen, kontrol duygusunu geliştirerek başarıya yardım eder, gerçek performansı sergilemede önemli rol oynayan bir yaklaşımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav esnasında neler yapılabilir? </span><br />
Olumsuz otomatik düşüncelere karşı alternatif açıklamalar getirme, kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatma, Yanıtlayabileceği sorulardan başlama, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısını Azaltma Teknikleri</span><br />
Peki sınav kaygısını önlemek veya sınav kaygısını azaltmak için tam olarak ne yapabilirsiniz? İşte yardımcı olacak bazı stratejiler:<br />
- Mükemmeliyetçi tuzaktan kaçının. Mükemmel olmayı beklemeyin. Hepimiz hata yaparız ve sorun değil. Elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı ve çok çalıştığınızı bilmek gerçekten önemli olan şeydir, mükemmellik değil.<br />
- Olumsuz düşünceleri ortadan kaldırın. “Yeterince iyi değilim”, “Yeterince çalışmadım” veya “Bunu yapamam” gibi endişeli veya yenilmiş düşünceler edinmeye başlarsanız, bu düşünceleri uzaklaştırın ve onları olumlu ile değiştirin. düşünceler. “Bunu yapabilirim”, “Malzemeyi biliyorum” ve “Çok çalıştım”, bir sınava girerken stres seviyenizi yönetmenize yardımcı olur.<br />
- Yeterli uyku al. İyi bir gece uykusu konsantrasyonunuza ve hafızanıza yardımcı olacaktır.<br />
- Hazır olduğunuzdan emin olun. Bu, materyal konusunda kendinizi rahat hissedene kadar sınava erken çalışmak anlamına gelir. Bir önceki geceye kadar beklemeyin. Nasıl çalışacağınızdan emin değilseniz, öğretmeninizden veya ebeveyninizden yardım isteyin.<br />
- Hazırlık, özgüveninizi artıracak ve bu da sınav kaygınızı azaltacaktır.<br />
Derin nefes al. Sınava girerken endişeli hissetmeye başlarsan burnundan derin nefes al ve ağzından ver. Her soru veya problemi birer birer gözden geçirin, gerektiğinde her birinin arasında derin bir nefes alın. Akciğerlerinize bol oksijen verdiğinizden emin olmak, odaklanmanıza ve sakinleşmenize yardımcı olabilir<br />
Sınav kaygısını azaltma teknikleri sınav kaygısı tedavisi için de destekleyici özelliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akademik bir Çalışma ve Bulguları</span><br />
Çalışmanın bir parçası olarak, üniversite öğrencilerine iki matematik testi verildi. İlkinde hiçbir baskı yoktu. Öğrencilere sadece ellerinden gelenin en iyisini yapmaları söylendi.<br />
İkincisi grupta; Araştırmacılar, sınavdan hemen önce öğrencilere, başarılı olanların para alacağını ve takımdaki diğer kişilerin başarılarına bağlı olduğunu söylediler. Bunun üzerine, diğer öğretmenler tarafından kaydedilecekleri ve gözden geçirilecekleri söylendi.<br />
Öğrencilerin yarısına test hakkında ne düşündüklerini yazmaları için on dakika verildi. Diğer yarısına sessizce oturması söylendi.<br />
Endişelerini yazan öğrenciler, ilk matematik testi (yazmadan önce verilir) ile ikinci matematik testi (yazdıktan sonra verilir) arasında doğrulukta% 5’lik bir iyileşme gösterdi. Yazmayan öğrenci grubu, iki test arasında% 12’lik bir doğruluk düşüşü gösterdi.<br />
Sonuç olarak, bu, yazan ve yazmayanlar arasındaki % 17’lik bir performans farkı.<br />
Elinizdeki görevle ilgili endişeleriniz hakkında yazmak, sadece sınavlarda değil, konuşmalar, sunumlar, röportajlar, sporlar gibi her tür zorlu durumda performansa yardımcı olacak bir durum oluşturacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav Kaygısı Konusunda Ailelere Neler Tavsiye Edilir? </span><br />
Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici davranma önerilmektedir. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir.<br />
Aileler çocuğunu başkalarıyla kıyaslamamalı, deneme sınavı ya da test sonuçlarına göre olumsuz yorumlar yapmamalıdır. “Az çalıştın”, “sınavı kazanamayacaksın” gibi eleştirilerde bulunmamalıdır. Öğrencilerin sınav kaygısı yaşamasında önemli bir etken de ailelerin beklentisi ve baskısıdır. Ailelerin çocuğunun yeteneklerine ve ilgilerine saygılı olması gerekir. Sınav başarısını, hayat başarısının, iyi insan olmanın, iyi evlat olmanın tek kriteri olarak görmemelidir. Ailenin beklentilerini gerçekçi bir düzeye indirmesi gerekir. Bu süreçte çocuğa güven ve sorumluluk vermeli yüreklendirici davranmalıdır. Olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri oldukça önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınav sonrasında neler yapılabilir? </span><br />
Kendini ödüllendirme, Keyif veren etkinlikler, eksikler üzerine düşünme ve geleceğe yönelik yani planlama yapılabilecek aktivitelerdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uyku Bozuklukları]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-311.html</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 17:24:28 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-311.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Uyku Bozuklukları</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk nedir?</span><br />
Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyku bozuklukları yaygın mıdır? </span><br />
Uyku bozukluklarının genel toplumda yaygınlığı %15-35 civarında olup, %10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların %50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşa ya da cinsiyete göre uyku sorunları değişir mi? </span><br />
Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk insanı nasıl etkiler? </span><br />
Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ruhsal bozukluklarda uyku sorunları daha fazla görülür mü? </span><br />
Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının %75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku düzenindeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu düzendeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Kaygı ve endişe gibi durumlarda ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk nedenleri nedir? </span><br />
Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikolojik/biyolojik değişmeler yer alabilir. <br />
Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır. <br />
Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyku sorunlarının tedavisi nasıl oluyor? </span><br />
Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle baş etmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında kısa süreli ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.<br />
Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir: <br />
- çok aç ya da tok olmamak, <br />
- kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak, <br />
- düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Uyku Bozuklukları</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk nedir?</span><br />
Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyku bozuklukları yaygın mıdır? </span><br />
Uyku bozukluklarının genel toplumda yaygınlığı %15-35 civarında olup, %10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların %50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşa ya da cinsiyete göre uyku sorunları değişir mi? </span><br />
Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk insanı nasıl etkiler? </span><br />
Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ruhsal bozukluklarda uyku sorunları daha fazla görülür mü? </span><br />
Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının %75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku düzenindeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu düzendeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Kaygı ve endişe gibi durumlarda ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uykusuzluk nedenleri nedir? </span><br />
Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikolojik/biyolojik değişmeler yer alabilir. <br />
Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır. <br />
Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uyku sorunlarının tedavisi nasıl oluyor? </span><br />
Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle baş etmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında kısa süreli ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.<br />
Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir: <br />
- çok aç ya da tok olmamak, <br />
- kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak, <br />
- düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Stresten Kurtulmada Etkili 8 Yol]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-310.html</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 17:20:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-310.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Stresten Kurtulmada Etkili 8 Yol</b></span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) Rahatlamayı Öğrenin: </span>Bu inanılamayacak kadar basit görünse de devam edin ve bunu dikkatle deneyin. Rahatlama sadece fiziksel kondisyonunuza değil zihinsel ve duygusal süreçlerinize de faydalı olacaktır. Sizin için en etkili olan rahatlama yöntemlerini bir uzmana danışabilir ya da konuyla ilgili kitaplardan öğrenebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Derin ve Ritmik Nefes Alın: </span>Nefes almak… Ne kadar önemli olabilir ki? İnsanların birçoğunun rahatlatan ve stres azaltan bir yolla nefes almadığını duyunca şaşırabilirsiniz. Stres önleyici soluma derin ve düzenlidir, nefesin alınışı ve verilişi aşağı yukarı aynı uzunluktadır. Çoğunlukla insanlar düzensiz, hafif nefes alır ya da nefeslerini tutarlar. Eğer diğerlerinin soluma yöntemlerine dikkat ederseniz bunu kolayca görebilirsiniz. Soluma her hücrenin güçlü ve sağlıklı kalması için gerekli oksijeni almamızı sağlar. Fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjimizi arttırır. Bizi gerilim ve baskıdan uzaklaştırır. Solumamız her an bizimle olan bir işlevimizdir; derin nefes almak rahatlatıcı bir tekniktir ve bedavadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) Olumluya Odaklanın: </span>Bir sorun anında bu durumdan çıkartabileceğiniz olumlu yorumlara odaklanın. Olası tüm olumlu sonuçları göz önünde bulundurun. Hayal gücünüzü serbest bırakın. Herhangi bir durum için düşünebileceğiniz milyonlarca sebep var. İsteyerek olumlu bir yol seçtiğinizde otomatik olarak rahatlar ve içinizde kendinizi daha iyimser hissedersiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) Çok Fazla Tepki Vermemeye Özen Gösterin: </span>Sürekli bir tepkisellik hali sadece hayati durumlarda değil günlük yaşamda da fizyolojik sisteminiz üzerinde bir tehdit oluşturur; kalbiniz, damarlarınız ve tüm vücudunuzda. Aşırı tepkisellik, başka yollar için kullanabileceğiniz kaynakları kullanır. Hayattaki durumları doğru bir şekilde algılamanızın bir yolu kendinize “Bunu bir yıl sonra ne kadar önemsiyor olacağım?” diye sormak olabilir. Hatta bazı durumlarda bu soru “Bir hafta sonra bu durum ne kadar önemli olacak?” diye bile sorulabilir. Çok öfkelendirici görünen birçok şey çoğunlukla kısa sürede unutulur ve yerini kısa bir sürede unutulacak başka bir şey alır ve bu böyle gider.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) “Hayır” Demeyi Öğrenin: </span>Bu “gerçekçi” –ve sağlıklı- imkanların dışındaki şeyleri yapmaya çalışmamak için bir önlemdir. Aynı zamanda da birileri bunu sizden istedi diye gerçekçi olanın dışındakileri yapmaya çalışmamak için de bir önlem yerine geçer. Kendi sağlıklı varlığınızın yönetiminde siz varsınız. Siz kendinize dikkat etmezseniz kimse etmez –ve sadece siz- kendi kendinizi koruyabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6) “Hayır” Deyin ve Bu Tercihle İlgili Kendinizi İyi Hissedin: </span>Bazı insanlar kendilerini düşünmenin bencilce olduğuna inanırlar. Onlara çocukken fedakar ve özverili olmaları öğretilmiştir. Bunlar bu dünyanın daha da fazlasına ihtiyaç duyduğu takdir edilesi nitelikler. Fakat diğerlerinin isteklerini, kendi sağlığınızı, fiziksel ve psikolojik tehlikeye atacak kadar çok yerine getirmek dünyayı daha iyi bir yer yapmaz. Bir şeyleri diğerleri size baskı uyguladığı için yapmak hınç oluşumuna yol açar. Hınç, ilişkileri her şeyden daha çabuk yok eder. Diğerlerine sadece bunu yapacak enerji ve birikiminiz olduğu zaman yardım etmek hem onlarla ilişkinizi korur hem de sizin hayatınızı kurtarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7) Gerçekçi Beklentiler Oluşturun: </span>Mükemmeliyetçilikten ve suçluluk duygularından kaynaklan stresler, bizim yarattığımız streslerdir. Bunlar, gerçekçi olmayan beklentiler sonucu oluşurlar. Kendinize sorabileceğiniz önemli bir soru: “Kaldırabileceğimden daha fazla mı yük üstleniyorum?” Eğer cevabınız evet ise, bunu neden yaptığınızı sorgulayın. Mükemmele ulaşmaya çalışmak yerine iyi bir iş çıkarmayı kendinize hedef olarak belirleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8)  İyi Arkadaşlıklar Kurun:</span> Güvenebileceğiniz insanlarla yakın ilişkiler kurmak stresi azaltır ve duygusal tatmini yükseltir. Belirsizlik durumlarında güvenebileceğiniz insanlardan alacağınız sosyal destek size daha rahat ve güvenli bir yaşam sunacak.<br />
<br />
Ve stresle başa çıkma yeteneğinizi geliştirmeniz için son bir söz; deneyin. Diğer herhangi bir beceriyle de olduğu gibi stres yönetme becerisi de tekrarlamayla kolaylaşır ve verimliliği artar. Bu ilkeyi kullanarak denemenin, denemenin ve bir daha denemenin ne kadar gerekli olduğunu anlayabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Stresten Kurtulmada Etkili 8 Yol</b></span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) Rahatlamayı Öğrenin: </span>Bu inanılamayacak kadar basit görünse de devam edin ve bunu dikkatle deneyin. Rahatlama sadece fiziksel kondisyonunuza değil zihinsel ve duygusal süreçlerinize de faydalı olacaktır. Sizin için en etkili olan rahatlama yöntemlerini bir uzmana danışabilir ya da konuyla ilgili kitaplardan öğrenebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Derin ve Ritmik Nefes Alın: </span>Nefes almak… Ne kadar önemli olabilir ki? İnsanların birçoğunun rahatlatan ve stres azaltan bir yolla nefes almadığını duyunca şaşırabilirsiniz. Stres önleyici soluma derin ve düzenlidir, nefesin alınışı ve verilişi aşağı yukarı aynı uzunluktadır. Çoğunlukla insanlar düzensiz, hafif nefes alır ya da nefeslerini tutarlar. Eğer diğerlerinin soluma yöntemlerine dikkat ederseniz bunu kolayca görebilirsiniz. Soluma her hücrenin güçlü ve sağlıklı kalması için gerekli oksijeni almamızı sağlar. Fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjimizi arttırır. Bizi gerilim ve baskıdan uzaklaştırır. Solumamız her an bizimle olan bir işlevimizdir; derin nefes almak rahatlatıcı bir tekniktir ve bedavadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) Olumluya Odaklanın: </span>Bir sorun anında bu durumdan çıkartabileceğiniz olumlu yorumlara odaklanın. Olası tüm olumlu sonuçları göz önünde bulundurun. Hayal gücünüzü serbest bırakın. Herhangi bir durum için düşünebileceğiniz milyonlarca sebep var. İsteyerek olumlu bir yol seçtiğinizde otomatik olarak rahatlar ve içinizde kendinizi daha iyimser hissedersiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) Çok Fazla Tepki Vermemeye Özen Gösterin: </span>Sürekli bir tepkisellik hali sadece hayati durumlarda değil günlük yaşamda da fizyolojik sisteminiz üzerinde bir tehdit oluşturur; kalbiniz, damarlarınız ve tüm vücudunuzda. Aşırı tepkisellik, başka yollar için kullanabileceğiniz kaynakları kullanır. Hayattaki durumları doğru bir şekilde algılamanızın bir yolu kendinize “Bunu bir yıl sonra ne kadar önemsiyor olacağım?” diye sormak olabilir. Hatta bazı durumlarda bu soru “Bir hafta sonra bu durum ne kadar önemli olacak?” diye bile sorulabilir. Çok öfkelendirici görünen birçok şey çoğunlukla kısa sürede unutulur ve yerini kısa bir sürede unutulacak başka bir şey alır ve bu böyle gider.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) “Hayır” Demeyi Öğrenin: </span>Bu “gerçekçi” –ve sağlıklı- imkanların dışındaki şeyleri yapmaya çalışmamak için bir önlemdir. Aynı zamanda da birileri bunu sizden istedi diye gerçekçi olanın dışındakileri yapmaya çalışmamak için de bir önlem yerine geçer. Kendi sağlıklı varlığınızın yönetiminde siz varsınız. Siz kendinize dikkat etmezseniz kimse etmez –ve sadece siz- kendi kendinizi koruyabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6) “Hayır” Deyin ve Bu Tercihle İlgili Kendinizi İyi Hissedin: </span>Bazı insanlar kendilerini düşünmenin bencilce olduğuna inanırlar. Onlara çocukken fedakar ve özverili olmaları öğretilmiştir. Bunlar bu dünyanın daha da fazlasına ihtiyaç duyduğu takdir edilesi nitelikler. Fakat diğerlerinin isteklerini, kendi sağlığınızı, fiziksel ve psikolojik tehlikeye atacak kadar çok yerine getirmek dünyayı daha iyi bir yer yapmaz. Bir şeyleri diğerleri size baskı uyguladığı için yapmak hınç oluşumuna yol açar. Hınç, ilişkileri her şeyden daha çabuk yok eder. Diğerlerine sadece bunu yapacak enerji ve birikiminiz olduğu zaman yardım etmek hem onlarla ilişkinizi korur hem de sizin hayatınızı kurtarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7) Gerçekçi Beklentiler Oluşturun: </span>Mükemmeliyetçilikten ve suçluluk duygularından kaynaklan stresler, bizim yarattığımız streslerdir. Bunlar, gerçekçi olmayan beklentiler sonucu oluşurlar. Kendinize sorabileceğiniz önemli bir soru: “Kaldırabileceğimden daha fazla mı yük üstleniyorum?” Eğer cevabınız evet ise, bunu neden yaptığınızı sorgulayın. Mükemmele ulaşmaya çalışmak yerine iyi bir iş çıkarmayı kendinize hedef olarak belirleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8)  İyi Arkadaşlıklar Kurun:</span> Güvenebileceğiniz insanlarla yakın ilişkiler kurmak stresi azaltır ve duygusal tatmini yükseltir. Belirsizlik durumlarında güvenebileceğiniz insanlardan alacağınız sosyal destek size daha rahat ve güvenli bir yaşam sunacak.<br />
<br />
Ve stresle başa çıkma yeteneğinizi geliştirmeniz için son bir söz; deneyin. Diğer herhangi bir beceriyle de olduğu gibi stres yönetme becerisi de tekrarlamayla kolaylaşır ve verimliliği artar. Bu ilkeyi kullanarak denemenin, denemenin ve bir daha denemenin ne kadar gerekli olduğunu anlayabilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aile İçi İletişim]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-172.html</link>
			<pubDate>Thu, 25 Apr 2024 14:45:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-172.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Aile içi iletişim; en temel tanımı ile aile üyelerinin birbirlerine sözel ve sözel olmayan davranışları ile verdikleri tepkileri, mesajları kapsar. Bu iletişim doğru bir şekilde sağlandığında, insanlar karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlayabilir hale gelir. Bu nedenle, etkili iletişim sadece kendini ifade etmekten değil, aynı zamanda söylenenleri de dinleyebilmekten geçer.<br />
<br />
Aile içi iletişim ve ilişki, ailenin üyeleri arasında nasıl bir iletişimin ve ilişkinin bulunduğunu ifade eden bir kavramdır. Aile içi iletişim konusunda, toplum içinde en yaygın görülen yanlış inançlardan birisi aile içinde hiç bir çatışma olmaması gerektiği düşüncesidir. Oysa çatışmanın olmasından çok çatışmanın nasıl çözümlendiği daha önemlidir; çatışmanın uygun bir biçimde çözülmesi de ancak etkili iletişim becerilerinin kullanılması ile mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">AİLE İÇİNDE ETKİLİ BİR İLETİŞİM KURMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİR?</span></span><br />
<ul class="mycode_list"><li>Etkili bir iletişim kurmanın temel prensiplerinden biri aile üyelerinin birbirlerine yeterince zaman ayırması ve iletişimi sıklaştırmaktır.<br />
</li>
<li>İletişim kurmakta olduğunuz kişinin yaşını ve olgunluk düzeyini asla unutmayın. Küçük bir çocuğun sizi bir yetişkin gibi anlamasını beklemeyin. Eğer çocuğunuzla bir şeyler konuşuyorsanız, bunu mutlaka onun anlayabileceği dille yapın.<br />
</li>
<li>Çocuğu dinlememe, sürekli öğüt verme, sözünü bölme, kısa kesme gibi davranışlar çocukların ebeveynleriyle olan iletişimlerini olumsuz yönde etkiler.<br />
</li>
<li>Etkili iletişimi olumsuz yönde etkileyebilecek diğer davranışlar ise karşımızdaki kişiyi yargılamak, suçlamak, eleştirmek, sorunu ya da konuyu küçümsemek, sürekli lafını bölmek, alay etmek ya da sürekli öğüt vermektir. Konuşan bireyin derdi ya da sorunu her ne kadar çözülmesi zor olsa da, o kişiyi geçiştirip konuyu kapatmaya çalışmamak gerekir.<br />
</li>
<li>Anlaşmazlıklarda asıl önemli olan ortak bir çözüm bulabilmektir. Kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmaktansa öncelikle çözüm odaklı bir yaklaşımda bulunmamız iletişimi kuvvetlendirir.<br />
</li>
<li>Aile içi iletişimde çocuğun varlığının kabul edildiğini ona hissettirebilmek için çocuğun tüm duyguları olduğu gibi kabul edilmelidir.<br />
</li>
<li>Çocuğun kendini olumlu bir varlık olarak algılayabilmesi için yakın çevresinden kendilik değerini destekleyici tavırlar görebilmesi, sınırlarına (odasına, oyuncaklarına, kendine ayırdığı zamana) o izin vermedikçe girilmemesi, sınırlarına girilecekse izin alınması, tercihlerine saygı gösterilmesi, bedeni üzerindeki haklarına saygı gösterilmesi önemlidir.<br />
</li>
<li>Başarısızlıklarından çok başarılarına odaklanılması, istenmeyen bir davranışta bulunduğunda kişiliğinin değil davranışının eleştirilmesi gibi öğelere dikkat edilmesi gerekmektedir.<br />
</li>
</ul>
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Aile içi iletişim; en temel tanımı ile aile üyelerinin birbirlerine sözel ve sözel olmayan davranışları ile verdikleri tepkileri, mesajları kapsar. Bu iletişim doğru bir şekilde sağlandığında, insanlar karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlayabilir hale gelir. Bu nedenle, etkili iletişim sadece kendini ifade etmekten değil, aynı zamanda söylenenleri de dinleyebilmekten geçer.<br />
<br />
Aile içi iletişim ve ilişki, ailenin üyeleri arasında nasıl bir iletişimin ve ilişkinin bulunduğunu ifade eden bir kavramdır. Aile içi iletişim konusunda, toplum içinde en yaygın görülen yanlış inançlardan birisi aile içinde hiç bir çatışma olmaması gerektiği düşüncesidir. Oysa çatışmanın olmasından çok çatışmanın nasıl çözümlendiği daha önemlidir; çatışmanın uygun bir biçimde çözülmesi de ancak etkili iletişim becerilerinin kullanılması ile mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">AİLE İÇİNDE ETKİLİ BİR İLETİŞİM KURMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİR?</span></span><br />
<ul class="mycode_list"><li>Etkili bir iletişim kurmanın temel prensiplerinden biri aile üyelerinin birbirlerine yeterince zaman ayırması ve iletişimi sıklaştırmaktır.<br />
</li>
<li>İletişim kurmakta olduğunuz kişinin yaşını ve olgunluk düzeyini asla unutmayın. Küçük bir çocuğun sizi bir yetişkin gibi anlamasını beklemeyin. Eğer çocuğunuzla bir şeyler konuşuyorsanız, bunu mutlaka onun anlayabileceği dille yapın.<br />
</li>
<li>Çocuğu dinlememe, sürekli öğüt verme, sözünü bölme, kısa kesme gibi davranışlar çocukların ebeveynleriyle olan iletişimlerini olumsuz yönde etkiler.<br />
</li>
<li>Etkili iletişimi olumsuz yönde etkileyebilecek diğer davranışlar ise karşımızdaki kişiyi yargılamak, suçlamak, eleştirmek, sorunu ya da konuyu küçümsemek, sürekli lafını bölmek, alay etmek ya da sürekli öğüt vermektir. Konuşan bireyin derdi ya da sorunu her ne kadar çözülmesi zor olsa da, o kişiyi geçiştirip konuyu kapatmaya çalışmamak gerekir.<br />
</li>
<li>Anlaşmazlıklarda asıl önemli olan ortak bir çözüm bulabilmektir. Kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmaktansa öncelikle çözüm odaklı bir yaklaşımda bulunmamız iletişimi kuvvetlendirir.<br />
</li>
<li>Aile içi iletişimde çocuğun varlığının kabul edildiğini ona hissettirebilmek için çocuğun tüm duyguları olduğu gibi kabul edilmelidir.<br />
</li>
<li>Çocuğun kendini olumlu bir varlık olarak algılayabilmesi için yakın çevresinden kendilik değerini destekleyici tavırlar görebilmesi, sınırlarına (odasına, oyuncaklarına, kendine ayırdığı zamana) o izin vermedikçe girilmemesi, sınırlarına girilecekse izin alınması, tercihlerine saygı gösterilmesi, bedeni üzerindeki haklarına saygı gösterilmesi önemlidir.<br />
</li>
<li>Başarısızlıklarından çok başarılarına odaklanılması, istenmeyen bir davranışta bulunduğunda kişiliğinin değil davranışının eleştirilmesi gibi öğelere dikkat edilmesi gerekmektedir.<br />
</li>
</ul>
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bahar Depresyonu]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-91.html</link>
			<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 08:15:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-91.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bahar Depresyonu</b></span></div>
Havaların ısınmaya başlaması ve kıştan bahara geçiş dönemi, yanında bahar yorgunluğunu da birlikte getirmektedir.<br />
<br />
Bahar yorgunluğu her kişide az ya da çok görülmekle birlikte, kişinin yaşam tarzı, kişiliği, moral durumu gibi etkenler bahar yorgunluğunu hafif ya da ağır geçirmesinin belirleyicisi olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar yorgunluğu ve depresyonu nedir?</span><br />
Bahar yorgunluğu sıklıkla bahar depresyonunun bir parçası olarak karşımıza çıkar. Bahar depresyonu bir duygudurum bozukluğudur, mevsimsel özellikler taşıyan bir depresyondur. Strese ve üzüntüye neden olacak bir durum olmadığı halde, bazı mevsimlerde depresif durum görülmektedir.<br />
<br />
Bahar depresyonu, mevsimsellik göstermesi dışında genel olarak diğer depresyonlara benzer belirtiler taşıyan bir hastalıktır. Kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynarlar. Biyolojik saatin bozulması ile kişi depresyona daha açık hale gelir. Açık güneşli havalarda daha neşeli, kapalı, bulutlu havalarda cansız ve melankolik olan kişilerde çoğu zaman altta yatan mekanizma biyolojik saatteki aksamalardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonu en çok kimlerde görülür? </span><br />
<br />
Genetik olarak depresyona yatkınlığı olan ve geçmişte depresyon hikayesi olan kişilerde baharda depresyona daha sık rastlanır. Dışa dönük, iletişimi güçlü olan kişilerde mevsimsel depresyon nadir olarak ortaya çıkarken, içe dönük iletişimi zayıf kişilerde daha sık görülür. Ayrıca mükemmeliyetçi kişiler de esneklik gösteremedikleri için beklentilerinin altında kalan performanslarda daha sık depresif belirtiler yaşayabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonunun belirtileri nelerdir?</span><br />
- Halsizlik, enerji kaybı ya da günlük işlere karşı ilgide azalma, performansta düşüş,<br />
- Sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular,<br />
- İştah ve uyku düzeninde bozulma,<br />
- Konsantrasyonda azalma, unutkanlık; karar vermekte güçlük,<br />
- Cinsel istekte azalma,<br />
- Umutsuzluk, çökkünlük, suçluluk, değersizlik duyguları,<br />
- Üzgün ve boşlukta hissetme,<br />
- Aşırı hareketlilik veya uyuşukluk,<br />
- Uzun süreli, tedaviye yanıt vermeyen bedensel şikayetler ve ağrılar<br />
bahar depresyonunun belirtilerindendir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonuyla başa çıkma yöntemleri nelerdir?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli uyku:</span> Yapılan araştırmalar sağlıklı bir uyku için televizyon, bilgisayar ve telefondan uzak durulması gerektiğini, sessiz bir odada kitap okumanın uykuya dalmada önemli olduğuna işaret etmektedir. Erken yatıp erken kalkmak ve her gün aynı saatte uyumak, yorgunluk ve stresi azaltacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dengeli beslenme:</span> Öncelikle mevsime uygun sebze ve meyveler tüketmek hem ruh hem de beden sağlığına iyi gelir. İşlenmiş hazır gıdalardan uzak durmak önemlidir. Yapılan araştırmalar; omega 3’ten zengin ceviz, semizotu, balık gibi besinlerin tüketilmesinin, mevsimsel depresyonu önlemede yararlı olduğunu kanıtlamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareket ve egzersiz:</span> Spor ya da açık havada her gün yarım saat yürüyüş yapmak mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salınımını artırır. Serotonin, eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Spora veya yürüyüş yapmaya ekstra vakit ayıramıyorsanız, alışverişe, işe yürüyerek gidebilir ve asansör kullanmak yerine 2-3 katı yürüyerek çıkabilirsiniz.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bahar yorgunluğunu nasıl atabiliriz?</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">On Altın Kural:</span><br />
1. Pozitif düşünce, inanç ve kararlılık.<br />
2. Doğanın kanunlarına ve genel haline uyum gösterme, doğanın önemli bir parçası bilinciyle hareket etmek.<br />
3. Dengeli, düzenli beslenme <br />
4. Düzenli egzersiz, hareketlilik.<br />
5. Bahar gelmeden önce baharla ilgili önemli planlar yapmak, hedefler koymak bu amaçla arkadaş grupları oluşturmak.<br />
6. Tembel, miskin, bezgin, mutsuz ve bağımlılık davranışları olan arkadaşlardan uzak durmak.<br />
7. Mizahla ilgilenmek<br />
8. Aile değerlerini önemsemek ve iyi bir aile ortamı oluşturmak.<br />
9. Hangi işte olursa olsun işini önemsemek; işin hakkını vermek.<br />
10. Temel insani değerlere sahip olma, kişilikli, nitelikli insan olmak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bahar Depresyonu</b></span></div>
Havaların ısınmaya başlaması ve kıştan bahara geçiş dönemi, yanında bahar yorgunluğunu da birlikte getirmektedir.<br />
<br />
Bahar yorgunluğu her kişide az ya da çok görülmekle birlikte, kişinin yaşam tarzı, kişiliği, moral durumu gibi etkenler bahar yorgunluğunu hafif ya da ağır geçirmesinin belirleyicisi olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar yorgunluğu ve depresyonu nedir?</span><br />
Bahar yorgunluğu sıklıkla bahar depresyonunun bir parçası olarak karşımıza çıkar. Bahar depresyonu bir duygudurum bozukluğudur, mevsimsel özellikler taşıyan bir depresyondur. Strese ve üzüntüye neden olacak bir durum olmadığı halde, bazı mevsimlerde depresif durum görülmektedir.<br />
<br />
Bahar depresyonu, mevsimsellik göstermesi dışında genel olarak diğer depresyonlara benzer belirtiler taşıyan bir hastalıktır. Kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynarlar. Biyolojik saatin bozulması ile kişi depresyona daha açık hale gelir. Açık güneşli havalarda daha neşeli, kapalı, bulutlu havalarda cansız ve melankolik olan kişilerde çoğu zaman altta yatan mekanizma biyolojik saatteki aksamalardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonu en çok kimlerde görülür? </span><br />
<br />
Genetik olarak depresyona yatkınlığı olan ve geçmişte depresyon hikayesi olan kişilerde baharda depresyona daha sık rastlanır. Dışa dönük, iletişimi güçlü olan kişilerde mevsimsel depresyon nadir olarak ortaya çıkarken, içe dönük iletişimi zayıf kişilerde daha sık görülür. Ayrıca mükemmeliyetçi kişiler de esneklik gösteremedikleri için beklentilerinin altında kalan performanslarda daha sık depresif belirtiler yaşayabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonunun belirtileri nelerdir?</span><br />
- Halsizlik, enerji kaybı ya da günlük işlere karşı ilgide azalma, performansta düşüş,<br />
- Sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular,<br />
- İştah ve uyku düzeninde bozulma,<br />
- Konsantrasyonda azalma, unutkanlık; karar vermekte güçlük,<br />
- Cinsel istekte azalma,<br />
- Umutsuzluk, çökkünlük, suçluluk, değersizlik duyguları,<br />
- Üzgün ve boşlukta hissetme,<br />
- Aşırı hareketlilik veya uyuşukluk,<br />
- Uzun süreli, tedaviye yanıt vermeyen bedensel şikayetler ve ağrılar<br />
bahar depresyonunun belirtilerindendir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahar depresyonuyla başa çıkma yöntemleri nelerdir?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzenli uyku:</span> Yapılan araştırmalar sağlıklı bir uyku için televizyon, bilgisayar ve telefondan uzak durulması gerektiğini, sessiz bir odada kitap okumanın uykuya dalmada önemli olduğuna işaret etmektedir. Erken yatıp erken kalkmak ve her gün aynı saatte uyumak, yorgunluk ve stresi azaltacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dengeli beslenme:</span> Öncelikle mevsime uygun sebze ve meyveler tüketmek hem ruh hem de beden sağlığına iyi gelir. İşlenmiş hazır gıdalardan uzak durmak önemlidir. Yapılan araştırmalar; omega 3’ten zengin ceviz, semizotu, balık gibi besinlerin tüketilmesinin, mevsimsel depresyonu önlemede yararlı olduğunu kanıtlamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareket ve egzersiz:</span> Spor ya da açık havada her gün yarım saat yürüyüş yapmak mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salınımını artırır. Serotonin, eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Spora veya yürüyüş yapmaya ekstra vakit ayıramıyorsanız, alışverişe, işe yürüyerek gidebilir ve asansör kullanmak yerine 2-3 katı yürüyerek çıkabilirsiniz.<br />
<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bahar yorgunluğunu nasıl atabiliriz?</b></span></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">On Altın Kural:</span><br />
1. Pozitif düşünce, inanç ve kararlılık.<br />
2. Doğanın kanunlarına ve genel haline uyum gösterme, doğanın önemli bir parçası bilinciyle hareket etmek.<br />
3. Dengeli, düzenli beslenme <br />
4. Düzenli egzersiz, hareketlilik.<br />
5. Bahar gelmeden önce baharla ilgili önemli planlar yapmak, hedefler koymak bu amaçla arkadaş grupları oluşturmak.<br />
6. Tembel, miskin, bezgin, mutsuz ve bağımlılık davranışları olan arkadaşlardan uzak durmak.<br />
7. Mizahla ilgilenmek<br />
8. Aile değerlerini önemsemek ve iyi bir aile ortamı oluşturmak.<br />
9. Hangi işte olursa olsun işini önemsemek; işin hakkını vermek.<br />
10. Temel insani değerlere sahip olma, kişilikli, nitelikli insan olmak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk Gelişim Dönemleri]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-87.html</link>
			<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:18:23 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-87.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Çocuk Gelişim Dönemleri</b></span></div>
<br />
Gelişim dönemlerindeki yaşlar, değişik kaynaklara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak doğumdan sonraki ilk 2 yıl bebeklik dönemi, 3-6 yaş arası ilk çocukluk (oyun) dönemi, 7-11 yaş arası ikinci çocukluk (ilkokul) dönemi, 12-18 yaş arası ergenlik dönemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebeklik Dönemi (0-2 Yaş)</span><br />
<br />
Bebeklik dönemi, çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdir. Bu dönemdeki çocuklar bedensel gelişimlerinin bir uzantısı olarak kendi başlarına hareket edebilmek, yürümeyi öğrenmek durumundadır. Böylelikle bebek, anneye bağımlı olmaktan kurtulur ve dünyayı keşfe çıkabilir. Yürümeyi öğrenme, 9 ay civarında ayakta durma çalışmalarıyla başlar ve 2 yaş civarında yürümede ustalaşma biçimini alır. Kemiklerdeki en hızlı gelişme, yaşamın ilk yılı içinde görülür. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşme ortaya çıkar. Bebek dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde bebek alıcıdır. Duyduğu, gördüğü, dokunduğu her şeyden duyumlar alır. Algılar edinir ve bunları biriktirerek belleğine yerleştirir. Zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Yaşamın ilk aylarında bebek, her açıdan annesine bağımlıdır. Bebek dünyaya geldiğinde dişleri yoktur, bu yüzden anne sütü ile beslenir. İlk yıl içinde dişlerinin çıkmaya başlamasıyla birlikte katı yiyecekleri yemeyi öğrenir. Böylece anne sütünün yerini diğer yiyecekler almaya başlar.<br />
<br />
Bu dönemde bebeğin kazandığı bir diğer davranış, konuşmaktır. Doğuşta sadece bakışlarıyla iletişim kurabilen bebek, agulama ile başlayan dil gelişimini iki yıl içinde üç kelimelik cümlelere dönüştürebilir. Dili, 3 yaşında iletişim için oldukça usta bir şekilde kullanabilir. <br />
<br />
Bu dönemde bebeğin kazandığı bir diğer davranış da tuvalet eğitimi yoluyla dışkı kontrolüdür. Bebek doğduğunda dışkısını denetleyemez hatta ilk yıl içinde rahat dışkılaması, ruh sağlığının bir göstergesi sayılır. Ancak 2 yaşına doğru biyolojik gelişime paralel olarak kaslarına hakim olabilir ve dışkısını kontrol etmesi beklenir. <br />
<br />
Çocuk 3 yaş civarında cinsiyetini öğrenir. Kız ve erkek kelimelerinin ne olduğunu anlar. Bu algılama kızların uzun saçlı, erkeklerin bıyıklı olması şeklindedir.  Çocuğun bedensel gelişimi ve davranışlarında görülen ilerleme, zihinsel gelişiminin de en iyi göstergesidir. Kavram gelişiminin de temelleri bu dönemde atılır. Çocuk dış dünya ile etkileşimde bulunmalı ve bununla ilgili tanım ve kavramları edinmelidir. Zihin gelişimi, eğitim ile doğru orantılıdır. Annenin gösterdiği ilgi, oynamak için kullandığı oyuncaklar, yaşadığı çevredeki çeşitli uyaranlar, çocuğun zihinsel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Çocuk bu dönemde yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır, zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir ve sağlıklı bir gelişim gösterebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Çocukluk (Oyun) Dönemi (3-6 Yaş) </span><br />
<br />
Okul öncesi yılları içine alan ilk çocukluk dönemi, çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda büyümeye devam etmektedir, kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk bu dönemde sosyalleşmeye başlamıştır. Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantriktir yani ben merkezcidir. Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır.<br />
<br />
Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. <br />
<br />
Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlaki yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanının büyük bir bölümünü oyun oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim, oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi, zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk, okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Çocukluk (İlkokul) Dönemi (7-11 Yaş) </span><br />
<br />
Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha iç içe olduğu bir dönemdir. Bu dönemin başlangıcı, ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması olduğu için son derece önemlidir. Çocukta bu dönemde,<br />
mantıklı düşünme başlar,<br />
ben merkezcilik azalır, <br />
yaşıtları önem kazanır, <br />
bellek ve dil becerileri artar,<br />
bilişsel becerileri artar,<br />
fiziksel gelişme durağanlaşmıştır,<br />
benlik kavramı gelişimi, benlik yapısını geliştirir,<br />
güç ve sportif beceriler artar.<br />
<br />
Çocuk, okul hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar. Bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkesinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.<br />
<br />
Çocukta zihinsel gelişim, soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması, bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.<br />
<br />
Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.<br />
<br />
İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama, 10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür. Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir bedene bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genelde iyidir. Önceleri çok hastalanan çocukların sağlık durumu bu dönemde daha iyi hale gelmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ergenlik Dönemi (12-18 Yaş) </span><br />
<br />
Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyaç vardır. Genellikle ergenlik dönemi ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkinlik çağına özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek en önemli kavram ergenlik sivilceleridir. Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikmektedir. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır. Bu dönemde,<br />
fiziksel değişim hızlıdır,<br />
üreme olgunluğu oluşmaya başlar,<br />
kimlik arayışı ön plandadır,<br />
soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir,<br />
ben merkezcilik vardır.<br />
<br />
Ergenlik dönemi genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır. Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir. Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.<br />
<br />
Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç, bu dönemden ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.<br />
<br />
Ergenlik dönemi oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir mücadele halindedir. Kimileri bu dönemi oldukça zor geçirirken kimileri de daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne baba; ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Çocuk Gelişim Dönemleri</b></span></div>
<br />
Gelişim dönemlerindeki yaşlar, değişik kaynaklara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak doğumdan sonraki ilk 2 yıl bebeklik dönemi, 3-6 yaş arası ilk çocukluk (oyun) dönemi, 7-11 yaş arası ikinci çocukluk (ilkokul) dönemi, 12-18 yaş arası ergenlik dönemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bebeklik Dönemi (0-2 Yaş)</span><br />
<br />
Bebeklik dönemi, çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdir. Bu dönemdeki çocuklar bedensel gelişimlerinin bir uzantısı olarak kendi başlarına hareket edebilmek, yürümeyi öğrenmek durumundadır. Böylelikle bebek, anneye bağımlı olmaktan kurtulur ve dünyayı keşfe çıkabilir. Yürümeyi öğrenme, 9 ay civarında ayakta durma çalışmalarıyla başlar ve 2 yaş civarında yürümede ustalaşma biçimini alır. Kemiklerdeki en hızlı gelişme, yaşamın ilk yılı içinde görülür. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşme ortaya çıkar. Bebek dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde bebek alıcıdır. Duyduğu, gördüğü, dokunduğu her şeyden duyumlar alır. Algılar edinir ve bunları biriktirerek belleğine yerleştirir. Zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Yaşamın ilk aylarında bebek, her açıdan annesine bağımlıdır. Bebek dünyaya geldiğinde dişleri yoktur, bu yüzden anne sütü ile beslenir. İlk yıl içinde dişlerinin çıkmaya başlamasıyla birlikte katı yiyecekleri yemeyi öğrenir. Böylece anne sütünün yerini diğer yiyecekler almaya başlar.<br />
<br />
Bu dönemde bebeğin kazandığı bir diğer davranış, konuşmaktır. Doğuşta sadece bakışlarıyla iletişim kurabilen bebek, agulama ile başlayan dil gelişimini iki yıl içinde üç kelimelik cümlelere dönüştürebilir. Dili, 3 yaşında iletişim için oldukça usta bir şekilde kullanabilir. <br />
<br />
Bu dönemde bebeğin kazandığı bir diğer davranış da tuvalet eğitimi yoluyla dışkı kontrolüdür. Bebek doğduğunda dışkısını denetleyemez hatta ilk yıl içinde rahat dışkılaması, ruh sağlığının bir göstergesi sayılır. Ancak 2 yaşına doğru biyolojik gelişime paralel olarak kaslarına hakim olabilir ve dışkısını kontrol etmesi beklenir. <br />
<br />
Çocuk 3 yaş civarında cinsiyetini öğrenir. Kız ve erkek kelimelerinin ne olduğunu anlar. Bu algılama kızların uzun saçlı, erkeklerin bıyıklı olması şeklindedir.  Çocuğun bedensel gelişimi ve davranışlarında görülen ilerleme, zihinsel gelişiminin de en iyi göstergesidir. Kavram gelişiminin de temelleri bu dönemde atılır. Çocuk dış dünya ile etkileşimde bulunmalı ve bununla ilgili tanım ve kavramları edinmelidir. Zihin gelişimi, eğitim ile doğru orantılıdır. Annenin gösterdiği ilgi, oynamak için kullandığı oyuncaklar, yaşadığı çevredeki çeşitli uyaranlar, çocuğun zihinsel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Çocuk bu dönemde yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır, zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir ve sağlıklı bir gelişim gösterebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Çocukluk (Oyun) Dönemi (3-6 Yaş) </span><br />
<br />
Okul öncesi yılları içine alan ilk çocukluk dönemi, çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda büyümeye devam etmektedir, kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk bu dönemde sosyalleşmeye başlamıştır. Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantriktir yani ben merkezcidir. Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır.<br />
<br />
Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. <br />
<br />
Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlaki yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanının büyük bir bölümünü oyun oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim, oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi, zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk, okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Çocukluk (İlkokul) Dönemi (7-11 Yaş) </span><br />
<br />
Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha iç içe olduğu bir dönemdir. Bu dönemin başlangıcı, ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması olduğu için son derece önemlidir. Çocukta bu dönemde,<br />
mantıklı düşünme başlar,<br />
ben merkezcilik azalır, <br />
yaşıtları önem kazanır, <br />
bellek ve dil becerileri artar,<br />
bilişsel becerileri artar,<br />
fiziksel gelişme durağanlaşmıştır,<br />
benlik kavramı gelişimi, benlik yapısını geliştirir,<br />
güç ve sportif beceriler artar.<br />
<br />
Çocuk, okul hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar. Bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkesinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.<br />
<br />
Çocukta zihinsel gelişim, soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması, bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.<br />
<br />
Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.<br />
<br />
İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama, 10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür. Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir bedene bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genelde iyidir. Önceleri çok hastalanan çocukların sağlık durumu bu dönemde daha iyi hale gelmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ergenlik Dönemi (12-18 Yaş) </span><br />
<br />
Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyaç vardır. Genellikle ergenlik dönemi ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkinlik çağına özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek en önemli kavram ergenlik sivilceleridir. Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikmektedir. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır. Bu dönemde,<br />
fiziksel değişim hızlıdır,<br />
üreme olgunluğu oluşmaya başlar,<br />
kimlik arayışı ön plandadır,<br />
soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir,<br />
ben merkezcilik vardır.<br />
<br />
Ergenlik dönemi genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır. Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir. Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.<br />
<br />
Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç, bu dönemden ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.<br />
<br />
Ergenlik dönemi oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir mücadele halindedir. Kimileri bu dönemi oldukça zor geçirirken kimileri de daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne baba; ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir.</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bipolar Bozukluk Nedir?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-86.html</link>
			<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 11:04:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-86.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bipolar Bozukluk Nedir?</b></span></div>
Bipolar bozukluk diğer bir adıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manik-depresif bozukluk</span> kişinin ruh hali, enerjisi, konsantrasyonu ve günlük yapılan aktivitelerini yerine getirme becerisini etkileyen bir psikolojik-psikiyatrik bir rahatsızlıktır.<br />
Bipolar bozukluk, kişinin bir anda kendini çok iyi hissederken, bir süre sonra içine kapanık bir hale gelmesine neden olabilir. Bipolar bozukluk, kişinin manik depresyon tanımına da uyan ruh hallerine bürünmesine sebep olabilir. Bu nedenle hastalığa tanı konma aşamasında, psikologlar tarafından yapılacak değerlendirme büyük önem arz etmektedir.<br />
Bipoların en belirgin özelliği kişinin ruh halinin uçlarda olmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> en yüksek seviyedeyken kişi hiperaktif bir ruh haline bürünür ve kendini çok mutlu hisseder. Fakat depresyon haline büründüğünde ise dış dünyaya kendini kapatabilir ve hatta intihar eğilimi gösterebilir.<br />
Bipolar bozuklukta duygu durum atakları ileri seviyede değilse eğer yılda birkaç defa meydana gelebilir. Çoğu insan duygu durum bozukluklarını fark edebilirken, ileri seviye bipolar bozukluğu yaşayanların bu durumu kendi kendine fark etmesi zordur.<br />
Bipolar bozukluk genetik aktarımla geçebileceği gibi, sonradan travmalar bağlı olarak da gelişebilmektedir. Depresyondan şikayetiyle doktora giden kişilerin birçoğu gerçekte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar bozukluk</span> yaşar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğun</span> kesin nedeni bilinmemektedir fakat bir kişinin bipolar tanısı alabilmesi için birçok durumun bir arada geliştiği faktörler olduğu belirtiliyor. Bu faktörler arasında; beyindeki kimyasal dengesizlikler, genetik aktarım ve tetikleyici faktörler yer almaktadır.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Beyindeki kimyasal dengesizlik</b></span></div>
Bipolar bozukluğun, beyindeki kimyasal dengesizliklerin sonucu gelişebilir. Beynin fonksiyonlarını kontrol eden kimyasallara nörotransmiterler denir. Bir veya daha fazla nörotransmiterde bir dengesizlik varsa, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar bozukluk</span> semptomları gelişebilir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Genetik</b></span></div>
Bipolar bozukluğun, genetiğe bağlı olduğu durumlarda vardır. Ailedeki birinci derece akrabalardan genetik aktarım sonucu kazanım yaşanabiliyor. Anne, baba veya kardeşte bipolar bozukluk olanların doktor kontrolüne gitmesi önerilmektedir. Bununla birlikte, bipolar bozukluktan tek bir gen sorumlu değildir. Bunun yerine, bazı genetik ve çevresel faktörlerin tetikleyici gibi davrandığı düşünülmektedir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Tetikleyici unsurlar</b></span></div>
Stresli durumlar veya yaşanan travmalar genellikle bipolar bozukluğu tetikleyici unsurlar arasında yer almaktadır.  Bunlar; bir ilişkinin bitişi, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar, yakın bir aile üyesinin ya da çok sevilen birinin ölümü veya beyin travmaları da bipolar bozukluğu tetikleyebilir.<br />
Bu tür yaşam değiştirici olaylar, bir insanın hayatında herhangi bir zamanda depresyon dönemlerine neden olabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> aşırı uç bir durumdur. Bipolar bozukluğa sahip olan bir kişi, mani aşamada olduğunun farkına varamayabilir. Mani dönem geçtikten sonra davranışlarını sorgulama aşaması ortaya çıkmaktadır. Birçok bipolar hastası çevresindeki kişilerin uyarıları ile hastalığı fark edebilirler.<br />
İleri bipolar bozukluğu teşhisi alan bazı kişiler, diğer hastalara göre daha sık ve şiddetli dönemler geçirebilirler. Bu durum kişinin iş hayatını, arkadaşlık, aile ve özel ilişkilerini etkileyebilir.<br />
Bipolar bozukluğu olan kişiler mani ve depresyon dönemlerinde orada olmayan şeyleri görme, duyma veya koklama gibi garip duygular yani halüsinasyonlar yaşayabilirler. Ayrıca diğer insanlara mantıksız görünen şeylere (sanrılara) inanabilirler.<br />
Bu tip semptomlar tıpta psikoz veya psikotik atak olarak bilinir. Bipolar semptomları kişinin ruh halinde ya da davranışlarında öngörülemeyen değişikliklere neden olabilir ve bu durumda kişinin yaşamında ciddi zorluklar yaşamasına neden olabilir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bipolar bozukluğun belirtileri ise; </b></span></div>
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mani dönemde; </span></span><br />
Aşırı neşe<br />
Olayların merkezinde olma duygusu<br />
Hiperaktivite<br />
Geçmişe oranla daha az uyku<br />
Cinsel dürtülerde artış<br />
Aşırı özgüven<br />
Odaklanmada güçlük yaşama<br />
Halüsinasyon görme<br />
Hızlı konuşma<br />
Yaratıcılık<br />
Alkol ve uyuşturucu kullanımı<br />
Sabırsızlık<br />
Sürekli para harcama<br />
Huzursuzluk gibi duyguların uç noktada yaşanmasıdır. <br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Depresif dönemde; </span></span><br />
Uzun süre uyuma isteği<br />
Yorgunluk<br />
Keyifsizlik<br />
Olaylara konsantre olmada zorluk çekme<br />
Suçluluk hissetme<br />
Umutsuzluk hali<br />
Sürekli kuşku duyma<br />
İştahsızlık<br />
Sanrılar görme<br />
Uyumada zorluk çekme<br />
Çevresindeki insanlarla sürekli tartışma hali<br />
Azalan cinsel istek<br />
İntihar düşünceleri<br />
Günlük işleri yerine getirememe şeklinde görülür.<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karma dönemde ise</span></span> her iki atağa ait belirtilerinde sıklıkla görüldüğü bir dönemdir. Kişi çok mutlu bir ruh hali içerisindeyken, belirli bir süre sonra kendinden şüphelenibilecek duruma gelebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozuklukta tanı</span> sıklıkla aile öyküsü alındıktan sonra klinik izlenimle konulabilir. İlk atağın çeşidi bipolar bozukluğu belirleyici unsurların başında yer alır. Eğer ilk atak depresifse bu hastalığın bipolar olup olmadığını anlamak durumu zorlaştırabilir.<br />
Bir hastaya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar tanısının</span> net olarak konulması için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manik ve depresif atakların</span> gözlemlenmesi gereklidir. Bipolar bozukluğun tanı olarak karmaşa yarattığı durumlar olabilir. Kişide alkol veya madde bağımlılığı gibi problemler varsa tanı koymak zorlaşabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> kendi grubunda yer alan diğer hastalıklarla karıştırılabileceği için buradaki en önemli faktör hastanın atak dönemlerinin gözlemlenmesidir. Psikiyatr tarafından hastanın mani veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hipomani</span> durumunda kendine zarar verici düşüncelere kapılıp kapılmadığı, ailede bipolar bozukluğa sahip başka bir birey olup olmadığı gibi sorularla sorulur.<br />
Hekim tarafından hastanın aşırı aktif tiroide sahip olma durumu da göz önünde bulundurularak çeşitli testler istenebilir. Yine beyindeki fonksiyonları gözlemlemek için MR ya da diğer görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğun tedavi</span> süreci hastanın hekimle olan iş birliği ve aile yakınlarının tedavi sürecindeki destekleri oldukça önemlidir. Atakların ciddi bir bölümünde hasta ne hissettiğini, ne yaşadığını ve kendisinde ne tür değişikliklerin meydana geldiğini fark edemeyebilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğa</span> sahip bir hasta ileri seviyelere kadar kendi durumundaki değişiklikleri gözlemleyemeyebilir.<br />
Depresif dönemde hasta mutsuzluğundan, hayattan keyif alamamakta sürekli olarak yakınabilir ve hasta bunu anlayamayabilir. Fakat mani dönemde ise sıklıkla çevre tarafından fark edilen bir dönemdir. Bu dönemde atak dönemleri oldukça önemlidir.<br />
Atak dönemlerinde hasta eğer depresif bir dönemdeyse genellikle antidepresanlarla duygu – durum düzenleyici ilaç tedavisi yapılır. Manik dönemde ise eğer psikotik belirtiler eşlik ediyorsa antipsikotiklerden faydalanılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk atakların</span> dışında kişinin normal hayatını sürdürebildiği bir hastalıktır. Tedavi süreci sadece ataklar geldiği zaman değil, atakların oluşmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Duygu durum dengeleyici ilaçlar bu açıdan oldukça önemlidir.<br />
Bipolar bozukluğa sahip hastalar bir süre sonra kendilerini iyi hissettikleri için ilaç kullanımını bırakmak isteyebilirler. Burada hasta yakınlarının, hastaya yaklaşımı oldukça önemlidir. Hastanın ilaç kullanımını destekleyici söylemlerde ve özellikle hastalığın atakları açısında aile yakınlarının farkındalığının yüksek olması oldukça önemlidir.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bipolar Bozukluk Nedir?</b></span></div>
Bipolar bozukluk diğer bir adıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manik-depresif bozukluk</span> kişinin ruh hali, enerjisi, konsantrasyonu ve günlük yapılan aktivitelerini yerine getirme becerisini etkileyen bir psikolojik-psikiyatrik bir rahatsızlıktır.<br />
Bipolar bozukluk, kişinin bir anda kendini çok iyi hissederken, bir süre sonra içine kapanık bir hale gelmesine neden olabilir. Bipolar bozukluk, kişinin manik depresyon tanımına da uyan ruh hallerine bürünmesine sebep olabilir. Bu nedenle hastalığa tanı konma aşamasında, psikologlar tarafından yapılacak değerlendirme büyük önem arz etmektedir.<br />
Bipoların en belirgin özelliği kişinin ruh halinin uçlarda olmasıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> en yüksek seviyedeyken kişi hiperaktif bir ruh haline bürünür ve kendini çok mutlu hisseder. Fakat depresyon haline büründüğünde ise dış dünyaya kendini kapatabilir ve hatta intihar eğilimi gösterebilir.<br />
Bipolar bozuklukta duygu durum atakları ileri seviyede değilse eğer yılda birkaç defa meydana gelebilir. Çoğu insan duygu durum bozukluklarını fark edebilirken, ileri seviye bipolar bozukluğu yaşayanların bu durumu kendi kendine fark etmesi zordur.<br />
Bipolar bozukluk genetik aktarımla geçebileceği gibi, sonradan travmalar bağlı olarak da gelişebilmektedir. Depresyondan şikayetiyle doktora giden kişilerin birçoğu gerçekte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar bozukluk</span> yaşar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğun</span> kesin nedeni bilinmemektedir fakat bir kişinin bipolar tanısı alabilmesi için birçok durumun bir arada geliştiği faktörler olduğu belirtiliyor. Bu faktörler arasında; beyindeki kimyasal dengesizlikler, genetik aktarım ve tetikleyici faktörler yer almaktadır.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Beyindeki kimyasal dengesizlik</b></span></div>
Bipolar bozukluğun, beyindeki kimyasal dengesizliklerin sonucu gelişebilir. Beynin fonksiyonlarını kontrol eden kimyasallara nörotransmiterler denir. Bir veya daha fazla nörotransmiterde bir dengesizlik varsa, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar bozukluk</span> semptomları gelişebilir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Genetik</b></span></div>
Bipolar bozukluğun, genetiğe bağlı olduğu durumlarda vardır. Ailedeki birinci derece akrabalardan genetik aktarım sonucu kazanım yaşanabiliyor. Anne, baba veya kardeşte bipolar bozukluk olanların doktor kontrolüne gitmesi önerilmektedir. Bununla birlikte, bipolar bozukluktan tek bir gen sorumlu değildir. Bunun yerine, bazı genetik ve çevresel faktörlerin tetikleyici gibi davrandığı düşünülmektedir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Tetikleyici unsurlar</b></span></div>
Stresli durumlar veya yaşanan travmalar genellikle bipolar bozukluğu tetikleyici unsurlar arasında yer almaktadır.  Bunlar; bir ilişkinin bitişi, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar, yakın bir aile üyesinin ya da çok sevilen birinin ölümü veya beyin travmaları da bipolar bozukluğu tetikleyebilir.<br />
Bu tür yaşam değiştirici olaylar, bir insanın hayatında herhangi bir zamanda depresyon dönemlerine neden olabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> aşırı uç bir durumdur. Bipolar bozukluğa sahip olan bir kişi, mani aşamada olduğunun farkına varamayabilir. Mani dönem geçtikten sonra davranışlarını sorgulama aşaması ortaya çıkmaktadır. Birçok bipolar hastası çevresindeki kişilerin uyarıları ile hastalığı fark edebilirler.<br />
İleri bipolar bozukluğu teşhisi alan bazı kişiler, diğer hastalara göre daha sık ve şiddetli dönemler geçirebilirler. Bu durum kişinin iş hayatını, arkadaşlık, aile ve özel ilişkilerini etkileyebilir.<br />
Bipolar bozukluğu olan kişiler mani ve depresyon dönemlerinde orada olmayan şeyleri görme, duyma veya koklama gibi garip duygular yani halüsinasyonlar yaşayabilirler. Ayrıca diğer insanlara mantıksız görünen şeylere (sanrılara) inanabilirler.<br />
Bu tip semptomlar tıpta psikoz veya psikotik atak olarak bilinir. Bipolar semptomları kişinin ruh halinde ya da davranışlarında öngörülemeyen değişikliklere neden olabilir ve bu durumda kişinin yaşamında ciddi zorluklar yaşamasına neden olabilir.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Bipolar bozukluğun belirtileri ise; </b></span></div>
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mani dönemde; </span></span><br />
Aşırı neşe<br />
Olayların merkezinde olma duygusu<br />
Hiperaktivite<br />
Geçmişe oranla daha az uyku<br />
Cinsel dürtülerde artış<br />
Aşırı özgüven<br />
Odaklanmada güçlük yaşama<br />
Halüsinasyon görme<br />
Hızlı konuşma<br />
Yaratıcılık<br />
Alkol ve uyuşturucu kullanımı<br />
Sabırsızlık<br />
Sürekli para harcama<br />
Huzursuzluk gibi duyguların uç noktada yaşanmasıdır. <br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Depresif dönemde; </span></span><br />
Uzun süre uyuma isteği<br />
Yorgunluk<br />
Keyifsizlik<br />
Olaylara konsantre olmada zorluk çekme<br />
Suçluluk hissetme<br />
Umutsuzluk hali<br />
Sürekli kuşku duyma<br />
İştahsızlık<br />
Sanrılar görme<br />
Uyumada zorluk çekme<br />
Çevresindeki insanlarla sürekli tartışma hali<br />
Azalan cinsel istek<br />
İntihar düşünceleri<br />
Günlük işleri yerine getirememe şeklinde görülür.<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karma dönemde ise</span></span> her iki atağa ait belirtilerinde sıklıkla görüldüğü bir dönemdir. Kişi çok mutlu bir ruh hali içerisindeyken, belirli bir süre sonra kendinden şüphelenibilecek duruma gelebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozuklukta tanı</span> sıklıkla aile öyküsü alındıktan sonra klinik izlenimle konulabilir. İlk atağın çeşidi bipolar bozukluğu belirleyici unsurların başında yer alır. Eğer ilk atak depresifse bu hastalığın bipolar olup olmadığını anlamak durumu zorlaştırabilir.<br />
Bir hastaya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bipolar tanısının</span> net olarak konulması için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manik ve depresif atakların</span> gözlemlenmesi gereklidir. Bipolar bozukluğun tanı olarak karmaşa yarattığı durumlar olabilir. Kişide alkol veya madde bağımlılığı gibi problemler varsa tanı koymak zorlaşabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk</span> kendi grubunda yer alan diğer hastalıklarla karıştırılabileceği için buradaki en önemli faktör hastanın atak dönemlerinin gözlemlenmesidir. Psikiyatr tarafından hastanın mani veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hipomani</span> durumunda kendine zarar verici düşüncelere kapılıp kapılmadığı, ailede bipolar bozukluğa sahip başka bir birey olup olmadığı gibi sorularla sorulur.<br />
Hekim tarafından hastanın aşırı aktif tiroide sahip olma durumu da göz önünde bulundurularak çeşitli testler istenebilir. Yine beyindeki fonksiyonları gözlemlemek için MR ya da diğer görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğun tedavi</span> süreci hastanın hekimle olan iş birliği ve aile yakınlarının tedavi sürecindeki destekleri oldukça önemlidir. Atakların ciddi bir bölümünde hasta ne hissettiğini, ne yaşadığını ve kendisinde ne tür değişikliklerin meydana geldiğini fark edemeyebilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluğa</span> sahip bir hasta ileri seviyelere kadar kendi durumundaki değişiklikleri gözlemleyemeyebilir.<br />
Depresif dönemde hasta mutsuzluğundan, hayattan keyif alamamakta sürekli olarak yakınabilir ve hasta bunu anlayamayabilir. Fakat mani dönemde ise sıklıkla çevre tarafından fark edilen bir dönemdir. Bu dönemde atak dönemleri oldukça önemlidir.<br />
Atak dönemlerinde hasta eğer depresif bir dönemdeyse genellikle antidepresanlarla duygu – durum düzenleyici ilaç tedavisi yapılır. Manik dönemde ise eğer psikotik belirtiler eşlik ediyorsa antipsikotiklerden faydalanılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bipolar bozukluk atakların</span> dışında kişinin normal hayatını sürdürebildiği bir hastalıktır. Tedavi süreci sadece ataklar geldiği zaman değil, atakların oluşmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Duygu durum dengeleyici ilaçlar bu açıdan oldukça önemlidir.<br />
Bipolar bozukluğa sahip hastalar bir süre sonra kendilerini iyi hissettikleri için ilaç kullanımını bırakmak isteyebilirler. Burada hasta yakınlarının, hastaya yaklaşımı oldukça önemlidir. Hastanın ilaç kullanımını destekleyici söylemlerde ve özellikle hastalığın atakları açısında aile yakınlarının farkındalığının yüksek olması oldukça önemlidir.</div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>