ÇARKIN BİR DİŞLİSİ OLMAK MI, ÇARKI SORGULAMAK MI?
Bir insanın düşünceleri, iki dostun sohbeti. Hayata, dostluğa ve sorumluluğa dair bir deneme.
Giriş: Bir Maçtan Hayata Açılan Kapı
Bazı sohbetlerin nereye varacağını başlangıçta bilemezsiniz. Bir futbol maçının sonucunu tartışırken kendinizi insanın toplum karşısındaki sorumluluğunu sorgularken bulabilirsiniz.
Bizim sohbetimiz de böyle başladı.
Fenerbahçe ile Liverpool arasında oynanacak karşılaşmayı konuşuyorduk. Galatasaray taraftarı olmama rağmen Fenerbahçe'nin kazanmasını istediğimi söyledim.
Çünkü benim için rekabet, rakibimin başarısızlığını istemek değildir.
Rakibimin Başarısı Benim Yenilgim midir?
Rakibim Avrupa'da başarılı oluyorsa bu, benim de içinde bulunduğum futbol dünyasının gelişebileceğini gösterir.
Onun başarısı beni küçültmez. Aksine benim daha iyisini başarmam için yeni bir hedef oluşturur.
İnsanın kendisine güvenmesi, başkasının başarısından korkmamasıyla da ölçülür.
Başarıyı Satın Almak mı, İnşa Etmek mi?
Sohbet ilerledikçe konu kulüp yönetimine geldi.
Bir futbol kulübünün geleceği yalnızca pahalı transferlerle kurulabilir miydi?
Benim cevabım hayırdı.
Bir kulübün önce kendi kaynaklarını üretebilmesi gerektiğini düşünüyordum. Bunun yolu tesisleşmeden, altyapıdan ve eğitimden geçiyordu.
Hayalimdeki kulüp Barcelona gibi olmalıydı. Hem kendi yıldızlarını yetiştirmeli hem de dünyanın önemli futbolcularının gelmek isteyeceği bir kurum hâline gelmeliydi.
Önümüzde 100 milyon avroluk yatırım bütçesi bulunduğunu varsaydık.
Bu bütçenin yüzde 60'ını tesisleşmeye, yüzde 40'ını altyapıya ayırmayı tercih ettim.
Çünkü önce üretim imkânlarını oluşturmak gerekiyordu.
İnsana Yatırım Yapmak
Altyapımızdan yetişen genç bir futbolcunun önüne daha büyük fırsatlar çıkarsa gitmesini isterdim.
Ancak yalnızca transfer bedeline değil, gideceği kulübün onun gelişimine ne kadar katkı sağlayacağına bakardım.
Maddi zorluklar nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kalan yetenekli bir gencin eğitimini ve yıllık giderlerini karşılamayı da gerekli görürdüm.
Burada ekonomik bir yatırım düşüncesi kadar insani bir sorumluluk da vardı.
Fakat bu tartışma bizi daha önemli bir soruya götürdü:
Bir insanın gelişimine katkıda bulunmak, onun hayatını yönetme hakkını da bize verir mi?
Dostluk: Korumak mı, Yönetmek mi?
Sohbet sırasında dostluğun ne olduğunu tartışmaya başladık.
Benim için dost, arkadaşının düşüncelerine değer veren kişidir.
Yanlışını gördüğünde onu uyarır. Gerektiğinde arkadaşının kendisinden uzaklaşmasını bile göze alarak onu ciddi bir tehlikeden korumaya çalışır.
Fakat bunun da bir sınırı vardır.
Örneğin alkollü araç kullanmak isteyen arkadaşıma yalnızca engel olmakla yetinmez, onu gideceği yere kendim götürmeyi teklif ederdim.
Yanlış bir evlilik kararı verdiğini düşündüğüm arkadaşımın ise gerçekleri görmesine yardımcı olmaya çalışırdım.
Ama bütün bunlara rağmen evlenmek istiyorsa onun yerine karar veremezdim.
Ben arkadaş olarak kötü yoldan alıkoyabilirim, yaşamından alıkoyamam.
Dostluk, insanı kendimize bağımlı kılmak değildir.
Gerektiğinde yanında durmak, gerektiğinde de kendi kararlarını vermesine saygı gösterebilmektir.
İnanç, Aile ve Hayatın Öğrettikleri
Bu düşüncelerimin kaynağı sorulduğunda üç şey söyledim:
Dinî inancım, ailemden aldığım eğitim ve yaşadığım tecrübeler.
Okuduğum dinî eserlerden çıkardığım temel düşüncelerden biri, insanın çevresindeki iyilik ve kötülüklere kayıtsız kalmaması gerektiğiydi.
Ailem ve çevrem bu sorumluluğun önemini öğütledi.
Hayat ise düşüncelerin gerçek olaylar karşısında sınandığını öğretti.
Bütün bunlar bana yalnızca iyi olmayı istemenin yeterli olmadığını düşündürdü.
İyiliğin bazen davranışa dönüşmesi gerekiyordu.
Hayat Bir Çarktır
Hayatı bir çarka benzetiyorum.
Çünkü toplum birbirinden bağımsız insanlardan oluşmaz. Her davranış, başka insanların hayatında bir karşılık bulabilir.
Birileri bir şeyler yapmalı, birileri yapılanları sorgulamalı, birileri yanlışlara tepki göstermeli ve gerektiğinde bu tepkileri eyleme dönüştürmelidir.
Çarkın dişlilerinden biri kırıldığında diğerleri de bundan etkilenebilir.
Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar:
Ya Çarkın Kendisi Yanlış Çalışıyorsa?
O zaman insanın görevi yalnızca mevcut düzenin devamını sağlamak mıdır?
Yoksa gerektiğinde o düzenin yanlışlarını göstermek midir?
Bu sorunun cevabını yalnızca düşüncelerimde değil, yaşadıklarımda da aradım.
Depremin Öğrettiği Sorumluluk
Deprem, insanın hayat hakkındaki düşüncelerini bir anda değiştirebilen olaylardan biridir.
Bir felaketin ardından yaşanan acılar yalnızca o anla sınırlı değildir.
Barınma, beslenme, güvenlik, iletişim ve koordinasyon gibi sorunlar insanların hayatını uzun süre etkileyebilir.
Ben de deprem sonrasında gördüğüm sorunların tekrar yaşanmaması için elimden geleni yapmaya çalıştım.
Gördüğüm eksiklikleri dile getirdim.
Yetkililere ulaşmaya, düşüncelerimi aktarmaya ve gelecekte yaşanabilecek afetler için insanları uyarmaya çalıştım.
Beklediğim karşılığı alamadığım zamanlar oldu.
Fakat bu, sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu.
Sessiz kalmak daha kolay olabilirdi.
Ancak bir yanlışın farkında olmak, bana göre beraberinde bir sorumluluk da getiriyordu.
Günü yaşayarak geçirebilirsin ama bir sonraki günü hesaplayamadan geçiremezsin.
Bu düşünce, afetlere hazırlık konusunda olduğu kadar hayatın diğer alanlarında da geçerlidir.
Bir felaketin ardından yalnızca üzülmek yeterli değildir.
Aynı acıların yeniden yaşanmaması için neyin değişmesi gerektiğini de düşünmeliyiz.
Çarkın İçinde Kalmak, Yanlışa Sessiz Kalmak Değildir
Geriye dönüp baktığımda futbol üzerine başlayan sohbetimizin aslında aynı temel düşüncenin etrafında ilerlediğini görüyorum.
Rakibimin başarılı olmasını istemek, başkasının başarısını tehdit olarak görmemekti.
Genç futbolcunun gelişimini önemsemek, onun geleceğini kendi çıkarlarımdan ibaret saymamaktı.
Arkadaşımı yanlışından korumaya çalışmak, onun iyiliğine karşı sorumluluk hissetmekti.
Deprem sonrasında gördüğüm sorunları dile getirmek ise tanımadığım insanların geleceğine karşı da sorumluluk duyabilmekti.
Bütün bu düşüncelerin ortak noktası şuydu:
İnsan yalnızca kendisi için yaşamaz. Fakat başkaları için sorumluluk almak da onların hayatına sahip olmak anlamına gelmez.
Belki toplumun çarkını ayakta tutan şey, herkesin aynı yönde dönmesi değildir.
Belki de asıl önemli olan, bir dişli kırıldığında bunu fark eden, onarmaya çalışan ve gerektiğinde çarkın işleyişini sorgulamaktan çekinmeyen insanların bulunmasıdır.
Son Söz: Daha İyi Bir Yarın İçin
Benim dostluktan, ahlaktan ve toplumsal sorumluluktan anladığım budur.
Bütün bunların sonunda kendime sorduğum soru artık yalnızca "Ben ne yaptım?" değildir.
Benim gördüğüm bir yanlışı, yarın başka bir insanın yaşamak zorunda kalmaması için ne yaptım?
Bu deneme, bir sohbetten hareketle kaleme alınmıştır.
gidenler.me
Her yol bir hikâye…
gidenler.me
Her yol bir hikâye…
Çarkın bir dişlisi olmak mı, çarkı sorgulamak mı?


