Stres; kas-iskelet, solunum, kalp-damar, endokrin, gastrointestinal, sinir ve üreme sistemleri dahil olmak üzere vücudun tüm sistemlerini etkiler.
Vücudumuz, stresle küçük dozlar halinde başa çıkmak üzere iyi donanımlıdır; ancak bu stres uzun süreli veya kronik bir hal aldığında, vücudumuz üzerinde ciddi etkiler yaratabilir.
Kas-İskelet Sistemi
Vücut strese girdiğinde kaslar gerilir. Kas gerginliği, strese karşı neredeyse refleks niteliğinde bir tepkidir; vücudun yaralanma ve ağrıya karşı kendini koruma yöntemidir.
Ani başlayan stres durumunda kaslar bir anda gerilir ve stres geçtiğinde bu gerginliği bırakır. Kronik stres, vücuttaki kasların az çok sürekli bir tetikte olma halinde kalmasına neden olur. Kaslar uzun süre boyunca gergin ve sıkı kaldığında, bu durum vücutta başka tepkileri tetikleyebilir ve hatta stres kaynaklı rahatsızlıkları körükleyebilir.
Örneğin hem gerilim tipi baş ağrısı hem de migren, omuz, boyun ve baş bölgesindeki kronik kas gerginliği ile ilişkilidir. Bel ve üst ekstremitelerdeki kas-iskelet sistemi ağrıları da stresle, özellikle de işle ilgili stresle ilişkilendirilmiştir.
Milyonlarca birey, kas-iskelet sistemi bozukluklarına bağlı kronik ağrılı rahatsızlıklardan mustariptir. Sıklıkla – her zaman olmasa da – kronik ağrı durumunu tetikleyen bir yaralanma söz konusu olabilir. Yaralanan bir kişinin daha sonra kronik ağrı çekip çekmeyeceğini belirleyen şey, kişinin yaralanmaya verdiği tepkidir. Ağrıdan ve yeniden yaralanmaktan korkan, ayrıca yaralanma için yalnızca fiziksel bir neden ve tedavi arayan bireylerin iyileşme süreci, genellikle hekim gözetiminde makul düzeyde aktiviteyi sürdüren bireylere kıyasla daha kötü seyretmektedir. Kas gerginliği ve vücudun kullanılmamasına bağlı olarak zamanla gelişen kas atrofisi, stres kaynaklı kronik kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını tetikler.
Gevşeme teknikleri ile stresi azaltmaya yönelik diğer etkinlik ve terapilerin; kas gerginliğini etkili bir şekilde hafiflettiği, baş ağrısı gibi stres kaynaklı bazı rahatsızlıkların görülme sıklığını azalttığı ve genel bir iyilik hali hissini arttırdığı gösterilmiştir. Kronik ağrı rahatsızlıkları geliştiren kişilerde stresi azaltan aktivitelerin ruh halini ve günlük işlevselliği iyileştirdiği gösterilmiştir.
Solunum Sistemi
Solunum sistemi, hücrelere oksijen sağlar ve karbondioksit atığını vücuttan uzaklaştırır. Hava burundan girer; boğazdaki gırtlaktan ve soluk borusundan aşağıya doğru ilerleyip bronşlar aracılığıyla akciğerlere ulaşır. Daha sonra bronşioller, dolaşım için oksijeni kırmızı kan hücrelerine aktarır.
Burun ile akciğerler arasındaki hava yolu daraldıkça, stres ve yoğun duygular nefes darlığı ve hızlı nefes alma gibi solunum belirtileriyle kendini gösterebilir. Solunum hastalığı olmayan kişilerde vücut rahatça nefes alabilmek için gereken fazladan çabayı karşılayabildiğinden bu durum genellikle bir sorun teşkil etmez; ancak psikolojik stres faktörleri, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH; amfizem ve kronik bronşiti de kapsar.) gibi halihazırda mevcut solunum rahatsızlıkları bulunan kişilerde nefes alma sorunlarını şiddetlendirebilir.
Bazı çalışmalar, sevilen birinin ölümü gibi ani ve şiddetli bir stresin aslında astım ataklarını tetikleyebileceğini göstermektedir. Buna ek olarak, stresin yol açtığı hızlı soluma – yani hiperventilasyon – panik atak geçirmeye yatkın bir kişide panik atağı tetikleyebilir.
Gevşeme, nefes alma ve diğer bilişsel davranışçı stratejiler geliştirmek için bir psikologla çalışmak yardımcı olabilir.
Kardiyovasküler Sistem
Kalp ve kan damarları, vücut organlarına besin ve oksijen sağlamak üzere birlikte çalışan kardiyovasküler sistemin iki unsurunu oluşturur. Bu iki unsurun faaliyeti, vücudun strese verdiği tepkide de koordine edilir. Akut stres – yani teslim tarihlerine yetişmeye çalışmak, trafikte sıkışıp kalmak veya bir kazayı önlemek için aniden frene basmak gibi anlık ya da kısa süreli stresler – kalp atış hızının artmasına ve kalp kasının daha güçlü kasılmasına yol açar; bu etkilerin ortaya çıkmasında ise adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi stres hormonları haberci görevi görür.
Buna ek olarak, kanı büyük kaslara ve kalbe yönlendiren kan damarları genişler; böylece vücudun bu bölgelerine pompalanan kan miktarı artar ve kan basıncı yükselir. Bu, ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak da bilinir. Akut stres nöbeti geçtikten sonra vücut normal durumuna döner.
Kronik stres, yani uzun bir süre boyunca yaşanan sürekli stres, kalp ve kan damarlarıyla ilgili uzun vadeli sorunlara yol açabilir. Kalp atış hızındaki istikrarlı ve sürekli artış ile stres hormonları ve kan basıncının yüksek seviyelerde seyretmesi, vücuda zarar verebilir. Uzun süredir devam eden bu stres; hipertansiyon, kalp krizi veya felç riskini arttırabilir.
Tekrarlayan akut stres ve süregelen kronik stres, özellikle koroner arterler olmak üzere dolaşım sistemindeki inflamasyona da katkıda bulunabilir; bu da stres ile kalp krizi arasında bağlantı kurduğu düşünülen yollardan biridir. Ayrıca, bir kişinin strese verdiği tepkinin kolesterol seviyelerini etkileyebileceği görülmektedir.
Stresle ilişkili kalp hastalığı riski, kadının menopoz öncesi veya menopoz sonrası dönemde olmasına bağlı olarak kadınlar için farklılık gösteriyor gibi görünmektedir. Menopoz öncesi dönemdeki kadınlarda östrojen seviyeleri, kan damarlarının stres sırasında daha iyi tepki vermesine yardımcı oluyor; böylece vücutlarının stresle daha iyi başa çıkmasını sağlıyor ve onları kalp hastalığına karşı koruyor. Menopoz sonrası dönemdeki kadınlar, östrojen kaybı nedeniyle bu koruma düzeyini yitirir; bu durum da onları stresin kalp hastalığı üzerindeki etkilerine karşı daha büyük bir risk altına sokar.
Endokrin Sistem
Bir kişi bir durumu zorlu, tehdit edici veya kontrol edilemez olarak algıladığında, beyin; endokrin stres tepkisinin temel itici gücü olan hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini içeren bir olaylar zincirini başlatır. Bu durum nihayetinde, sıklıkla ‘stres hormonu’ olarak adlandırılan kortizolü de içeren glukokortikoid adlı steroid hormonların üretiminde bir artışla sonuçlanır.
HPA ekseni
Stresli zamanlarda, beyin ile endokrin sistemi birbirine bağlayan bir çekirdekler kümesi olan hipotalamus, hipofiz bezine bir hormon üretmesi için sinyal gönderir; bu hormon da böbreklerin üzerinde yer alan böbrek üstü bezlerine kortizol üretimini arttırmaları yönünde sinyal iletir.
Kortizol, karaciğerden glikoz ve yağ asitlerini mobilize ederek kullanılabilir enerji yakıtı seviyesini arttırır. Kortizol normalde gün boyunca değişken seviyelerde üretilir; tipik olarak uyanıldığında yoğunluğu artar ve gün içinde yavaşça azalarak günlük bir enerji döngüsü sağlar.
Stresli bir olay sırasında kortizol seviyesindeki artış, uzun süreli veya aşırı zorluklarla başa çıkmak için gereken enerjiyi sağlayabilir.
Stres ve sağlık
Kortizol dahil olmak üzere glukokortikoidler, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve inflamasyonun azaltılması açısından önemlidir. Yaralanmanın bağışıklık sistemi aktivasyonunu arttırabileceği stresli veya tehdit edici durumlarda bu durum faydalı olsa da kronik stres bağışıklık sistemi ile HPA ekseni arasındaki iletişimin bozulmasına yol açabilir.
Bu bozulmuş iletişim; kronik yorgunluk, metabolik bozukluklar (örneğin diyabet, obezite), depresyon ve bağışıklık sistemi bozuklukları dahil olmak üzere, gelecekte ortaya çıkabilecek çok sayıda fiziksel ve ruhsal sağlık sorunuyla ilişkilendirilmiştir.
Gastrointestinal Sistem
Bağırsaklar, oldukça bağımsız bir şekilde işlev görebilen ve beyinle sürekli iletişim halinde olan yüz milyonlarca nörona sahiptir; bu da midede ‘kelebekler uçuşuyormuş gibi’ hissetme durumunu açıklar. Stres, bu beyin-bağırsak iletişimini etkileyebilir; ağrı, şişkinlik ve diğer bağırsak rahatsızlıklarının daha kolay hissedilmesini tetikleyebilir. Bağırsaklarda ayrıca hem bağırsak hem de beyin sağlığını etkileyebilen; düşünme yeteneği ve duygular üzerinde de tesiri olabilen milyonlarca bakteri bulunur.
Stres, ruh halini etkileyebilen bağırsak bakterisi değişiklikleriyle ilişkilidir. Böylece, bağırsağın sinirleri ve bakterileri beyni güçlü bir şekilde etkiler; aynı şekilde beyin de onları etkiler.
Erken dönemde yaşanan stres, sinir sisteminin gelişimini ve vücudun strese verdiği tepkiyi değiştirebilir. Bu değişiklikler, ileride ortaya çıkabilecek bağırsak hastalıkları veya işlev bozuklukları riskini arttırabilir.
Yemek borusu
Bireyler stres altındayken, normalden çok daha fazla veya çok daha az yiyebilirler. Daha fazla veya farklı yiyecekler tüketilmesi ya da alkol veya tütün kullanımının artması, mide yanmasına veya asit reflüsüne yol açabilir. Stres veya aşırı yorgunluk da düzenli olarak görülen mide yanması ağrısının şiddetini arttırabilir. Nadir görülen bir yemek borusu spazmı vakası, yoğun stresle tetiklenebilir ve kolaylıkla kalp kriziyle karıştırılabilir.
Stres ayrıca yiyecekleri yutmayı zorlaştırabilir veya yutulan hava miktarını arttırarak geğirme, gaz ve şişkinliğe yol açabilir.
Karın
Stres; ağrı, şişkinlik, mide bulantısı ve diğer mide rahatsızlıklarının daha kolay hissedilmesine yol açabilir. Stres yeterince şiddetliyse kusma görülebilir. Ayrıca stres, iştahın gereksiz yere artmasına veya azalmasına neden olabilir. Sağlıksız beslenme düzenleri de kişinin ruh halini kötüleştirebilir.
Yaygın inanışın aksine, stres midede asit üretimini arttırmaz ve mide ülserine de yol açmaz. İkincisi aslında bakteriyel bir enfeksiyondan kaynaklanır. Stres altındayken ülserler daha rahatsız edici olabilir.
Bağırsak
Stres ayrıca bağırsaklarda ağrı, şişkinlik veya rahatsızlık hissinin daha kolay algılanmasına yol açabilir. Besinlerin vücuttaki ilerleme hızını etkileyebilir; bu da ishale veya kabızlığa yol açabilir. Ayrıca stres, bağırsaklarda ağrılı olabilen kas spazmlarını tetikleyebilir.
Stres, sindirimi ve bağırsakların hangi besin öğelerini emdiğini etkileyebilir. Besin emilimiyle ilişkili gaz üretimi artabilir.
Bağırsaklar, vücudu (çoğu) gıda kaynaklı bakteriden korumak için sıkı bir bariyere sahiptir. Stres, bağırsak bariyerini zayıflatabilir ve bağırsak bakterilerinin vücuda girmesine yol açabilir. Bu bakterilerin çoğu bağışıklık sistemi tarafından kolayca bertaraf edilip bizi hasta etmese de sürekli devam eden düşük düzeydeki enflamatuar tepki ihtiyacı, hafif seyirli kronik belirtilere yol açabilir.
Stres, özellikle inflamatuar bağırsak hastalığı veya irritabl bağırsak sendromu gibi kronik bağırsak rahatsızlıkları olan kişileri etkiler. Bu durum; bağırsak sinirlerinin daha hassas olması, bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler, besinlerin bağırsak boyunca ilerleme hızındaki değişimler ve/veya bağırsak bağışıklık tepkilerindeki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir.
Sinir Sistemi
Sinir sistemi çeşitli bölümlere ayrılır: Beyin ve omuriliği kapsayan merkezi bölüm ile otonom ve somatik sinir sistemlerinden oluşan çevresel bölüm.
Otonom sinir sistemi, strese karşı fiziksel tepkide doğrudan bir role sahiptir ve sempatik sinir sistemi (SNS) ile parasempatik sinir sistemine (PNS) ayrılır. Vücut stres altındayken, sempatik sinir sistemi (SNS) ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak bilinen duruma katkıda bulunur. Vücut, enerji kaynaklarını hayati bir tehditle mücadele etmeye veya bir düşmandan kaçmaya yönlendirir.
SNS, böbrek üstü bezlerine adrenalin (epinefrin) ve kortizol adı verilen hormonları salgılamaları için sinyal gönderir. Bu hormonlar, otonom sinirlerin doğrudan etkileriyle birlikte; acil durumla başa çıkabilmek için kalbin daha hızlı atmasına, kol ve bacaklardaki kan damarlarının genişlemesine, sindirim sürecinin değişmesine ve kan dolaşımındaki glikoz (şeker enerjisi) seviyelerinin yükselmesine neden olur.
SNS tepkisi, vücudu acil bir duruma veya akut strese – yani kısa vadeli stres etkenlerine – yanıt vermeye hazırlamak amacıyla oldukça ani gerçekleşir. Kriz sona erdiğinde, vücut genellikle acil durum öncesindeki stressiz haline geri döner. Bu iyileşme süreci, genellikle SNS’ninkilere zıt etkiler gösteren PNS tarafından kolaylaştırılır. Ancak PNS’nin aşırı aktivitesi; örneğin bronkokonstriksiyonu (örneğin astımda) ya da aşırı vazodilatasyonu ve bozulmuş kan dolaşımını tetikleyerek stres tepkilerine de katkıda bulunabilir.
Hem sempatik sinir sistemi (SNS) hem de parasempatik sinir sistemi (PNS), stres tepkilerini de modüle edebilen bağışıklık sistemiyle güçlü etkileşimlere sahiptir. Merkezi sinir sistemi, otonom sinir sistemini düzenlemesi ve durumları potansiyel olarak tehdit edici olarak yorumlamada merkezi bir rol oynaması nedeniyle, stres tepkilerinin tetiklenmesinde bilhassa önemlidir.
Kronik stres – yani stres faktörlerine uzun bir süre boyunca maruz kalma durumu – vücutta uzun vadeli bir tükenmişliğe yol açabilir. Otonom sinir sistemi fiziksel tepkileri tetiklemeye devam ettikçe, vücutta yıpranmaya yol açar. Sorun yaratan şey, kronik stresin sinir sistemine yaptığından ziyade, sinir sisteminin sürekli aktivasyonunun diğer vücut sistemlerine etkisidir.
Erkek Üreme Sistemi
Erkek üreme sistemi, sinir sisteminden etkilenir. Sinir sisteminin parasempatik bölümü gevşemeye yol açarken, sempatik bölümü uyarılmaya neden olur. Erkek anatomisinde, ‘savaş ya da kaç’ tepkisiyle de bilinen otonom sinir sistemi testosteron üretir ve cinsel uyarılmayı sağlayan sempatik sinir sistemini harekete geçirir.
Stres, vücudun böbrek üstü bezleri tarafından üretilen kortizol hormonunu salgılamasına neden olıur. Kortizol; kan basıncının düzenlenmesi ve kardiyovasküler sistem, dolaşım sistemi ve erkek üreme sistemi dahil olmak üzere çeşitli vücut sistemlerinin normal işleyişi açısından önemlidir. Aşırı miktarda kortizol, erkek üreme sisteminin normal biyokimyasal işleyişini etkileyebilir.
Cinsel istek
Uzun bir süre boyunca devam eden stres türü olan kronik stres, testosteron üretimini etkileyerek cinsel dürtü veya libidoda düşüşe yol açabilir; hatta erektil disfonksiyona (sertleşme bozukluğu) veya iktidarsızlığa bile neden olabilir.
Üreme
Kronik stres, sperm üretimini ve olgunlaşmasını da olumsuz etkileyerek çocuk sahibi olmaya çalışan çiftlerde zorluklara yol açabilir. Araştırmacılar, geçtiğimiz yıl içinde iki veya daha fazla stresli yaşam olayı deneyimleyen erkeklerin, herhangi bir stresli yaşam olayı yaşamayan erkeklere kıyasla daha düşük sperm hareketliliği (yüzme yeteneği) ve daha düşük oranda normal morfolojiye (boyut ve şekil) sahip sperm oranına sahip olduklarını tespit etti.
Üreme sistemi hastalıkları
Stres bağışıklık sistemini etkilediğinde, vücut enfeksiyona karşı savunmasız hale gelebilir. Erkek anatomisinde testis, prostat bezi ve üretrada meydana gelen enfeksiyonlar, normal erkek üreme işlevini etkileyebilir.
Dişi Üreme Sistemi
Adet görme
Stres, ergen kızlar ve kadınlarda adet döngüsünü çeşitli şekillerde etkileyebilir. Örneğin, yüksek stres seviyeleri; adet döngülerinin olmaması ve düzensizleşmesi, daha ağrılı adet dönemleri ve döngü sürelerindeki değişikliklerle ilişkili olabilir.
Cinsel istek
Kadınlar, yaşamları boyunca kişisel, ailevi, mesleki ve mali konuların yanı sıra çok çeşitli diğer talepleri bir arada yürütmek durumundadırlar. Stres, dikkat dağınıklığı, yorgunluk vb. durumlar cinsel isteği azaltabilir; özellikle de kadınlar aynı zamanda küçük çocukların veya hasta aile bireylerinin bakımını üstlendiklerinde, kronik sağlık sorunlarıyla mücadele ettiklerinde, depresyon yaşadıklarında, ilişki sorunları veya istismarla karşı karşıya kaldıklarında ya da işle ilgili problemlerle uğraştıklarında.
Gebelik
Stres, bir kadının üreme planları üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Stres; bir kadının gebe kalma yeteneğini, gebeliğinin sağlığını ve doğum sonrası uyum sürecini olumsuz etkileyebilir. Depresyon, gebelik ve doğum sonrası uyum sürecinin başlıca komplikasyonudur.
Aşırı stres, bu dönemde depresyon ve kaygı geliştirme olasılığını arttırır. Anne stresi, fetüsün ve çocuğun devam eden gelişimini olumsuz etkileyebilir; ayrıca doğumu takip eden hafta ve aylarda bebekle kurulacak bağı zedeleyebilir.
Adet öncesi sendromu
Stres, adet öncesi belirtileri şiddetlendirebilir veya bunlarla başa çıkmayı zorlaştırabilir; ayrıca adet öncesi belirtiler birçok kadın için stres yaratıcı olabilir. Bu belirtiler arasında kramplar, sıvı tutulumu ve şişkinlik, olumsuz ruh hali (sinirlilik ve keyifsizlik hissi) ile ruh hali değişimleri yer alır.
Menopoz
Menopoz yaklaşırken hormon seviyeleri hızla dalgalanır. Bu değişiklikler kaygı, ruh hali değişimleri ve sıkıntı hissi ile ilişkilidir. Dolayısıyla menopoz, başlı başına bir stres kaynağı olabilir. Menopozla ilişkili bazı fiziksel değişikliklerle, özellikle de sıcak basmalarıyla başa çıkmak zor olabilir.
Ayrıca, duygusal sıkıntı fiziksel belirtilerin daha da kötüleşmesine yol açabilir. Örneğin, daha kaygılı olan kadınlar, daha sık ve/veya daha şiddetli ya da yoğun sıcak basmaları yaşayabilirler.
Üreme sistemi hastalıkları
Stres yüksek olduğunda, Herpes simplex virüsü veya polikistik over sendromu gibi üreme sistemi hastalıklarına ait belirtilerin şiddetlenme olasılığı artar. Üreme sistemi kanserlerinin teşhisi ve tedavisi, ilave ilgi ve destek gerektiren önemli bir strese yol açabilir.
Stres Yönetimi
Stresin sağlık üzerindeki etkilerine dair bu yeni keşifler sizi endişelendirmemeli. Artık stres tepkilerini azaltmaya yönelik etkili stratejiler hakkında çok daha fazla şey biliyoruz. Bu tür yararlı stratejiler şunları içerir:
- Sağlıklı bir sosyal destek ağını sürdürmek
- Düzenli fiziksel egzersiz yapmak
- Her gece yeterli miktarda uyumak
Bu yaklaşımlar, fiziksel ve zihinsel sağlık açısından önemli faydalar sağlar ve sağlıklı bir yaşam tarzı için kritik yapı taşlarını oluşturur. Ek destek almak isterseniz ya da aşırı veya kronik stres yaşıyorsanız, lisanslı bir psikolog; günlük yaşamınızı etkileyen zorlukları ve stres kaynaklarını belirlemenize ve genel fiziksel ve zihinsel esenliğinizi iyileştirmek adına bunlarla en iyi şekilde başa çıkma yolları bulmanıza yardımcı olabilir.