<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - Edebiyat]]></title>
		<link>https://gidenler.me/</link>
		<description><![CDATA[Gidenler.Me | Yazınsal Sorunlar - https://gidenler.me]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:02:07 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Gölge ile Işık Arasında: İnsanın Kendini İnşa Mücadelesi]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-732.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:11:57 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-732.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son dönemde çokça duyduğum bir sözcük var. Söyleyen kişi anlamını tam olarak bilerek mi kullanıyor, yoksa bilmezden mi geliyor, buna pek anlam veremiyorum. Hangi sözcükten mi bahsediyorum: Etik!</span><br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_07_07_26_8_35_57.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_07_07_26_8_35_57.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana sadece avlanıp av olmamak için barınaklar kurmakla, yani yalnızca hayatta kalmakla yetinmemiş; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Nasıl yaşamalıyız?"</span> sorusunun da peşinden gitmiştir. İşte bu soru, bizi insan kılan, davranışlarımıza yön veren ve toplum olarak bir arada yaşamamızı mümkün kılan en temel pusulaya, yani etiğe götürür. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Etik, sadece neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen yazısız bir kurallar bütünü değildir; insanın kendisiyle yüzleşmesi, puslu bir dünyada yönünü bulma çabasıdır.</span><br />
<br />
Etik sözcüğünün kökenine indiğimizde, kavramın derinliği daha net anlaşılır. Kelime, Antik Yunanca’da "karakter", "adet", "töre" veya "alışılan yer/durak" anlamına gelen ethos sözcüğünden türetilmiştir. İlginçtir ki ethos, ilk zamanlarında hayvanların sığındığı, kendilerini güvende hissettikleri "barınak" anlamına da geliyordu. Bu etimolojik köken, etiğin insan yaşamındaki gerçek işlevini gözler önüne serer: Etik, insanın vahşi doğadan sıyrılıp kendine kurduğu zihinsel ve toplumsal barınaktır. Karakterimiz bizim evimizdir ve etik, o evin temel taşlarını oluşturur.<br />
<br />
Felsefi açıdan bakarsak etik, değerleri ve ahlaki eylemleri inceleyen temel bir disiplindir. Felsefe tarihi, "iyi"nin ne olduğunu bulmaya çalışan bir fikir arenasıdır. Bu arenaya giriş yaptığınızda sizi karşılayacak en önemli düşünürlerden biri hiç şüphesiz Platon’dur. Platon için etik, kozmik bir düzenin yeryüzündeki yansımasıdır. O, etiği "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi İdeası</span>" ile temellendirir. Platon’a göre gerçek bilgi erdemle eş değerdir ve insan ancak bu bilgiyi arayarak ruhunu yetkinleştirebilir. Devlet adlı eserinde Platon, adaleti hem bireyin ruhundaki uyumda hem de toplumun yapısında arar. Onun şu sözü, etiğin özünü felsefi bir yalınlıkla özetler:<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Önemli olan sadece yaşamak değil, doğru ve iyi yaşamaktır."</span><br />
<br />
Platon’un bu idealist yaklaşımı, etiği ölümlü olan dünyanın ötesinde mutlak bir hakikat arayışına dönüştürür.<br />
<br />
Ancak insan sadece bir topluluk üyesi değil; düşünen, sorgulayan ve bu düşünceleri eyleme döken bir canlıdır. Bu noktada etik, bireysel vicdanın toplumsal sözleşmeye dönüştüğü alandır. Toplumlar, kaosa engel olmak ve bir arada kalabilmek için yazılı olmayan normlar ve değer sistemleri üretirler. Émile Durkheim gibi sosyologların da vurguladığı gibi, ahlak ve etik değerler toplumu bir arada tutan bir "toplumsal çimento" görevi görür. Toplumsal yapılar değiştikçe etik algısı da evrilir; dün normal karşılanan bir pratik, bugün etik dışı kabul edilebilir. Dolayısıyla sosyolojik etik dinamiktir; insanın kültürle, tarihle ve "ötekiyle" kurduğu ilişkinin bir aynasıdır.<br />
<br />
Peki, insanı bu kurallara uymaya ya da onları yıkmaya iten içsel mekanizma nedir? İşte bu, etiğin psikolojik boyutudur. Psikoloji, etiğin "nasıl olması gerektiğiyle" değil, insanın "neden öyle davrandığıyla" ilgilenir. Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim teorisi, insanın çocukluktaki "ceza almaktan korkma" evresinden, yetişkinlikteki "evrensel etik ilkelere bağlılık" evresine nasıl geçtiğini gösterir. Psikolojik açıdan etik bir davranışta bulunmak; bireyin dürtülerini kontrol edebilmesi, empati kurabilmesi ve bencil arzularını evrensel bir iyi uğruna törpüleyebilmesi demektir. İnsanın içindeki "id" (ilkel arzular) ile "süper ego" (toplumsal vicdan) arasındaki o dinmeyen savaş, psikolojik etiğin tam kalbinde yer alır.<br />
<br />
Sonuç olarak etik; felsefenin derin koridorlarında şekillenen, sosyolojinin toplumsal meydanlarında test edilen ve psikolojinin içsel labirentlerinde deneyimlenen bütüncül bir olgudur. Platon’dan modern döneme kadar uzanan bu arayış, insanın kusursuz olma çabası değil, kusurlarının farkında olarak daha adil bir dünya kurma gayretidir. Pusulamız ne kadar güçlü olursa, insanlığın yolculuğu da o kadar aydınlık olacaktır. Çünkü nihayetinde bizi barbarlıktan ayıran tek şey, içimizdeki o sönmeyen doğruyu arama arzusudur.<div align="center">
  <center><br />
    <table border="0" bordercolor="gray" cellpadding="0" cellspacing="0" style="background-color: #f7f7f7; border-collapse: collapse; width: 100%;">
      <tbody>
        <tr>
          <td valign="top" width="90%" style="font-family: Trebuchet MS;">
            <p align="left">Bu metnin taslağı yazar tarafından kaleme alınmış, dil bilgisi ve akıcılık düzenlemeleri Gemini iş birliğiyle tamamlanarak siz kıymetli okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur. </p>
          </td>
           <td valign="top" width="10%">
            <img border="0" height="70" src="images/v2/bbcode/dikkat.png" style="text-align: left;" /><div style="text-align: center;"></div><div style="text-align: center;"><b><span style="color: red; font-family: times;">DİKKAT</span></b></div></td>
<br />
        </tr>
      </tbody>
    </table>
  </center><br />
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son dönemde çokça duyduğum bir sözcük var. Söyleyen kişi anlamını tam olarak bilerek mi kullanıyor, yoksa bilmezden mi geliyor, buna pek anlam veremiyorum. Hangi sözcükten mi bahsediyorum: Etik!</span><br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_07_07_26_8_35_57.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_07_07_26_8_35_57.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana sadece avlanıp av olmamak için barınaklar kurmakla, yani yalnızca hayatta kalmakla yetinmemiş; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Nasıl yaşamalıyız?"</span> sorusunun da peşinden gitmiştir. İşte bu soru, bizi insan kılan, davranışlarımıza yön veren ve toplum olarak bir arada yaşamamızı mümkün kılan en temel pusulaya, yani etiğe götürür. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Etik, sadece neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen yazısız bir kurallar bütünü değildir; insanın kendisiyle yüzleşmesi, puslu bir dünyada yönünü bulma çabasıdır.</span><br />
<br />
Etik sözcüğünün kökenine indiğimizde, kavramın derinliği daha net anlaşılır. Kelime, Antik Yunanca’da "karakter", "adet", "töre" veya "alışılan yer/durak" anlamına gelen ethos sözcüğünden türetilmiştir. İlginçtir ki ethos, ilk zamanlarında hayvanların sığındığı, kendilerini güvende hissettikleri "barınak" anlamına da geliyordu. Bu etimolojik köken, etiğin insan yaşamındaki gerçek işlevini gözler önüne serer: Etik, insanın vahşi doğadan sıyrılıp kendine kurduğu zihinsel ve toplumsal barınaktır. Karakterimiz bizim evimizdir ve etik, o evin temel taşlarını oluşturur.<br />
<br />
Felsefi açıdan bakarsak etik, değerleri ve ahlaki eylemleri inceleyen temel bir disiplindir. Felsefe tarihi, "iyi"nin ne olduğunu bulmaya çalışan bir fikir arenasıdır. Bu arenaya giriş yaptığınızda sizi karşılayacak en önemli düşünürlerden biri hiç şüphesiz Platon’dur. Platon için etik, kozmik bir düzenin yeryüzündeki yansımasıdır. O, etiği "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi İdeası</span>" ile temellendirir. Platon’a göre gerçek bilgi erdemle eş değerdir ve insan ancak bu bilgiyi arayarak ruhunu yetkinleştirebilir. Devlet adlı eserinde Platon, adaleti hem bireyin ruhundaki uyumda hem de toplumun yapısında arar. Onun şu sözü, etiğin özünü felsefi bir yalınlıkla özetler:<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Önemli olan sadece yaşamak değil, doğru ve iyi yaşamaktır."</span><br />
<br />
Platon’un bu idealist yaklaşımı, etiği ölümlü olan dünyanın ötesinde mutlak bir hakikat arayışına dönüştürür.<br />
<br />
Ancak insan sadece bir topluluk üyesi değil; düşünen, sorgulayan ve bu düşünceleri eyleme döken bir canlıdır. Bu noktada etik, bireysel vicdanın toplumsal sözleşmeye dönüştüğü alandır. Toplumlar, kaosa engel olmak ve bir arada kalabilmek için yazılı olmayan normlar ve değer sistemleri üretirler. Émile Durkheim gibi sosyologların da vurguladığı gibi, ahlak ve etik değerler toplumu bir arada tutan bir "toplumsal çimento" görevi görür. Toplumsal yapılar değiştikçe etik algısı da evrilir; dün normal karşılanan bir pratik, bugün etik dışı kabul edilebilir. Dolayısıyla sosyolojik etik dinamiktir; insanın kültürle, tarihle ve "ötekiyle" kurduğu ilişkinin bir aynasıdır.<br />
<br />
Peki, insanı bu kurallara uymaya ya da onları yıkmaya iten içsel mekanizma nedir? İşte bu, etiğin psikolojik boyutudur. Psikoloji, etiğin "nasıl olması gerektiğiyle" değil, insanın "neden öyle davrandığıyla" ilgilenir. Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim teorisi, insanın çocukluktaki "ceza almaktan korkma" evresinden, yetişkinlikteki "evrensel etik ilkelere bağlılık" evresine nasıl geçtiğini gösterir. Psikolojik açıdan etik bir davranışta bulunmak; bireyin dürtülerini kontrol edebilmesi, empati kurabilmesi ve bencil arzularını evrensel bir iyi uğruna törpüleyebilmesi demektir. İnsanın içindeki "id" (ilkel arzular) ile "süper ego" (toplumsal vicdan) arasındaki o dinmeyen savaş, psikolojik etiğin tam kalbinde yer alır.<br />
<br />
Sonuç olarak etik; felsefenin derin koridorlarında şekillenen, sosyolojinin toplumsal meydanlarında test edilen ve psikolojinin içsel labirentlerinde deneyimlenen bütüncül bir olgudur. Platon’dan modern döneme kadar uzanan bu arayış, insanın kusursuz olma çabası değil, kusurlarının farkında olarak daha adil bir dünya kurma gayretidir. Pusulamız ne kadar güçlü olursa, insanlığın yolculuğu da o kadar aydınlık olacaktır. Çünkü nihayetinde bizi barbarlıktan ayıran tek şey, içimizdeki o sönmeyen doğruyu arama arzusudur.<div align="center">
  <center><br />
    <table border="0" bordercolor="gray" cellpadding="0" cellspacing="0" style="background-color: #f7f7f7; border-collapse: collapse; width: 100%;">
      <tbody>
        <tr>
          <td valign="top" width="90%" style="font-family: Trebuchet MS;">
            <p align="left">Bu metnin taslağı yazar tarafından kaleme alınmış, dil bilgisi ve akıcılık düzenlemeleri Gemini iş birliğiyle tamamlanarak siz kıymetli okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur. </p>
          </td>
           <td valign="top" width="10%">
            <img border="0" height="70" src="images/v2/bbcode/dikkat.png" style="text-align: left;" /><div style="text-align: center;"></div><div style="text-align: center;"><b><span style="color: red; font-family: times;">DİKKAT</span></b></div></td>
<br />
        </tr>
      </tbody>
    </table>
  </center><br />
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyi insan olmak mı, İyi olarak kalmak mı?]]></title>
			<link>https://gidenler.me/thread-731.html</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:39:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://gidenler.me/member.php?action=profile&uid=2">Hasan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://gidenler.me/thread-731.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aklıma takılan ve cevap bulamadığım tek soru: İyi insan olmak için uğraşmak mı yoksa iyi olarak tanındıysan bu çizgini korumak mı? Acaba hangisi daha zor?</span><br />
<br />
Hatırlıyorum da bir ortama ilk girdiğim zaman benim için düşünülenler <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"çok havalı olmaya çalışıyor", "burnu çok havada", "bize pislikmişiz de yaklaşmıyor"</span> ... diye düşünen ve daha sonra da benimle tanışıpta "senin hakkında bunları düşünüyorduk duruşunla yaklaşımın birbirinin çok zıttı, sen iyi bir insanmışsın" diyen arkadaşlarla doluydu. Neden böyle düşündünüz diye sorduğumda ise <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"ya biz şakalaşıyorduk diğerleriyle ama sen buna katılmıyordun", "konu ne olursa olsun sohbete katılmıyordun", "derste hocayı pür dikkat takip edip ders sonlarında kütüphaneye gömülüyordun ve bizleri görmezden geliyordun çalışma odalarında"</span> sözleriydi. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">[Sohbete dahil olmazdım bana kimse bir şey sormadı ve bana kimse söz hakkı tanımadı; şakaya katılamazdım insanlar samimi olduklarına şaka yapar; hocayı pür dikkat takip ederdim evet ama onu derste anlamak zorundaydım eğer onu anlayamazsam bunun üstesinden gelebilmek için daha fazla efor harcamam gerekecek, bu da günlük hayatımda bazı şeylerde tasarrufa gitmem demek ve ben bunu istemiyordum; kütüphaneye gün sonu giderdim ve anlatılanları başka kaynaklardan da incelemek anladığım ver varsa hemen düzeltmek, anlatılanlarda eksik bir şeyler varsa gidermek, fazlası varsa dahasını da öğrenmek istiyordum. Bu durumlarda çok konsantre olduğum için sadece aradığım şeye odaklıyımdır gözüm kimseyi görmez.]</span></span> Daha sonra ise bir arkadaşımın sözüydü bu daha sonra samimiyeti bu hareketimden dolayı kurmuştuk: "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">tüm arkadaşlarım bana yardım etmezken senden bir istekte bulunduğumda ki -ben seni tanımıyorum neden benden bunu istiyorsun, yok- diye beni reddedeceğini düşünürken sen sadece; defter burada sıranın üstünde senin eksiğin nereyse al eksiğini tamamla ve bana defteri eksiksiz getir dedin, ben ondan önce birinden ihanete uğramıştım ama sen beni daha tanımadan bana yardım ettin</span>" demesiydi. Evet çalışmaya çalışan her dersi en ön sıralardan takip eden biriydim üniversite öğrencisiyken ama bunu yapma nedenim sınıf birincisi olmak değil, insanları aşağılamak değil tam aksine kendi notum dışındakilerini anlamamaktan ayrıca ben öğrenciysem ve bu dersler katılamak benim ödevimse bunu yerine getirmek için çaba sarfetmemden kaynaklıydı. Bunlarda beni; havalı(!), kendini beğenmiş(!), ... gibi ithamlarda bulunulmama yol açıyordu  <img src="https://gidenler.me/images/v2/smile/ozomg.gif" alt="şaşır" title="şaşır" class="smilie smilie_52" /> <br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_29_06_26_8_46_04.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_29_06_26_8_46_04.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
Ama işin tuhaf yanı bu olay iyi bir dost kazanmamı sağlayıp beni iyi gösterirken diğer yandan benden not isteyen diğer sınıf üyelerinin ise beni saf salak görüp sadece sömürülme aracı olarak görülmemi de göstermişti. Demek ki onların gözünde "iyi insan", kendi sınırları olmayan ve sömürülmeye izin veren insan demekti. Her ne kadar ben notlarımı paylaşsam karşılık beklemesemde -iyi veya kötü- "keriz" yerine konmama neden olmuştu. Tek bir hareket ama iki farklı bakış açısı. Bu birileri için beni iyi gösterirken diğer taraf için köprüyü geçene kadar iyi bir insan olarak görmeler için yeterliydi. Bazı arkadaşlarım notlarını verme, bazıları parayla sat gibi akıl veriyorlardı ama ben öyle düşünmüyordum. Hala da aynıyım. Bilgi para ile satılmaz ve para ile alınmamalı da. Bilen insan gelişir, yanındakini geliştirir ve bu böyle domino etkisi yaratırsa gelişmekte olan ülke değil gelişen ve muhasır medeniyetler seviyesinde bir ülkenin vatandaşı oluruz. Ama tek başıma bunu başaramadım ama bu ülkümden de vazgeçmedim. <br />
<br />
Bir gün kimdi bilmiyorum biri defterimi isteyip getirmeyene kadar (benim defterim derslerde bende aralarda millette fotokopi için geziyordu). O benim için milattı çünkü soyut cebir notlarım yoktu. Çalışacağım tek şey ara sıra baktığım bir kitaptı ve bu kitapta yazım hatalarıyla dolu. Diğer defterlerim için bu riski göze alamam dedim ve notlarımı paylaşmayı sonlandırdım. İşte o gün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"iyi insan"</span> olan ben, kainattaki en şeytani yaratığa dönüştüm bir takım sınıf arkadaşlarım tarafından. Çünkü onlar derse gelmeyen gelse de not tutmayan insanlardı, zaten kerizimiz var bizim not tutmaya ya da derse gelmemize ne gerek var gözüyle bakıyorlardı. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #00369B;" class="mycode_color">"Bazı insanlara ne kadar iyilik yaparsanız yapın, bir gün 'hayır' dediğinizde sizden daha kötüsü olmaz. Çünkü onların hafızası, sadece kendi çıkarlarına hizmet ettiğiniz sürece çalışır.(Charles Bukowski)".</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akran zorbalığının en alasını gördüm.</span> Sınıfta dışlanma, yemekhane de dışlanma, ... en azından dayak yemedim o benim için yeterliydi. Sonra baktılar ki bu yöntemlerle bu iş olacak gibi değil vicdani olarak beni ikna yolları başladı ama asla sebebi benim kötülenmem değil elimdeki notların gitmesinden korkuyordum(bir şeyler öğretecek bir adam olacaktım ve zorda kaldığımda başvuracağım ilk şey kence tuttuğum notlarımdı). Beraber gidelim fotokopi çekin sözü bile yeterli olmuyor, notları isteyen arkadaşlar zaten bana ders vermek(!) -ki defterlerimi yok edip intikam alacaklar- için kabul etmiyordu. Evet finallerde beklenen oldu kalanlar bana <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"yaptığını beğendin mi? Notların olmasaydı kalmayacaktık! Nasıl bir insansın?"</span> diye isyan ediyor, hataların müsebbibi olarak beni görüyorlardı ama unuttukları bir şey vardı: Başarısızlıklarının müsebbibi ben değildim; ben kimsenin sırasını işgal etmemiş, kimsenin defterini ve kalemini elinden almamıştım. Kendi tembelliklerinin faturasını bana keserek vicdanlarını rahatlatıyorlardı. Ama nasıl olduysa iyi bir insan olarak başladığım bu yolda bu iyiliğimi koruyamamıştım.<br />
<br />
Diğer yandan gruptaki samimi olduğum arkadaşlara bakalım yani beni yardımsever görüp bana <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"iyi bir insanmışsın"</span> diyen diğer grup: Onlar bana iyi dediler ama onlar benden daha iyilerdi. Karşılıklı olarak eksiklerimizi kapatmaya çalıştık. Benim eksiğimi görüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"hatayı burada yapıyorsun, bu tuzağa düşmemek için şu yolu dene."</span> gibi teklinlerle kendimi geliştirme imkanı yaşattılar. Ben iyi biri olarak nitelendirilmiştim ve bu nitelendirilmem bitmeden devam ediyordu onların gözünde. Burada kendi bencilliğimden dolayı kimse benim iyilik yargımı yadırgamıyordu. Bir konuda eksiğim olup yardım isteyip bu eksiği kapatırken, diğer yanda eksiği olana bildiğim yeri anlatıp konuyu rahatça kavramama destek oluyordu. İki taraftanda (hem anlatan hem de öğrenen) kazan kazan da ben kazanıyordum. Ama iyi bir insan sıfatını koruyordum.<br />
<br />
Anlayamadığım nokta işte tam burası: Bir tarafa yardım etmeye çalışırken kötü olarak nitelendiriliyorken, diğer tarafa yardım ettiğimde bu benim çıkarıma hizmet ederken iyi kabul ediliyorum. Tam tersinin olması gerekmez miydi? Aslında hayır. Yaşadığım bu deneyim bana gösterdi ki; ilk grup benim iyiliğimi bir "görev" olarak benimsemişti. Onlar için "iyi insan", sınırları olmayan ve sömürülmeye elverişli insandı. İkinci grup ise emeğe, insana ve paylaşıma saygı duyuyordu. İyilik, kendini feda etmek değil; emeğinin değer gördüğü yerde, doğru insanlarla birlikte çoğalmaktır.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Dipnotlar</b></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">1. Friedrich Nietzsche / Köle Ahlakı: Nietzsche, ahlakı "efendi" ve "köle" olarak ayırır. Köle ahlakına sahip zayıf karakterler, disiplinli ve güçlü olanı "kötü" ilan ederek kendi yetersizliklerini ve tembelliklerini meşrulaştırmaya çalışırlar.<br />
2. Albert Camus / Sorumluluk Yansıtması: İnsanlar, kendi hayatlarının sorumluluğunu alamadıklarında karşılaştıkları başarısızlığın suçunu, kendilerine daha önce yardım etmiş olan kişilere yükleme eğilimindedirler.<br />
3. Sınır Çizmenin Etiği: Psikolojide "Hayır" diyebilmek, bireyin özsaygısını koruma eylemidir. Sınırları olmayan bir iyilik erdem değil, istismara davetiyedir.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aklıma takılan ve cevap bulamadığım tek soru: İyi insan olmak için uğraşmak mı yoksa iyi olarak tanındıysan bu çizgini korumak mı? Acaba hangisi daha zor?</span><br />
<br />
Hatırlıyorum da bir ortama ilk girdiğim zaman benim için düşünülenler <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"çok havalı olmaya çalışıyor", "burnu çok havada", "bize pislikmişiz de yaklaşmıyor"</span> ... diye düşünen ve daha sonra da benimle tanışıpta "senin hakkında bunları düşünüyorduk duruşunla yaklaşımın birbirinin çok zıttı, sen iyi bir insanmışsın" diyen arkadaşlarla doluydu. Neden böyle düşündünüz diye sorduğumda ise <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"ya biz şakalaşıyorduk diğerleriyle ama sen buna katılmıyordun", "konu ne olursa olsun sohbete katılmıyordun", "derste hocayı pür dikkat takip edip ders sonlarında kütüphaneye gömülüyordun ve bizleri görmezden geliyordun çalışma odalarında"</span> sözleriydi. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #C10300;" class="mycode_color">[Sohbete dahil olmazdım bana kimse bir şey sormadı ve bana kimse söz hakkı tanımadı; şakaya katılamazdım insanlar samimi olduklarına şaka yapar; hocayı pür dikkat takip ederdim evet ama onu derste anlamak zorundaydım eğer onu anlayamazsam bunun üstesinden gelebilmek için daha fazla efor harcamam gerekecek, bu da günlük hayatımda bazı şeylerde tasarrufa gitmem demek ve ben bunu istemiyordum; kütüphaneye gün sonu giderdim ve anlatılanları başka kaynaklardan da incelemek anladığım ver varsa hemen düzeltmek, anlatılanlarda eksik bir şeyler varsa gidermek, fazlası varsa dahasını da öğrenmek istiyordum. Bu durumlarda çok konsantre olduğum için sadece aradığım şeye odaklıyımdır gözüm kimseyi görmez.]</span></span> Daha sonra ise bir arkadaşımın sözüydü bu daha sonra samimiyeti bu hareketimden dolayı kurmuştuk: "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">tüm arkadaşlarım bana yardım etmezken senden bir istekte bulunduğumda ki -ben seni tanımıyorum neden benden bunu istiyorsun, yok- diye beni reddedeceğini düşünürken sen sadece; defter burada sıranın üstünde senin eksiğin nereyse al eksiğini tamamla ve bana defteri eksiksiz getir dedin, ben ondan önce birinden ihanete uğramıştım ama sen beni daha tanımadan bana yardım ettin</span>" demesiydi. Evet çalışmaya çalışan her dersi en ön sıralardan takip eden biriydim üniversite öğrencisiyken ama bunu yapma nedenim sınıf birincisi olmak değil, insanları aşağılamak değil tam aksine kendi notum dışındakilerini anlamamaktan ayrıca ben öğrenciysem ve bu dersler katılamak benim ödevimse bunu yerine getirmek için çaba sarfetmemden kaynaklıydı. Bunlarda beni; havalı(!), kendini beğenmiş(!), ... gibi ithamlarda bulunulmama yol açıyordu  <img src="https://gidenler.me/images/v2/smile/ozomg.gif" alt="şaşır" title="şaşır" class="smilie smilie_52" /> <br />
<br />
<a href="https://gidenler.me/gallery/2_29_06_26_8_46_04.png" alt="Resim Linki"><img src="https://gidenler.me/gallery/2_29_06_26_8_46_04.png" style="max-width: 495px;" title="Resmi tam boyut görmek için tıklayınız." alt="Resim" /></a><br />
<br />
Ama işin tuhaf yanı bu olay iyi bir dost kazanmamı sağlayıp beni iyi gösterirken diğer yandan benden not isteyen diğer sınıf üyelerinin ise beni saf salak görüp sadece sömürülme aracı olarak görülmemi de göstermişti. Demek ki onların gözünde "iyi insan", kendi sınırları olmayan ve sömürülmeye izin veren insan demekti. Her ne kadar ben notlarımı paylaşsam karşılık beklemesemde -iyi veya kötü- "keriz" yerine konmama neden olmuştu. Tek bir hareket ama iki farklı bakış açısı. Bu birileri için beni iyi gösterirken diğer taraf için köprüyü geçene kadar iyi bir insan olarak görmeler için yeterliydi. Bazı arkadaşlarım notlarını verme, bazıları parayla sat gibi akıl veriyorlardı ama ben öyle düşünmüyordum. Hala da aynıyım. Bilgi para ile satılmaz ve para ile alınmamalı da. Bilen insan gelişir, yanındakini geliştirir ve bu böyle domino etkisi yaratırsa gelişmekte olan ülke değil gelişen ve muhasır medeniyetler seviyesinde bir ülkenin vatandaşı oluruz. Ama tek başıma bunu başaramadım ama bu ülkümden de vazgeçmedim. <br />
<br />
Bir gün kimdi bilmiyorum biri defterimi isteyip getirmeyene kadar (benim defterim derslerde bende aralarda millette fotokopi için geziyordu). O benim için milattı çünkü soyut cebir notlarım yoktu. Çalışacağım tek şey ara sıra baktığım bir kitaptı ve bu kitapta yazım hatalarıyla dolu. Diğer defterlerim için bu riski göze alamam dedim ve notlarımı paylaşmayı sonlandırdım. İşte o gün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"iyi insan"</span> olan ben, kainattaki en şeytani yaratığa dönüştüm bir takım sınıf arkadaşlarım tarafından. Çünkü onlar derse gelmeyen gelse de not tutmayan insanlardı, zaten kerizimiz var bizim not tutmaya ya da derse gelmemize ne gerek var gözüyle bakıyorlardı. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #00369B;" class="mycode_color">"Bazı insanlara ne kadar iyilik yaparsanız yapın, bir gün 'hayır' dediğinizde sizden daha kötüsü olmaz. Çünkü onların hafızası, sadece kendi çıkarlarına hizmet ettiğiniz sürece çalışır.(Charles Bukowski)".</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akran zorbalığının en alasını gördüm.</span> Sınıfta dışlanma, yemekhane de dışlanma, ... en azından dayak yemedim o benim için yeterliydi. Sonra baktılar ki bu yöntemlerle bu iş olacak gibi değil vicdani olarak beni ikna yolları başladı ama asla sebebi benim kötülenmem değil elimdeki notların gitmesinden korkuyordum(bir şeyler öğretecek bir adam olacaktım ve zorda kaldığımda başvuracağım ilk şey kence tuttuğum notlarımdı). Beraber gidelim fotokopi çekin sözü bile yeterli olmuyor, notları isteyen arkadaşlar zaten bana ders vermek(!) -ki defterlerimi yok edip intikam alacaklar- için kabul etmiyordu. Evet finallerde beklenen oldu kalanlar bana <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"yaptığını beğendin mi? Notların olmasaydı kalmayacaktık! Nasıl bir insansın?"</span> diye isyan ediyor, hataların müsebbibi olarak beni görüyorlardı ama unuttukları bir şey vardı: Başarısızlıklarının müsebbibi ben değildim; ben kimsenin sırasını işgal etmemiş, kimsenin defterini ve kalemini elinden almamıştım. Kendi tembelliklerinin faturasını bana keserek vicdanlarını rahatlatıyorlardı. Ama nasıl olduysa iyi bir insan olarak başladığım bu yolda bu iyiliğimi koruyamamıştım.<br />
<br />
Diğer yandan gruptaki samimi olduğum arkadaşlara bakalım yani beni yardımsever görüp bana <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"iyi bir insanmışsın"</span> diyen diğer grup: Onlar bana iyi dediler ama onlar benden daha iyilerdi. Karşılıklı olarak eksiklerimizi kapatmaya çalıştık. Benim eksiğimi görüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"hatayı burada yapıyorsun, bu tuzağa düşmemek için şu yolu dene."</span> gibi teklinlerle kendimi geliştirme imkanı yaşattılar. Ben iyi biri olarak nitelendirilmiştim ve bu nitelendirilmem bitmeden devam ediyordu onların gözünde. Burada kendi bencilliğimden dolayı kimse benim iyilik yargımı yadırgamıyordu. Bir konuda eksiğim olup yardım isteyip bu eksiği kapatırken, diğer yanda eksiği olana bildiğim yeri anlatıp konuyu rahatça kavramama destek oluyordu. İki taraftanda (hem anlatan hem de öğrenen) kazan kazan da ben kazanıyordum. Ama iyi bir insan sıfatını koruyordum.<br />
<br />
Anlayamadığım nokta işte tam burası: Bir tarafa yardım etmeye çalışırken kötü olarak nitelendiriliyorken, diğer tarafa yardım ettiğimde bu benim çıkarıma hizmet ederken iyi kabul ediliyorum. Tam tersinin olması gerekmez miydi? Aslında hayır. Yaşadığım bu deneyim bana gösterdi ki; ilk grup benim iyiliğimi bir "görev" olarak benimsemişti. Onlar için "iyi insan", sınırları olmayan ve sömürülmeye elverişli insandı. İkinci grup ise emeğe, insana ve paylaşıma saygı duyuyordu. İyilik, kendini feda etmek değil; emeğinin değer gördüğü yerde, doğru insanlarla birlikte çoğalmaktır.<br />
<div class="baslik_bbcode"><span style="font-size: 15px"><b>Dipnotlar</b></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">1. Friedrich Nietzsche / Köle Ahlakı: Nietzsche, ahlakı "efendi" ve "köle" olarak ayırır. Köle ahlakına sahip zayıf karakterler, disiplinli ve güçlü olanı "kötü" ilan ederek kendi yetersizliklerini ve tembelliklerini meşrulaştırmaya çalışırlar.<br />
2. Albert Camus / Sorumluluk Yansıtması: İnsanlar, kendi hayatlarının sorumluluğunu alamadıklarında karşılaştıkları başarısızlığın suçunu, kendilerine daha önce yardım etmiş olan kişilere yükleme eğilimindedirler.<br />
3. Sınır Çizmenin Etiği: Psikolojide "Hayır" diyebilmek, bireyin özsaygısını koruma eylemidir. Sınırları olmayan bir iyilik erdem değil, istismara davetiyedir.</div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>