Adını ilk duyduğumda merakla araştırdığım şairdir. Derisi yüzülerek idam edilmesi kendisi hakkında birçok hikayeyi doğurmuş, İnsanları ve sevgiyi merkezine alarak 7 Ulu Ozan arasına girmiş önemli şahsiyet! Özellikle Fazlullah Esterabadi’nin hizmetine girmiş ve ondan eğitim ve terbiye almış, onun kızı ile evlenmiş çok geçmeden halefi olmuştur. Böylece Hurufilik abdallar zümresinin lideri ve yol göstericisi olmuştur.
Nesimi hakkında bilgiler çok azdır. Ne zaman ve nerede doğduğu hakkında net bir bilgi yoktur. Hatta çoğu yerde kendisinin “Seyyid” olduğu yazmaktayken (Seyyid Ali İmadeddin Nesimi) bunu dayandıracak bir künye bulunmamaktadır.
Çoğu yerde adının Ali veya Ömer, lakabının İmadeddin olduğudur. 1347(?) veya 1369(?) yılında Tebriz(?), Bakü(?), Tebriz(?), Şiraz(?) veya Halep(?) de doğmuştur. Eserleri incelendiğinde kullanılan dilde -Türkçe- diretmesi -Farsça şiirlerde yazmıştır- nedeniyle Azerbaycan Türk’ü olduğu düşünülmektedir. İyi bir medrese eğitimi aldığı söylenen Nesimi, Felsefi şiirin temelini atmıştır. Fazlullah Esterabadi ile tanışıp ve hizmetine girmiştir. Bu tanışma müritlik ile başlayıp, damatlığa, oradan da halifeliğine kadar devam etmiştir. Tasavvufi şiirleri bu tanışma evresinden sonra Hurufiliğe ait fikirlere yöneltmiştir.
Nesimi’nin şiir analizini yapıldığında gençlik yıllarında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Özellikle şiirlerinde Azerbaycan lehçesini, Farsça ve Arapçayı çok iyi kullanabilmesi bunun en iyi göstergesidir.
Şiirlerini Hurufiliği yaymak için kullanmış ve Azerbaycan, İran, Arabistan ülkelerine gitmiştir. Timur’un emriyle oğlu ve Azerbaycan Valisi Miran Şah Hurufilere, baskı göstermesi, takip ettirip özellikle Fazlullah Esterabadi’yi idam edildiği dönemde ise Azerbaycan’dan ayrılmış ve şiirleriyle bilindiği Anadolu’ya gelmiştir. I. Murat dönemin ise Osmanlı topraklarına gelmiş ve Bursa’da bulunmuştur. Tabi burada iyi karşılanmadığını ileri sürenler ve tam tersine iyi karşılandığını hatta fikirlerinin Fatih Sultan Mehmet’e kadar ulaştığı çok beğenildiği ve Edirne sarayına kadar bu düşüncelerin hakim olduğu söylenmiştir. Ancak son söylenen söze ben pek imkan vermiyorum, Nesimi’nin ölüm yılı bu devirden önce ve döneme bakıldığında Sivas ve çevresinde Hurufilerin olduğu söylenmekte ve Osmanlı toprakları içinde bulunmamaktadır.
Hacı Bayram-ı Veli ile görüşmek istemiş düşüncesi (Hurufilik) nedeniyle huzura kabul edilmemiştir. Anadolu’da fikirlerini yayacak ortam bulamayan Nesimi, Suriye’ye geçmiştir. İbn Hacer el-Askalani, Nesimi’nin burada Hurufi şeyhi olarak faaliyette bulunduğunu ve birçok mürid elde ettiğini söyler. Burada Halep uleması tarafından verilen fetva üzerine Şeyhel-Mahmudi’nin de onayını alan Saltanat Naibi Emir Yeşbek, Nesimi’nin başı kesilerek idam edilmesini ve derisi yüzülmesini emretmiştir.
Tabi, Nesimi’nin infazı birçok halk hikayesini oluşturmuştur. Bunlardan en çok bilineni Nesimi’nin dersi yüzülürken olan hikayedir.
Nesimi ibreti alem için halkın arasında infaz edilmek için getirilir. İdam sehpası yoktur ama çarmıha benzer bir direk dikilmiştir. Nesimi’nin elleri ve ayakları bu direğe bağlanır. O sırada katli için fetva veren mollalar idamı izlemeye gelirler ve o sırada ise “Nesimi’nin kanı necistir, her kim ki o kana değer, değdiği uzununda kesilmesi gerekir!” sözünü söylerler. Ne gariptir ki o sözü söyleyen mollanın eline Nesimi’nin kanı sıçrar. Halk o sıra gözünü mollaya çevirir. Molla ise elini bir bezle silip, kanı temizledikten sonra “Kanın bulaştığı yeri silmekte kafidir.” der. Bunun üzerine can çekişmekte olan Nesimi der ki: “Ben Hak uğruna canımı veriyorum ama sen inandığını söylediğin Allah için bir parmağını bile veremiyorsun!”
Nesimi hakkında bilgiler çok azdır. Ne zaman ve nerede doğduğu hakkında net bir bilgi yoktur. Hatta çoğu yerde kendisinin “Seyyid” olduğu yazmaktayken (Seyyid Ali İmadeddin Nesimi) bunu dayandıracak bir künye bulunmamaktadır.
Alıntı:“Gerçi bu gün Nesimi’yem, Haşimiyem, Kureyşiyem,
Bundan uludur ayetin, ayete şana sığmazam.”
“Sığmazam” şiirinde geçen bu beyit sebebiyle çoğu kişi Nesimi’nin Seyyid olduğu işaret etmektedir.
Çoğu yerde adının Ali veya Ömer, lakabının İmadeddin olduğudur. 1347(?) veya 1369(?) yılında Tebriz(?), Bakü(?), Tebriz(?), Şiraz(?) veya Halep(?) de doğmuştur. Eserleri incelendiğinde kullanılan dilde -Türkçe- diretmesi -Farsça şiirlerde yazmıştır- nedeniyle Azerbaycan Türk’ü olduğu düşünülmektedir. İyi bir medrese eğitimi aldığı söylenen Nesimi, Felsefi şiirin temelini atmıştır. Fazlullah Esterabadi ile tanışıp ve hizmetine girmiştir. Bu tanışma müritlik ile başlayıp, damatlığa, oradan da halifeliğine kadar devam etmiştir. Tasavvufi şiirleri bu tanışma evresinden sonra Hurufiliğe ait fikirlere yöneltmiştir.
Alıntı:“…
Külli yer ile gök Hak oldu mutlak,
Söyler def ü ceng ü ney enelhak.
…”
“…
Ey Nesimi, Hak Teala sendedir,
Hem sıfatı dilde zatı candadır.
…”
Nesimi’nin şiir analizini yapıldığında gençlik yıllarında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Özellikle şiirlerinde Azerbaycan lehçesini, Farsça ve Arapçayı çok iyi kullanabilmesi bunun en iyi göstergesidir.
Şiirlerini Hurufiliği yaymak için kullanmış ve Azerbaycan, İran, Arabistan ülkelerine gitmiştir. Timur’un emriyle oğlu ve Azerbaycan Valisi Miran Şah Hurufilere, baskı göstermesi, takip ettirip özellikle Fazlullah Esterabadi’yi idam edildiği dönemde ise Azerbaycan’dan ayrılmış ve şiirleriyle bilindiği Anadolu’ya gelmiştir. I. Murat dönemin ise Osmanlı topraklarına gelmiş ve Bursa’da bulunmuştur. Tabi burada iyi karşılanmadığını ileri sürenler ve tam tersine iyi karşılandığını hatta fikirlerinin Fatih Sultan Mehmet’e kadar ulaştığı çok beğenildiği ve Edirne sarayına kadar bu düşüncelerin hakim olduğu söylenmiştir. Ancak son söylenen söze ben pek imkan vermiyorum, Nesimi’nin ölüm yılı bu devirden önce ve döneme bakıldığında Sivas ve çevresinde Hurufilerin olduğu söylenmekte ve Osmanlı toprakları içinde bulunmamaktadır.
Hacı Bayram-ı Veli ile görüşmek istemiş düşüncesi (Hurufilik) nedeniyle huzura kabul edilmemiştir. Anadolu’da fikirlerini yayacak ortam bulamayan Nesimi, Suriye’ye geçmiştir. İbn Hacer el-Askalani, Nesimi’nin burada Hurufi şeyhi olarak faaliyette bulunduğunu ve birçok mürid elde ettiğini söyler. Burada Halep uleması tarafından verilen fetva üzerine Şeyhel-Mahmudi’nin de onayını alan Saltanat Naibi Emir Yeşbek, Nesimi’nin başı kesilerek idam edilmesini ve derisi yüzülmesini emretmiştir.
Alıntı:Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam
Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam
Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam
Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam
Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam
Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam
Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam
Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam
Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam
Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam
Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam
Tabi, Nesimi’nin infazı birçok halk hikayesini oluşturmuştur. Bunlardan en çok bilineni Nesimi’nin dersi yüzülürken olan hikayedir.
Nesimi ibreti alem için halkın arasında infaz edilmek için getirilir. İdam sehpası yoktur ama çarmıha benzer bir direk dikilmiştir. Nesimi’nin elleri ve ayakları bu direğe bağlanır. O sırada katli için fetva veren mollalar idamı izlemeye gelirler ve o sırada ise “Nesimi’nin kanı necistir, her kim ki o kana değer, değdiği uzununda kesilmesi gerekir!” sözünü söylerler. Ne gariptir ki o sözü söyleyen mollanın eline Nesimi’nin kanı sıçrar. Halk o sıra gözünü mollaya çevirir. Molla ise elini bir bezle silip, kanı temizledikten sonra “Kanın bulaştığı yeri silmekte kafidir.” der. Bunun üzerine can çekişmekte olan Nesimi der ki: “Ben Hak uğruna canımı veriyorum ama sen inandığını söylediğin Allah için bir parmağını bile veremiyorsun!”
İmadeddin Nesimi (3)
